Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Muhabbet Kafe / Facebook'a beklerim Mümin kardeşlerim
« Son İleti Gönderen: AllahımBeniAffet Nisan 22, 2017, 05:39:38 ÖS »
Allah hepimizi bağışlasın affetsin
Facebook'a beklerim Mümin kardeşlerim https://www.facebook.com/LightoftheCreater
2
DİNİ GENEL KONULAR / Hep Birlikte Kelime-i Şahadet Getirelim
« Son İleti Gönderen: AllahımBeniAffet Nisan 22, 2017, 05:35:43 ÖS »
‘’Eşhedü en la ilahe illALLAH ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulüh.’’
´Allah´tan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) O´nun kulu ve Resu­lüdür´
3
CUMA HUTBELERİ / Mümin Güvenen ve Güvenilen İnsandır
« Son İleti Gönderen: Avon Nisan 21, 2017, 02:43:57 ÖS »
Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İman edip de imanlarına hiçbir zulüm bulaştırmayanlar var ya; işte onlara eman ve güven vardır. Onlar, doğru yolda olanlardır.”
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Emanete riayet etmeyen kimsenin imanı kemale ermez. Ahde vefa göstermeyen kimse de kâmil anlamda dindar olamaz.”

Kardeşlerim!
Rabbimiz, kâinatı yoktan var etmiş, güven ve huzur dolu bir hayat kurması için varlık âlemini insana emanet etmiştir. Okuduğum ayet-i kerimede güvenli bir dünya tesis etmemizin iki şartı olduğu beyan edilmektedir. Birinci şart, imandır. Allah’a ve Resûlüne iman etmeden, mümin olmadan doğru yola erişilemez. Emaneti koruyup güvenilir bir insan olmadan da imanın hakikatine erilemez. Eman olmazsa iman olmaz, İslam yaşanamaz.

Emniyetli bir dünya inşa etmenin ikinci şartı ise imanımıza hiçbir şekilde zulmü, şirki bulaştırmamaktır. Adaleti şiar edinmek, haksızlığa göz yummamaktır. Yeryüzünün, hayatın, Allah’ın nimetlerinin ve çevremizdeki her bir insanın birer emanet olduğunu akıldan çıkarmamaktır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Güven; inançtan, imandan, ihlastan beslenir ve yüreğe yerleşir. Kalbimizde eman oluşturmadan ne kadar dış güvenlik tedbirleri alsak da evlerimizin, çarşılarımızın, okullarımızın emniyetini sağlayamayız. Gönül evimizin güvenliğini sağlama almadan, mahallemizin, şehrimizin, ülkemizin güvenliğini koruyamayız.
Mümin, önce Rabbine güvenir, ne zaman sarsılmaz bir güven kaynağı arasa, “esenlik veren ve emniyet ihsan eden” Yaratıcısına sığınır.

Sonra bu iman sayesinde kendine güveni gelişir, çevresine güven aşılayan, dürüst ve merhametli bir insan haline gelir. İman güvendir. Mümin güvenen ve güvenilendir. Rabbine, kitabına, Peygamberine güvenmeyen bir insan, kendine nasıl güvenebilir? Kendine güveni olmayana kim güvenir?

Kardeşlerim!
Bütün peygamberler insanlığı imana davet etmiştir. Onlar yeryüzünü bir eman yurduna dönüştürmek için nice zorluklara, çetin imtihanlara katlanmışlardır. Her peygamber, emanı önce kendi kalbinde, kendi hayatında bizzat yaşamıştır.
“Rabbim! senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum.” diye yakaran Hz. Yunus (a.s.), karanlık denizlerde balığın karnında emandaydı.

İbrahim Halilullah, tevhid uğruna atıldığı ateşte Allah’ın himayesiyle selamete ve güvene kavuşmuştu. O, oğlu İsmail’le birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltirken “Rabbim! Burayı güvenli bir belde yap!” diyerek Rabbinden öncelikle güven niyaz etmişti.

Hz. Yusuf (a.s.), kardeşleri tarafından kuyuya atıldığında, iffetine iftira edildiğinde hep Rabbine güvenmişti. Babası Hz. Yakup (a.s.) ve annesi yanına geldiklerinde, “Allah’ın izniyle güven içinde Mısır’a girin!” diyerek onları bağrına basmıştı. Hz. Musa ise, Allah’ın yardımı ve muhafazasıyla Firavun’un yanında güvende büyümüştü.

Aziz Kardeşlerim!
Hayatı tevhid ve tebliğ yolunda meşakkatlere göğüs gererek geçen Sevgili Peygamberimiz de hicret esnasında Sevr Mağarasında Allah’ın emanına sığınmıştı. Mağaranın ıssızlığında Sâdık dostu Ebû Bekir’e “Üzülme! Endişelenme! Zira Allah bizimle beraberdir.” diyerek güven telkin etmişti.
O, dostun da düşmanın da, yakının da uzağın da kendisine güven duydukları Muhammedü’l-Emin’di. Elinden, dilinden, halinden, gönlünden kimsenin zarar görmediği dürüst, temiz, mütevazı insandı.

Müminler olarak bize düşen, peygamberler zincirini örnek almak, Sevgili Peygamberimizin ahlakıyla bezenmek, emin peygamberin emin ümmeti olmaktır. Unutmayalım ki, güvenilir olmanın şartı imana ve Rabbimizin emanetlerine sahip çıkmaktan geçer. Ama insan emanete hıyanet ederse, huzur da, güven de yok olur. İnsan emin oldukça, haneler emin olur. İnsan emin oldukça, beldeler emin olur. İnsan emin oldukça, ülkeler emin olur. Yüreğimizdeki iman ve güven, kâinatın, tabiatın, dünyamızın emin bir yer olmasının teminatıdır.

Kardeşlerim!
Resûl-i Ekrem (s.a.s), Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri olan hilali gördüğünde “Allah’ım! Bu hilal, üzerimize bereket, iman, esenlik, güven ve emniyet getirsin.” şeklinde dua etmiştir.

Kutlu doğumun rahmet iklimini yaşadığımız bugünlerde Rabbimiz bizleri bir mübarek geceye daha ulaştırdı. Önümüzdeki Pazar akşamı Miraç gecesini idrak edeceğiz. Miraç gecesi, Resûl-i Ekrem Efendimizin önce Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya uzanan yolculuğuna şahit olan kutlu bir gecedir.

Bu vesileyle Miraç Kandilinizi tebrik ediyorum. Miraçla bütünleşen değerlerin tüm insanlığın hayrına vesile olmasını, yükseliş ve yücelişimizin nefislerimizden başlayarak dalga dalga toplumun her kesimini kuşatmasını temenni ediyorum. Mescid-i Aksa, Kudüs ve çevresinin tekrar eman ve güven yurduna dönüşmesini, insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör, şiddet, savaş ve düşmanlığın yerini barış ve huzura bırakmasını Cenâb-ı Mevlâ’dan niyaz ediyorum.
4
CUMA HUTBELERİ / HZ. Peygamber ve Güven Toplumu
« Son İleti Gönderen: Avon Nisan 14, 2017, 02:47:16 ÖS »
Peygamberimiz (s.a.s), bir gün Beytullah’ın yanındaki Safâ tepesinden Mekke ahalisine şöyle seslendi: “ ‘Şu vadinin arkasında size saldırmak üzere bekleyen bir ordu var.’ desem bana inanır mısınız?” Mekkeliler hep bir ağızdan, “Evet, inanırız. Zira sen emin bir kişisin. Güvenilir birisin. Doğruluk ve sadakat timsalisin. Biz senin yalan söylediğini hiç işitmedik.” diyerek karşılık verdiler. Bunun üzerine Rahmet Elçisi, “Ben sizi elîm bir azaba karşı uyarıyorum.” dedi. Ve Mekkeliler nezdinde bütün insanlığı Allah’a imana çağırdı. İman ile eman bulmaya, yani her türlü korku ve endişeden güvende olmaya davet etti.
 
Kardeşlerim!
Peygamber Efendimizin dünyayı teşriflerinin miladi yıldönümü olan yeni bir Kutlu Doğum Haftasına daha girmiş bulunuyoruz. Kutlu Doğum Haftası, Resûl-i Ekrem (s.a.s)’i anmaktan anlamaya şiarıyla Diyanet İşleri Başkanlığımızın tamamen kendi inisiyatifi ile başlattığı ve 1989 yılından beri kutladığı bir haftadır. Kutlu Doğum Haftası, mümin gönüllerde Peygamberimize duyulan muhabbetin artmasına, onun insanlığa takdim ettiği güzelliklerin daha iyi anlaşılmasına vesile olan, milletimiz ve gönül coğrafyamızca benimsenmiş ilmi ve kültürel bir faaliyettir. Bu hafta, hicri takvime göre idrak ettiğimiz mevlid kandilimizin bir alternatifi değildir.
 
Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. O emaneti insan yüklendi.” buyurmuştur.
 
Kardeşlerim!
İman nimetinden sonra Allah’ın bizlere lütfettiği en büyük nimet emandır. Güven nimetidir. Rabbimiz, kainatı insana emanet etmiş ve güvenli bir dünya kurmamızı emretmiştir. İnsanın insana, komşunun komşuya, işçinin işverene güvendiği bir dünyayı inşa etmemizi istemiştir. Ne hazindir ki bugün insanlık bütün bu emanetlere hakkıyla riayet edemediği için küresel ölçekte bir güven bunalımı yaşıyoruz. Bireyler ve toplumlar arası ilişkileri sarsan hâdiselerin bir türlü ardı arkası kesilmiyor. Gün geçtikçe insanın insanla ve tabiatla ilişkisi bozuluyor. Ve her geçen gün dünyamız daha da güvensiz bir hale geliyor.
 
Kardeşlerim!
Etrafımıza şöyle bir baktığımızda büyük bir kargaşa ve kaos ortamı, müthiş bir güvensizlik ve korku tablosu ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Güven ihtiyacını karşılamak için olağanüstü güvenlik önlemleri alınıyor. Teknolojinin her türlü imkanı seferber ediliyor.
 
Bugün yerküremizi kuşatan güven bunalımı öyle boyutlara ulaşmıştır ki tüm insanlığın ortak yurdu ve evi olan dünyamızın güvenliği de geleceği de büyük bir tehlike altındadır. İnsanların bitmek tükenmek bilmeyen hırs ve tamahları yüzünden tabiatın dengesi bozulmaya başlamıştır.
 
Üzülerek ifade edelim ki; tüm bu yaşanan olumsuzluklardan müminler topluluğu da kendisini koruyabilmiş değildir. Tarihte “selam ve eman yurdu” olarak bilinen İslam beldeleri bugün ahlak ve hukuk tanımayan karanlık ve kuralsız savaşların pençesinde tarumar edilmektedir.
 
Kardeşlerim!
İşte bütün bu gerekçelerle Diyanet İşleri Başkanlığımızca 2017 yılı Kutlu Doğum Haftası teması “Hz. Peygamber ve Güven Toplumu” olarak belirlenmiştir. Düzenlenecek etkinliklerle yeniden Emin Peygamber’in emin ümmeti olabilmek ve güven toplumu olarak anılabilmek için mümin gönüllerde bir bilinç ve farkındalık oluşturulmaya çalışılacaktır. Diğer taraftan insanlığın hep birlikte güvensizlik girdabına doğru sürüklendiği günümüzde güvenli, huzurlu, yaşanabilir bir dünyanın inşasına katkı sağlanacaktır.
 
Kıymetli Kardeşlerim!
Bütün peygamberlerin ortak gayesi, tevhid inancını insanlığa duyurmaktır. İmanı gönüllere yerleştirmektir. İman ile gönülleri, zihinleri, bedenleri, şehirleri, ülkeleri emana, yani güvene kavuşturmaktır. İnsanlara canın, inancın, neslin, malın ve haysiyetin emniyette olduğu huzurlu bir toplum takdim etmektir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.s)’in de, hayatı bu uğurda mücadele ile geçmiştir. O, iman ile emân; mümin ile güvenilir olmak arasında sımsıkı bir bağ kurmuştur. Mümini “Elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kişi” olarak tanımlamıştır.
 
Kardeşlerim!
Bugün emin peygamberin ümmeti olarak bizlere düşen de güvenilir müminler olmaktır. Eğer bizler güvenilir müminler olursak işte o vakit Rabbimizin emanı, himayesi bizimle olur. O, bizi her türlü korku ve hüzünden, endişe ve kederden korur. Eğer bizler güvenilir müminler olursak işte o vakit çevremizden güven bekleyebiliriz. Eğer bizler güvenilir müminler olursak işte o zaman hanelerimiz, işyerlerimiz, mahallelerimiz, şehirlerimiz, ülkemiz ve dünyamız güvende olur. Zira güvende olan bir dünya ancak güvenilir insanlar, emin müminler eliyle inşa edilecektir. Unutmayalım ki; din güvendir. Mümin güvenilendir. İnsanlık insana emanettir.
 
Kardeşlerim!
Bu vesileyle Kutlu Doğum Haftanızı tebrik ediyorum. Bu haftanın ülkemiz, milletimiz, gönül coğrafyamız ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimizden diliyorum.
 
5
Ücretsiz Kurslar / İşkur Kursları Para Kazandırıyor
« Son İleti Gönderen: emraht34 Nisan 12, 2017, 02:42:37 ÖS »
arkadaşlar, forumda yeniyim, işkur kursları para kazandırıyormuş diye bir makale okudum. Doğrumu bu?

yazıyı bulduğum linkte bu http://www.kursu.biz/iskur-kurslari
6
DİNİ GENEL KONULAR / Rivayetleri Aklamak Adına, Kur'an a Saygısızlık Yapmayalım.
« Son İleti Gönderen: halukgta Nisan 08, 2017, 06:35:17 ÖS »
Bizler yaşadığımız yanlış inançlarımızı, öyle inatla savunmaya geçiyoruz ki, bunun hesabını inanın, Allah ın huzurunda veremeyiz. Aslında bir Müslüman olarak işimiz çok kolayken, kendi ellerimizle zorlaştırıyoruz, işin içinden çıkılmaz bir hale sokuyoruz. Daha sonrada neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda da karar veremiyoruz.

Allah Kur’an da, inancımız ve bu konuda izlememiz gereken yolu anlatırken, sakın emin olmadığınız bilginin ardına düşmeyin der ve emin olacağınız kitabında yalnız Kur’an olduğunu bildirerek, Kur’an ın ipine sarılmamızı emreder. Çok daha açık bir şekilde Zuhruf 44. ayetinde, SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM diye de uyarır. Böyle bir hüküm veren Rabbimiz, Kur’an da hiç bahsedilmeyen, konusu bile geçmeyen, FIKIH inancının dine ilaveleri olan bilgilerden, hükümlerden hesaba çeker mi bizleri? Madem Allah bizleri bu şekilde uyarıyor, bunun tam tersine inancımızı yaşamak niye? İşte bunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Fıkıh inancının çok fazla etkisinde kalan bazı kardeşlerimiz bana, milletin kafasını karıştırıyorsun, ayetleri kendi kafana göre yorumluyorsun diyorlar. Böyle bir yanlış yapmaktan Rabbime sığınırım. Dinin anası, temeli olan Muhkem ayetler adı üstünde muhkem, yani şüphe duyulmayacak kadar açık ayetlerdir ve bu ayetler yoruma kapalıdır. Birisi bu ayetler üzerinde yorum yapıyorsa, ayeti amacından saptırıyor demektir. Onun için bizler muhkem ayetler üzerinde yorum yapamayız, Allah ne emrediyorsa kabul eder ve iman ederiz.

Günümüzde Kur’an ın yanında, tıpkı Kur’an değerlerinde olduğunu söyledikleri öyle rivayet bilgilere ve onun kitaplarına inanıyoruz ki, adeta bu inanç bizleri kâfirlerin safına doğru itiyor. ALLAH KUR’AN I BEN KORUYORUM DİYE BİZLERE BİLGİ VERİR ve bu kitabın vereceği bilgiler konusunda, emin olmamızı sağlar. Bunun dışından ise hiçbir bilgiyi, Kur’an ın onayından geçirmeden kabul edemeyeceğimiz konusunda, birçok uyarılar yapar bizlere. Hatta Kur’an ı kast ederek, hadi bir benzerini getirin bakalım diyerek meydan okur.

Günümüzde batılı ve hurafeyi savunmak adına, yaptığımız öyle bir yanlış var ki, bizleri günahların ve sapkınlığın zirvesine taşıyor. Hadislere dikkatle yaklaşmalıyız ve bu bilgiler hakkında, mutlaka Kur’an dan onay almalıyız dedikçe, bazı kişilerin inanılmaz sözlerle saldırıya geçmeleri ve adeta Kur’an ile rivayet hadisleri aynı kefeye koyarak, şirk koşmalarını üzülerek görmekteyiz. Bu yazımda bu yanlışa çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Bakın bir arkadaşlarımız, rivayetleri savunmak ve aklamak adına neler söylüyor.

“Kur’an ın Allah ın kitabı olduğuna dair, bir deliliniz var mı? Kur’an da günümüze rivayetlerle gelmiştir. Hadisler hakkında ileri geri konuşuyorsunuz, Kur’an da bir hadis olmadığına deliliniz nedir?”

Ben Müslüman ım diyen bir insanın, söyleyeceği sözler değildir bunlar. Kur’an ın Allah katından indirildiğine, Kur’an ın bizzat kendisinden başka delil arayanlar, zaten Allah ın istediği gibi iman etmemiş demektir. Kuşku duyulmadan iman edilecek kitabın, bilgilerin yalnız Kur’an olduğunu fark edemeyenlere, elbette gerçekleri anlatmamız mümkün olamaz. Çünkü peygamberimizde müşriklere bu gerçeği anlatamamıştı. Onun anlatamadığını, bizlerin anlatması elbette mümkün olamaz.

Kur’an ın günümüze, rivayetler yoluyla geldiğini söyleyenlere ve bunlara inananlara şunu hatırlatmak isterim. BU SÖZLER, ÖNCE ALLAH A VE DAHA SONRA ELÇİSİNE İFTİRADIR. Peygamberimiz sağlığında, Allah ın indirdiği vahiylerin tamamını kayda aldırmış, yazıya geçirmiştir. Hatta ilk önceleri yalnız ezberletildiği halde, daha sonra ezberleyenlerin ölümü, bu yöntemin tehlikeli olduğunu anlamaları üzerine, tüm ayetler kayda geçirilmiş yazılmıştır.

Peygamberimizin devrinde ayetler, Mushaf yani kitap haline getirilmemiştir. Elbette bunun nedeni vardı. Çünkü peygamberimiz yaşıyordu, yaşadığı sürece vahiy devam edeceği düşüncesi ile birleştirilip, kitap haline dönüştürülmemişti. Mushaf haline getirilmesi dört halife devrinde olmuştur. Tekrar söylüyorum, vahiylerin tamamı, peygamberimiz tarafından sağlığında kayda geçirilmiştir, onun içinde günümüze rivayetler yoluyla değil, bizzat kayıt altına alınmış ve çok daha önemlisi, ALLAH IN KONTROLÜNDE, KORUMASINDA GÜNÜMÜZE KADAR GELMİŞTİR.

GÜNÜMÜZE ULAŞAN, RİVAYET HADİSLERE GELİNCE.  BU BİLGİLERİN, SÖZLERİN HİÇ BİRİSİ PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN YAŞADIĞI DÖNEMDE KAYDA ALINMAMIŞ, YAZILMAMIŞTIR. YAZILMIŞ OLSAYDI, HADİSLER BİR RİVAYETE GÖRE DİYE BAŞLAMAZDI. Bu sözlerin kayda alınmadığının, dilden dile nakledildiğinin bir kanıtıdır, bir rivayete göre diye hadislerin başlaması. Lütfen bu konu üzerinde, dikkatle düşünelim. Hatta tam tersine, kendi sözlerinin yanlış nakledildiğini gören Allah ın elçisi,  bundan sonra Kur’an dışından bir şey benden nakletmeyin diye uyarmıştır. Elbette bunun nedeni, Kur’an ın kayda geçirilmiş olması, yanlış nakledilmesi durumunda, karşısındaki kişinin bu bilginin doğru olup olmadığını, kontrol etme şansının olduğu gerçeğidir. Dört halife devrinde de hadisler kayda geçirilmemiş, hatta peygamberimizin hadis nakli yasağı, bu dönemde de titizlikte uygulanmıştır. Günümüze ulaşan hadislerin ise, peygamberimizin ölümünden ve dinin mezheplere bölünmeye başlamasıyla, yaklaşık 250 yıl sonra, halkın arasında dolaşan sözlerin/rivayetlerin bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. SİZCE BU BİLGİLER NE KADAR DOĞRU OLABİLİR? BU BİLGİLERE GÖRE İMANIMIZI YAŞAYABİLİR MİYİZ? Yaşayamayacağımızı Kur’an söylüyor. Elbette kimin sözlerine inanılacağı konusu, sizlere kalmıştır. İmtihan olmanın gerçeği de budur.

Ne yazık ki bugün bizler bu gerçeği anlamak istemiyoruz. Öyle yanlışlar yapıyoruz ki, cahiliye dönemindeki müşrikleri aratmıyoruz. Atalarımızın inancını aklamak ve tıpkı Kur’an değerini onlara vermek için, Kur’an ın günümüze rivayetler yoluyla geldiğini, onun içinde rivayet hadislerden şüphe duymamızın, yersiz ve yanlış olduğunu savunabilmekteyiz. Çok daha ilginci, Kur’an ın da bir hadis olmadığına deliliniz nedir diyebiliyoruz. Hadis kelime anlamı olarak söz, haber, bilgi anlamındadır. Kur’an da da geçer, örneklerini verelim.

Casiye 6: İşte şunlar, Allah'ın ayetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz. ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE (SÖZE) İNANACAKLAR? (febi-eyyi hadîśin) (Süleyman Ateş meali)

Araf 185: Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? PEKİ, BUNDAN SONRA ARTIK HANGİ SÖZE İNANACAKLAR. (febi-eyyi hadîśin ) (Diyanet meali)

Bu ayetlerden de açıkça anladığımız gibi hadis, söz, bilgi anlamındadır. Allah da bizlere rehber olacak güvenilecek sözlerin/hadislerin yalnız Allah ın hadisleri olduğunu apaçık söylüyor ve bakın ne diyor tekrar hatırlayalım.

—ALLAH’TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ HADİSE (SÖZE) İNANACAKLAR?

— PEKİ, BUNDAN SONRA ARTIK HANGİ SÖZE/HADİSE İNANACAKLAR.

Ama bizlerin uslanmaz nefisleri, atalarımızın inancını aklamak ve yaşamak adına, Allah ın hadislerini/sözlerini görmezden gelerek, Kur’an ın ayetleriyle, rivayetler yoluyla bizlere ulaşan ve asla emin olamayacağımız sözleri/hadisleri, Allah ın sözleri/hadisleriyle eş tutabiliyoruz. Allah bizleri affetsin.

Değerli din kardeşlerim, ömür hızla akıp gidiyor. Emaneti teslim etmeden, imtihanımızı tamamlamadan önce, gelin yalnız Kur’an ın ipine sarılalım ve onu anlayarak, düşünerek okuyalım. Bizlere öğretilen sözleri/hadisleri de mutlaka Kur’an ın süzgecinden geçirelim. Kur’an ın onayını alan her bilgi, elbette başımızın tacıdır, bizlere örnektir. Ama Kur’an dan onay almayan her bilgi de, inancımız için fitnedir, bizleri dinden uzaklaştırıp, kâfirlerin safında yer almamızı sağlar.

İMAN, İNANÇ GÜVEN VE SADAKATLE OLUR. BİZ İMAN EDENLER, KUR’AN IN ALLAH KATINDAN GELDİĞİNE VE ALLAH TARAFINDAN KORUNDUĞUNA İNANDIK, İMAN ETTİK. Kur’an asla rivayet değil, Allah katından bizler için HAK OLAN, ALLAH IN HADİSLERİ, SÖZLERİDİR. Onun dışından yol gösterici sözler/hadisler aramayalım. ÇÜNKÜ ALLAH KUR’AN IN DIŞINDAN, HADİSLERE/SÖZLERE SAKIN İNANMAYIN DİYE, BİZLERİ UYARMIŞTIR. ALLAH IN RESULÜDE YALNIZ KUR’ANA UYMUŞ VE YALNIZ KUR’AN İLE ÜMMETİNE HÜKMETMİŞTİR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Bakın Allah ın elçisi, ben yalnız bana vahyedilene yani Kur’an a uyarım diyor. Sizler yalnız peygamberimizin uyduğu vahye uymuyor musunuz? Karar sizlerin.

Ahkaf 9: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. (Diyanet vakfı meali)

Ankebut 18: “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Diyanet meali)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/





7
CUMA HUTBELERİ / Zulüm Ebedi Değildir
« Son İleti Gönderen: Avon Nisan 07, 2017, 04:34:08 ÖS »
ZULÜM EBEDİ DEĞİLDİR
Yüce Rabbimiz, şöyle buyuruyor: “İçinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte hepimize şu uyarıyı yapıyor: “İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”

Kardeşlerim!
İslam coğrafyası uzun zamandan beri adeta kara bulutlarla kuşatılmış durumda. Bir taraftan Afrika’da hüküm süren kıtlık ve kuraklık neticesinde on binlerce çocuk açlıktan ölürken, maalesef on binlerce insan ölüme doğru gidiyor. Diğer taraftan yanı başımızda yıllardır devam eden savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. Bombaların, kimyasal silahların altında kadınlar, çocuklar, masumlar can vermeye devam ediyor.

Aziz Kardeşlerim!
Daha birkaç gün evvel Suriye’nin İdlib kentinde insaf ve vicdanı körelmemiş herkesin yüreğini derinden dağlayan bir katliama tanık olduk. Kimyasal silahların hedefi olan çocukların yürek yakan feryatlarına hüzünle şahit olduk. Ancak bu vahşet ne kadar vahim ise, insanlığın bu zulme, bu katliama ses çıkarmaması daha da vahimdir. Bu vahşeti durdurmak için hiçbir çaba harcamaması bundan daha ağır bir vebaldir. Şu bir gerçek ki, mazlumların hayatını kaybetmesinden daha acı olanı insanlığın vicdanını kaybetmesidir. Çekilen sıkıntılara, yaşanan acılara, işlenen zulümlere karşı her geçen gün duyarsızlaşmasıdır.

Kardeşlerim!
İslam’a inanmış müminler olarak bu dehşet karşısında insanlığımızdan utanıyoruz. Rahmet Peygamberi (s.a.s)’in,
yani “Zalimin zulmünü önlemedikçe size de kurtuluş yoktur.” ikazı karşısında sarsılıyoruz. Mazlumlara karşı insanlık görevimizi, kardeşlik sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getirememiş olmanın hicabını derinden yaşıyoruz. Ancak her hâlükârda biliyoruz ki; bize düşen, imanımızı, umudumuzu ve cesaretimizi yitirmeden tek yürek olarak mazlumun yanında yer almaktır, zalime karşı durmaktır.

Kardeşlerim!
Unutmayalım ki, kötülüğün sıradanlaştığı, şiddete aldırış edilmez olduğu vakit zulüm sadece mazlumu vurmakla kalmaz, bütün insanlığı kuşatır. Küresel zulüm günahından her insan nasibini alır.
8
Hastalıklar Tedavileri / Nasır Tedavisi Şimdi Daha Kolay
« Son İleti Gönderen: Avon Nisan 02, 2017, 10:29:23 ÖÖ »
Nasır Nedir?
Tüm canlılarda görülen bir sorun olup, sadece insanlar değil aynı zamanda özellikle yük ve binek hayvanlarında kullanılan malzemeler havyanın cildine çok fazla sürtmesi sonucu nasır problemine neden olmaktadır. burada ortaya çıkan durum sorunun bir tür deri hastalığı olduğu ve deride sürtünmeye bağlı sertleşme ortaya çıkmaktadır. Bu sürtünme önlem alınmadığında hastalığa dönüşmektedir.

El ve Ayaklarda Sık Görülür
Özellikle ilerleyen yaş ile birlikte insanların el ve ayaklarında daha belirgin hale gelmektedir. İlk başlarda sadece deride sertleşme olarak görülürken ilerleyen süreçte dayanılmaz ağrıların ortaya çıkacağı bir hastalık haline gelmektedir. Ellerde daha çok parmak aralarında görülürken, ayaklarda ise üstü, altı ve yanları sürekli bu riski taşımaktadır.

Cildin Sürtünmesine Bağlı Oluşur
Nasıl neden olur, nasıl önlem almak gerekir? şeklinde sorunlara öncelikle cildinizi sürtünmeye karşı koruma altına almalısınız. Bu sürtünmeye bazı örnekler vermek gerekirse öncelikle kullandığınız ayakkabının sizin ayağına tam anlamı ile uygun olmaması, ayağın belli bir kısmının üzerine basmak gibi hatalı davranışlar ön plana çıkmaktadır.

Ayakkabı Numarası Çok Önemlidir
En önemli nedenlerinden birisi kişinin ayağına uygun ayakkabı giymemesi ile oluşur. Öyle ki bir numara büyük olan ayakkabı ayaklarınızın sürtünmesine neden neden olur. Hele bir de uzun süre yürüyen biriyseniz her geçen gün nasırlaşma yönünde katkı sağlamış olursunuz. O nedenle mutlaka ayağımıza uygun, çok geniş yada dar olmayan mümkünse spor ayakkabılar kullanın.

Çorapsız Ayakkabı Giymek Nasır Riskini Artırır
Son yıllarda moda haline gelen çorapsız ayakkabı giyimi maalesef nasır riskini artırmaktadır. Çünkü sürtünmenin etkisi daha fazla görülmekte ve uzun yürüyüşler yapan biriyseniz bu sorunla karşılaşmanız daha kısa süreye inmektedir.

Kalem Tutan Ellerde de Sık Görülür
Ellerde oluşmasının nedeni ise çok yazı yazanlar ile özellikle yük taşıyan insanlarda oluşan sürtünmeye bağlı olarak cilt kendini koruma için sertleşme görülür. Vücudumuzda en sık görülen bölgeler el ve ayaklar olup, biraz dikkat edilmesi, gerektiğinde önlem alınması ve çok ilerlemeden temizlenmesi hastalık haline gelmeden çözmek için yeterlidir.

Cildin Kalınlaşması (Vücudun Kendini Savunma Mekanizması Sonucu Oluşur)
Yaratılmışların en şereflisi olan insan öylesine üstün özellikleri taşıyor ki öğrendikçe şaşırıyorsunuz. Aslında nasıl bir sorun değil, vücudun kendini korumak için kullandığı bir silahtır. Yani sizin sağlığınızı korumak için deriyi kalınlaştırıyor. Tabii ki bu sürekli hale geldiği zaman cildin altında Nidus dediğimiz sadece 1 mm genişliğinde bir nokta oluşmaktadır. İşte bu insanın dayanılmaz ağrılar yaşamasına neden olan hastalığın en önemli kısmıdır.

Ağrı Yapar mı?
İlerleyen hastalarda ortaya çıkan Nidus yani deri altındaki 1 mm çapındaki nokta ciltten gelen baskıyı 100 kat artırarak dayanılmaz bir ağrıya neden olmaktadır. İlk bakışta geniş bir alana yayıldığı görülen nasır aslında huni benzeri bir yapıda olup, aldığı baskıyı Nidus noktasına iletmektedir.

Nasıl Nasıl Geçer?

Ağrılı sürece geldiğinizde artık kendi kendine geçme imkanı neredeyse yok denecek düzeydedir. Yani artık müdahale gerekmektedir. Bunun için bireyler ve kurumlar farklı öneriler ve ürünler çıkarıyor olsa da bilimsel olanı deri altındaki Nidus dediğimiz ve ağrıya neden olan noktanın çıkarılması ile mümkün olmaktadır. Bir çok yöntem yüzeysel tedavi imkanı sağlamadı nedeniyle maalesef Nidus adı verilen noktaya ulaşma imkanı bulunmamaktadır.

Radyo Frekans İle 1 Dakikada Nasır Tedavisi
Şimdi size güzel bir haber vermek istiyorum. Yaşadığınız sorundan ve ağrılarından kurtulmak için sadece 1 dakika içinde yapılan kısa adı RF (Radyo Frekans) yöntemini incelemenizi rica edeceğim. Sağlık alanında çok sık kullanın RF son olarak nasır tedavisinde denenmiş ve büyük başarı elde edildiği için yaygınlaşmaktadır. Medicalart genel cerrahi uzmanı Op. Dr. Atilla KAYA tarafından geliştirilen bu uygulamada nasır ve nidus dediğimiz ağrıya neden olan nokta ameliyatsız ve ağrısız alınmaktadır. Sadece 1 dakika gibi kısa bir sürede yapılmakta ve asla tekrarlama riski bulunmuyor.

Nasıl Yapıldığını Görmek İstersen İZLE
Evet arkadaşlar yukarıda kısaca bildi verdiğimiz Radyo Frekans Nasır Tedavisinin nasıl yapıldığını aşağıda yer alan gerçek tedavi anında çekilmiş görüntülerden izleyebilirsiniz.

https://www.ideaklinik.com/ameliyatsiz-nasir-tedavisi.html
9
CUMA HUTBELERİ / Rağbetimiz Rabbimize Olsun
« Son İleti Gönderen: Avon Mart 31, 2017, 03:00:09 ÖS »
RAĞBETİMİZ, RABBİMİZE OLSUN!
Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bizleri rahmet iklimi üç aylara ulaştırdı. Dün gece Ramazan’ın müjdecisi olan Regaip kandilinin coşkusunu hep birlikte gönülden hissettik. Bugün ise bir taraftan Recep ayının bereketini, diğer taraftan da haftalık bayramımız olan Cumanın sevincini yaşıyoruz. Allah Resulü (s.a.s) bu mevsimler geldiğinde, “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını bizlere mübarek eyle! Bizleri sıhhat ve afiyet içerisinde imanla Ramazan’a ulaştır!”  diye dua ederdi. Yüce Rabbimiz, Recep ve Şaban’ı milletimiz ve âlem-i İslam için mübarek kılsın. Her türlü kötülüklerden korunmuş olarak Ramazan ayına kavuşmayı hepimize nasip eylesin.

Aziz Kardeşlerim!
Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de “İnşirah” adında muhteşem bir sure vardır. İnşirah; kalbin açılmasıdır. Göğsün genişlemesidir. Gönlün ferahlaması ve sükûnet bulmasıdır. İnşirah suresi, Allah Resulü ve ashabının çok büyük zorluklar çektiği bir zamanda nazil olmuştur. Bu sure, Resul-i Ekrem (s.a.s) Efendimizin şahsında bütün müminlerin kıyamet sabahına kadar kalplerinin nasıl inşirah bulacağını, nasıl huzura kavuşacağını haber vermiştir. Sırtımızdaki ağır yüklerden nasıl kurtulacağımızın, şanımızı, şerefimizi nasıl yücelteceğimizin, zorluklarımızı kolaylıklara nasıl dönüştüreceğimizin yollarını göstermiştir.
Şöyle buyurur Rabbimiz, İnşirah Suresi’nde: “Habibim! Biz, senin göğsüne inşirah vermedik mi? Belini büken yüklerinden seni kurtarmadık mı? Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi? Elbette zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse bir işi bitirince hemen başka bir işe koyul! Ve rağbetin yalnızca Rabbine olsun!” 

Kardeşlerim!
Surenin son iki ayetinden öğrenmekteyiz ki; kalplerimizin inşirah bulmasının, sırtımızdaki ağır yüklerden kurtulmanın, şanımızı yüceltmenin, zorluklarımızın kolaya dönüşmesinin iki şartı vardır. Birincisi, Rabbimizin فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ “Çalış, çabala, gayret et, üret!” emrine riayet etmektir. Yani şu kısacık hayatımızı boşa geçirmemektir. En değerli sermayemiz olan ömrümüzü beyhude tüketmemektir. İyilik için, doğruluk için, faydalı işler için çabalamaktır. Yeryüzünü daha yaşanabilir hale getirmek için gayret göstermektir. 

Aziz Müminler!
İnşirah suresindeki müjdelere nail olabilmenin ikinci şartı ise وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ “Sadece Rabbine yönel!” âyeti gereğince Allah’a rağbet etmektir. Regaip kandilinde en çok üzerinde durmamız gereken husus Rabbimizin bu emri olmalıdır. Yani Allah için çalışmaktır. Allah için koşturmaktır. Allah için yorulmaktır. İstek ve dileklerimizi, arzu ve tutkularımızı Allah’a yöneltmektir. Şan ve şöhreti, makam ve mevkii, mülk ve serveti değil, Rabbimizin rızasını amaçlamaktır. 

Değerli Kardeşlerim!
Bugün de Müslümanlar olarak çok zor süreçlerden geçiyoruz. Her müminin kalbinin sıkıştığı bir dönemdeyiz. İnşiraha en çok muhtaç olduğumuz bir zamandayız. Sırtımızdaki ağır yüklerden kurtularak huzura kavuşmanın ihtiyacı içindeyiz. Öyleyse geliniz kardeşlerim! Bu uğurda azimle gayret edelim. Hayatımızı heva ve heveslerimiz doğrultusunda değil, Rabbimizin rızası için yaşayalım. Hak, hakikat, adalet ve iyilik için, insanlık için daha fazla çalışmaya, daha fazla yorulmaya çaba gösterelim.

İşte o zaman Cenabı Hakk, kalplerimize inşirah verir. Sinemizdeki ağır yüklerden bizleri kurtarır. Günah kirlerinden arındırır. Bütün zorluklarımızı kolaylaştırır. İşte o zaman Rabbimiz, özgürlüğümüzü elimizden alan bütün kötülüklerden bizi korur. Meşakkatlerimizi rahmete dönüştürür. Şanımızı yüceltir. Bizi yeniden aziz bir ümmet eyler.
   Kardeşlerim!
   Yüce Rabbimiz, hidayete davet etmesi için Musa (a.s.)’ı Firavun’a gönderdiğinde Hz. Musa,
رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪ي  “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver! İşimi kolaylaştır.”  diye dua etmişti. Bugün bizler de Musa (a.s.) gibi Rabbimize niyaz ediyor ve diyoruz ki:

Rabbimiz!  Gönüllerimize inşirah lütfeyle! Zorluklarımızı kolaya dönüştür. Bizleri her nefesini senin yolunda tüketenlerden eyle!
Allah’ım! Bizleri göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimizin eline bırakma! Rağbetimizi, isteklerimizi, arzularımızı, tutkularımızı sadece senin rızanı aramaya vesile kıl!
Rabbimiz! Şanımızı yücelt! İslam ümmetini yeniden aziz bir ümmet eyle!
10
DİNİ GENEL KONULAR / Kur'an ın Bizlere İndirilme Amacını Doğru Anlamalıyız.
« Son İleti Gönderen: halukgta Mart 29, 2017, 11:40:23 ÖÖ »
Biz Müslümanlar olarak acaba, Kur’an ı gereği gibi tanıyor muyuz? Kur’an ın indirilme amacını biliyor muyuz, burası çok önemli. Eğer bunun farkında değilsek, ondan gereği gibi faydalanmamızda mümkün olmayacaktır. Bir okurum bana şöyle bir soru sormuş, aslında bu soru, bizlerin Kur’an gerçeklerini anlamadığımızı ve bizlerin Kur’an dan gereği gibi faydalanamadığımızı gösteriyor.

“Allah Kur'an ı düşüne düşüne okuyun diyor ama meali düşüne düşüne okuyun demiyor, yanlış mı anlıyorum acaba.”

Bunu söyleyebiliyor ya da düşünebiliyorsak, bizler Kur’an ın ne olduğunu bilmiyoruz ve indiriliş sebebini de anlamamışız demektir. Allah Kur’an ı neden Arapça indirdiğini anlatırken, siz Arap bir toplumsunuz, onun için Arap bir peygamber ve sizin dilinizden bir rehber Kur’an gönderdim diyor. Açıklamasını da yaparken, böyle indirmemizin nedeni anlayasınız ve üzerinde düşünmeniz içindir diyor. Konuyu Allah kullarının daha iyi anlayabilmesi içinde, daha da net bir açıklama yaparak, eğer anladığınız dilden Kur’an ı göndermemiş olsaydım, Arap bir topluma, başka dilde bir Kur’an mı gönderdin diye itiraz ederdiniz diye de açıklama yapıyor. Bu bilgileri Kur’an dan öğrenen bir Müslüman, sizce bana sorulan bu soruyu sorması normal mi? Yorum sizlerin.

Kur’an dendiğinde, aklımıza ne gelmelidir. Sanırım aklımıza gelmesi gereken, bizlerin sorumlu olduğu Allah ın hükümleri, yerine getirmemiz gereken kuralların açıklandığı, bir rehber kitap olduğu aklımıza gelir. Örneğin şunu söyleyebilir miyiz; Bu emirleri Türkçe tebliğ alamayız, özellikle Arapların tebliğ aldığı gibi Arapça tebliğ almalıyız, diyen var mı aramızda? Eğer evet Arapça okumalı ve Arapça tebliğ almalıyız, yoksa Kur’an okumuş sayılmayız, diyorsa bir Müslüman,  bu kişi Kur’an ın evrenselliğine inanmıyor, Kur’an ı Allah ın neden Arapça indirildiğini de bilmiyor demektir. Buna inanan bir Müslüman ın, Kur’an gerçekleri ile buluşması da mümkün olmayacaktır.

DEĞERLİ DİN KARDEŞLERİM, BİZLER KUR’AN I SEVAP KAZANMAK İÇİN OKUMAMALIYIZ, YOLUMUZU ŞEYTANIN YOLUNDAN UZAKLAŞTIRIP, ALLAH IN DOĞRU YOLUNA YÖNELMEK İÇİN OKUMALIYIZ. OKUYARAK DEĞİL, KUR’AN HÜKÜMLERİNİ YAŞAYARAK, HAYATIMIZA GEÇİREREK SEVAP KAZANABİLİRİZ. KUR’AN BİZLER İÇİN REHBERDİR. BUNU YAPABİLMEK İÇİNDE ANLADIĞIMIZ DİLDEN OKUYUP, KUR’AN I HAYATIMIZA GEÇİRDİĞİMİZDE, ALLAH IN İSTEDİĞİ BİR KUL OLACAĞIMIZI ARTIK FARK EDELİM.

Söyle düşünün lütfen, okulda öğretmen öğrencilerine, bu dili bilmedikleri halde, Çince bir kitap dağıtıp, bu kitaba çalışın, sizleri bu kitaptaki bilgilerden imtihan yapacağım 3 ay sonra demiş olsa, öğrencilerin tavrı ne olurdu öğretmenlerine karşı? Elbette öğrenciler ciddiye almaz, öğretmenlerinin şaka yaptıklarına inanır, güler geçerlerdi. Böyle bir durumda öğrencilerin, hocalarına takınacağı kesin olan bu tavrı, lütfen bizlerde Kur’an için söylenen aklın ve mantığın kabul etmediği bu düşüncelere karşı, aynı mantıkla cevap verelim. Yoksa yanlış da ısrar eder, kendimizi kandırırız.

Bizlere öyle yanlış bilgiler öğretiyorlar ki, ARAPÇANIN CENNET LİSANI OLDUĞU SÖYLENİYOR. Böyle yanlış bilgilere inandığımız sürece, yanlış inançların peşi sıra gitmemiz kaçınılmaz olacaktır. Allah indirdiği hükümleri, kanun ve kuralları anlayabilmemiz ve üzerinde düşünebilmemiz için, gönderdiği tüm kitapları, o toplumun dilinden indirmiştir. ÖRNEĞİN İNCİL ARAMİCE DİLİNDE, TEVRAT İBRANİCE İNDİRİLMİŞTİR.  Bugün bu kitaplara inanan toplumların hepsi, kitapları kendi dillerinden okumaktadırlar. Hiç kimse bilmediği dilden okumaya çalışmamakta ve inandıkları kitapta Allah ın ne anlattığına, ne istediğine toplumlar önem vermektedir. Yani hiçbir ülke kendi dillerine çevrilmiş kutsal kitapları hakkında, bu orijinal dilinde değil, bu asıl İncil sayılmaz gibi düşünceyi akıllarından bile geçirmiyorlar. Peki, bizler nasıl düşünebiliyoruz, işte onu anlamak mümkün değil.

İlginçtir bizlerin tartıştığı bu konuyu, yüzlerce yıl önce Müslüman toplumlar, yaşadığı devirde sormuşlar, tartışmışlar ve açıkça peygamberimizden bile cevap almışlar. Yani kendi dili Arapça olmayan ülkeler, bizler Arapça bilmiyoruz, doğru telaffuz edemiyoruz ayetleri, onun için kendi dilimize çevirebilir miyiz, diye Allah ın Resulüne sorduklarında, elbette kendi dilinizden okuyabilirsiniz cevabını almışlardır. BU DURUMDA BİZLER NASIL OLURDA KUR’AN I ARAPÇA OLDUĞUNDA KUR’AN, TÜRKÇE YAZILDIĞINDA KUR’AN DEĞİL DERİZ.

Kur’an Allah ın emirleri, hükümleri, yol gösteren rehberidir. KUR’AN YAZILAN DİLİ DEĞİLDİR. KUR’AN   MANADIR, ANLAMIDIR. Önce bu gerçeğin bilincinde olalım ve o yaman aldatıcıların esiri olmayalım. Bakın İmamı Azam Kur’an ın ne olduğunu nasıl anlatıyor. Ders alabilenlere ne mutlu.

“İmamı Azam görüşünün Hanefi FUKAHASINCA ayrıntılanan gerekçesi söyle özetlenir.
 
KURAN KÂĞITLARDA YAZILMIŞ VE BİZİM OKUDUĞUMUZ LAFIZLAR DEĞİLDİR. ESAS KURAN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR Kİ, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS KURAN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR. Hiç kuskusuz O,öncekilerin Zübürlerinde de vardı buyrulması da bu gerçeği gösterir.
 
O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KURAN I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARDAKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.”

Allah bizlere Kur’an ı düşüne düşüne okuyun diyorsa, emrettiği hükümleri anlayarak, içimize sindirip ne anlama geldiğini kavrayabilmemiz için düşünmemizi ister. Bu emri Araplar Arapça okuyacak ki anlasın ve yerine getirsin, Türkler Türkçe okusun ki gereğini yapsın, İngilizler İngilizce okuyacak ki, hayatlarına geçirsin. Bunu eğer hala anlayamıyor da,  KUR’AN YALNIZ ARAPÇA OKUNDUĞUNDA KUR’AN DIR DİYORSAK, KENDİMİZİ ALDATMIŞ OLURUZ. AYRICA KUR’AN İLE ARAMIZA YÜKSEK BİR DUVAR ÖREREK, KUR’AN GERÇEKLERİNDEN DE UZAKLAŞIRIZ, ALLAH IN EMİRLERİNDEN HABERSİZ YAŞARIZ. Tabi o zaman rivayetleri, hurafe ve batılı FIKIH inancını din zannederiz. ŞUNU NASIL DÜŞÜNEMİYORUZ, EĞER BİZLER KUR’AN I ANLAMADAN ARAPÇA OKURSAK, ALLAH IN EMRİ OLAN DÜŞÜNE DÜŞÜNE OKUYUN EMRİNİ, NASIL YERİNE GETİRECEĞİZ? YORUM SİZLERİN.

Bugün dilimize çevrilen hadisleri düşünün lütfen, hepsi orijinali Arapçadır. Bu bilgilerin, sözlerin Türkçeye çevrilmesinden hiç birimiz şikâyetçi değiliz. HİÇ BİRİMİZ HADİSLER HAKKINDA, KUR’AN A TAKINDIĞIMIZ TAVIRDA OLDUĞU GİBİ, BUNLAR ORİJİNAL DEĞİL, GERÇEK HADİS SAYILMAZ, ÇÜNKÜ HADİSLERİN ORİJİNALİ ARAPÇADIR, TÜRKÇEYE TAM OLARAK ÇEVRİLEMEZ demiyorsak, lütfen çok değil biraz aklımızı başımıza toplayalım ve bizleri Allah ile aldatanların artık tuzağına düşmeyelim. Haşa Allah tüm aleme, rehber olsun diye gönderdiği Kur’an ı, başka dillere tam olarak çevrilemeyecek şekilde gönderip, daha sonrada tüm kullarını asla Kur’an dan sorumlu tutmaz. Beşerin kitaplarına, sözlerine dahi göstermediğimiz bu saygısızlığı, haksızlığı lütfen Allah ın NURUNA, FURKANINA göstermeyelim.

Ne yazık ki toplum olarak, bu hatayı yapıyoruz. Bu yanlışa inandığımız içindir ki, Kur’an ı anlamadan okuyor ve Allah ın uyarılarını ilk elden alamıyoruz. ALLAH İLE ARAMIZA BİR BAŞKASINI SOKUP, KUR’AN I ONLARIN DÜŞÜNCE VE ANLAYIŞLARINA GÖRE ANLADIĞIMIZ İÇİNDE, TOPLUM OLARAK NE YAZIK Kİ ALDATILIYORUZ VE KİŞİLERİN YANLIŞLARINI BİZLERDE YAPIYORUZ. Allah elçisine bile, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer der Kur’an da. Çok daha ilginci elçisine hitaben, yarattığım kulumla aramdan çekil diyerek, Allah ile kulunun arasında hiç kimsenin olamayacağını bizlere anlatmıştır. Ders alabile ne mutlu.

Saygılarımla
Haluk Gümüştabak


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek