Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
DİNİ GENEL KONULAR / YAHUDİLEŞTİRİLMİŞ MÜSLÜMANLARDAN OLMAK İSTEMİYORSANIZ..
« Son İleti Gönderen: halukgta Ağustos 19, 2017, 02:10:16 ÖS »


—Allah Kur’an da, nelerin haram olduğunu saymış ve bunların dışında her temiz şey sizler için helaldir demiştir. Bugün Allah ın saydığı haramların dışında, fıkıh inancının Müslüman toplumuna dayattığı, tek tırnaklı, çift tırnaklı, yırtıcı kuşlar, denizden çıkan kalamar, karides, midye, ıstakoz türü şeylerinde haram olduğu anlatılır. BU BİLGİLERİN TAMAMI, YAHUDİLERİN İNANÇLARINDAN BİZLERE GEÇMİŞTİR.

—Allah Kur’an da kadınların ay halinde, ibadet yapamayacağını, oruç tutamayacağına hükmetmemiştir. Bu yasak YAHUDİLERİN İNANCINDAN, BİZLERİN BEŞERİ FIKIH İNANCINA GEÇMİŞTİR.

—Allah kadın saçlarını örtmelidir, ya da çarşaf giymelidir şeklinde asla bir emir Kur’an da vermemiştir. Bu inanç YAHUDİLERİN İNANÇLARINDA VARDIR VE ORADAN BİZLERE GEÇMİŞTİR. HATTA KADIN ÇARŞAF GİYMELİ VE PEÇE TAKMALIDIR DİYE İNANIRLAR.

—Hz. Âdem in eşinin ismi, HAVVA ismiyle Kur’an da geçmez. Daha doğrusu Allah ın elçilerinin eşlerinden, isim olarak bahsedilmez. Onun içinde Hz. Âdem den bahsederken, onun eşi diye geçer. İLGİNÇTİR BUGÜN NEREDEYSE HEPİMİZ, HZ ÂDEMDEN BAHSEDERKEN, EŞİNİN HAVVA OLDUĞUNU SÖYLERİZ. BU BİLGİDE YAHUDİLERİN ELLERİNDEKİ, TAHRİF EDİLMİŞ KİTAPLARINDA GEÇER. NEDEN BU BİLGİLERİ SORGULAMA GEREĞİ DUYMUYORUZ? YOKSA DİN VE İMAN ADINA, SORUMLU OLDUĞUMUZ KİTAPLARIMI KARIŞTIRDIK.

—Yahudi inancında dinin kaynağı, yalnız Tevrat değildir. Yazılı yani Tevrat, rivayet yoluyla sözlü kendilerine ulaşmış inanç, fıkıh inançları olan TALMUD olduğu kabul edilir. Bu inanç sistemi de bizlere Yahudilerden geçmiş ve dinin ana kaynakları olarak, yalnız Kur’an yetersiz görülmüş ve sözlü rivayet yoluyla ulaşan bilgiler, yani FIKIH inancıda dinin temel ana kaynakları olarak kabul edilmiştir.

— Kur’an zina yapan erkek ya da kadın ayırmadan, nasıl bir ceza verileceğinden bahseder ve anlatır. Bu konuda apaçık ayet olduğu halde, hala zinanın cezası aslında Kur’an dada RECM EDİLMEKTİ AMA KUR’AN A GEÇMEDEN KAYBOLMUŞ, diyecek kadar Kur’an a saygısızlık yapıyoruz. ZİNANIN RECM, YANİ TAŞLANARAK ÖLDÜRME İNANCI, YAHUDİLERİN İNANÇLARIDIR VE NE YAZIK Kİ BU İNANÇ ONLARDAN BİZE GEÇMİŞTİR. TABİ AÇIKÇA KUR’AN A SAYGISIZLIK YAPARAK. Hâlbuki Allah, Kur’an ı biz koruyoruz ve hiçbir eksik yoktur dediği halde, Allah ın kelamını dinlemek yerine, Yahudi inançlarını, Kur’an ın önüne geçirmekten çekinmiyoruz.

—Erkeklerin sünnet olma konusu, Kur’an da tek kelime bile geçmez, bahsedilmez. BU İNANÇTA MÜSLÜMAN TOPLUMLARINA YAHUDİLERİN İNANÇLARINDAN GEÇMİŞTİR. İlginçtir, Müslüman olmak isteyen bir kişiye erkekse, önce Müslüman olmak istiyorsan sünnet olmalısın denmektedir. Ne kadar ilginç ve düşündürücü değil mi sizce. ALLAH IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN DA, TEK KELİME BİLE GEÇMEYEN BİR HÜKÜM, NASIL OLURDA MÜSLÜMAN OLMANIN İLK ŞARTI OLUR.

— Herhangi bir Müslüman a sorduğunuzda, insanların canını alan meleğin adı nedir deseniz, hiç düşünmeden AZRAİL diye cevap verir. Hâlbuki AZRAİL ismi Kur’an da hiç geçemez. Kur’an da insanların canını alan melek, ölüm meleği diye geçer. Ne yazık ki bu isimde, Yahudilerin FIKIH inancından, Yahudi din âlimlerinin/hahamların yazdığı kitaplarda geçer.

—Camilerde kadın ve erkeklerin, ayrı yerlerde ibadet etme geleneği de Yahudilerden bizlere geçmiştir. Yahudilerde sinagoglarda, ayrı yerlerde ibadet ederlerdi. Yahudilerde kadınlar ve erkekler bir arada oturmaz. Kadınların yeri genelde, arka bölümde yer alır. Erkek ve kadın arasında perde ile kapatılırdı. Günümüz Yahudileri bu adaletsiz ve yanlış inancı terk etmiş, kadınlar ve erkekler kendilerine ayrılan yerlerde oturmaya başlamışlardır. Bu inancında bizlere, Yahudilerden geçtiği çok açıktır. Çünkü Kur’an ın böyle bir emri asla yoktur.

— Hatim, baştan sona okunma anlamındadır. Allah Kur’an ı anlayarak ve yavaş yavaş okumamızı, üzerinde düşünmemizi ister. Kısa bir zaman içinde, baştan sonuna kadar okuyup bitirmek, yani hatim etmek, Kur’an ı okuma amacına uygun değildir. Kur’an ı okumamızdaki amaç, sindire sindire ayetlerin ne anlattığını kavramaktır asıl amaç. Onun için Kur’an bir seferde indirilmemiştir.  İslam da “Kuranı hatmetme, hatim indirme âdeti gelenek ve anlayış olarak, Yahudilikten alınmadır. YAHUDİLİKTE “SİMRA TARA” ADIYLA ANILAN BU GELENEK DE, TEVRAT HER YIL BİR KEZ HATMEDİLİR OKUNUR VE BUNUN SONUNDA’DA BAYRAM YAPILIRDI. “Abdurrahman Küçük-Günay Tümer–Dinler Tarihi.”

—Birlikte yaşayan iki erkek kardeşten birisi, oğlu olmadan ölürse, diğer kardeşin yengesiyle evlenmesi gerektiği geleneği, hala bazı bölgelerimizde uygulanmaktadır. BU İNANÇTA YAHUDİ İNANCIDIR, KANIMIZA KADAR İŞLEMİŞ, AMA FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Bakın kendi kitaplarında bu konu ile ilgili ne diyor. 

“Yas.25: 5 "Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak.” 

— Kur’an kadının ya da erkeğin, iffetli ve namuslu olmasının öneminden, birçok ayetinde bahseder. Ama kadının kızlık zarından ve evlenirken kız olduğuna dair, bu zarın kanamasının gerektiğinden bahsetmez. Çünkü bazı kadınlarda bu zar kolay yırtılmaya bilir, doğumda yırtılabilir. Bu yüzden yeni evlilerin yuvalarının yıkıldığını hepimiz duyarız. İŞTE BU GERDEK GECESİ KANLI ÇARŞAF GELENEĞİDE, NE YAZIK Kİ YAHUDİLERDEN BİZLERİN İNANCINA GEÇMİŞTİR. Bakın kitaplarında ne yazar. 

“YASANIN TEKRARI 22:/16- Kadının babası ileri gelenlere, 'Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor diyecek, 'Şimdi kızımı suçluyor, onun erden (kız) olmadığını söylüyor. İşte kızımın erden olduğunun kanıtı! SONRA ANNE-BABA KIZLARININ ERDEN OLDUĞUNU KANITLAYAN YATAK ÇARŞAFINI İLERİ GELENLERİN ÖNÜNE SERİP GÖSTERECEKLER.”

—Loğusa kadın belli bir süre yalnız bırakılmaz. Çocuk bezleri dışarıya gündüz asılmaz, çocuk yalnız bırakılmaz. Doğumdan sonra 40 gün anne ve çocuk dışarı çıkmaz. Loğusanın bulunduğu yere süpürge, sopa, kesici aletler, soğan, sarımsak konur. Al karası, yani alkansı çocuklara zarar verir bunu önlemek için, bunlar yapılır diye inanılır. HÂLBUKİ BU İNANÇTA YAHUDİLERDEN, FARKLI ŞEKİLLERE BÜRÜNEREK, BİZLERİN İNANCINA GEÇMİŞTİR. Yahudiler Âdem in ilk eşinin Havva olmadığı, ilk eşinin LİLİTH diye birisi olduğu, ama Hz. Âdem ile anlaşamadığı için ayrıldığına inanırlar. Bu bilgiler Yahudilerin FIKIH kitaplarında geçer. Daha sonra Kur’an da ismi geçmeyen, bizlerinde inancına girmiş, Havva anamızla evlendiğine inanırlar. LİLİT de kıskançlığından, Âdem ve Havva nın soyundan doğacak çocukları, öldüreceğini söylediğine inanılır. Bu konudaki inançlarına bakalım şimdide.

“İnanışa göre kötü bir ifrit haline gelen Lilith, gece hava karanlıktan sonra, yeni doğum yapmış evlere girerek, loğusa kadınların bebeklerini boğmaktadır. Bu sebeple günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Loğusa kadın akşamları evde yalnız kalmaz ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith'in, o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.”

— Kur’an, erkek ve kadının yaratılış olarak topraktan, balçıktan yaratıldığını söyler bizlere. Yani kadının yaratılışının, erkekten farkı olmadığını, özellikle kadının Âdem in yaratıldığı gibi yaratıldığını açıkça söylediği halde, bizler günümüzde Kur’an ın açıklamalarına değil, YAHUDİLERİN İNANCINDA OLAN, KADIN ÂDEMİN KABURGA KEMİNDEN YARATILMIŞTIR, SÖZLERİNE İNANIRIZ.

—Kur’an da, asla geleceği iddia edilen, MEHDİ VE DECCAL ile ilgili bir bilgi yoktur. Ama İslam toplumlarının genel çoğunluğu, Müslümanları kurtarıcı olarak MEHDİNİN GELECEĞİNE İNANDIRMIŞLARDIR. BU BİLGİYİ KUR’AN ASLA ONAYLAMAZ. ÇÜNKÜ MEHDİ VE DECCAL İNANCI, YAHUDİLERİN İNANCIDIR VE BİZLERİN İNANCINA SOKULMUŞTUR.
— İslam Fıkıh inancının öğretisinde, Allah Kur’an ın yanında, elçisine Kur’an gibi hükümler koyma yetkisinin verildiği anlatılır. Aslında bu inançta Yahudilerin Fıkıh inancı TALMUD DA GEÇER VE BU İNANÇ YAHUDİLERDEN BİZE GEÇMİŞTİR.

"Gayri matluv" vahiy inancı.( Peygambere Tevrat dışından gelen vahiy) Hahamlara göre Musa'ya Tevrat'ın bir benzeri verilmiştir. O da Talmud'dadır.”

—İslam toplumunda farkında olmadığımız öyle inançlar vardır ki, Yahudilerin FIKIH inancı TALMUD da geçer. Yahudilerin bazı inançlarını sizlere yazmak istiyorum. Bazı inançlarımızın nereden geldiğini, o zaman çok daha iyi anlayacaksınız.

“Muska yapma inancı. Ayrıca el içinde göz biçiminde bir simge olan "hemse" de Yahudilerden geçmedir. Kâbe’nin çevresinde 7 kez dönmek. Hoşana Rabba töreninde havranın çevresinde 7 kez dönülür. Kutsal dil inancı. Tevrat geleneksel olarak İbranice okunur. Kutsanan yalnızca İbranicesidir. Ezgili okuma. Tevrat ezgili okunur, sallanarak okunur. Tıpkı geleneksel Kur an okumaları gibi. İbranicesinden Tevrat okumanın "sevap" olduğu inancı da aynen Yahudilerden bize geçmiştir.”

—Camilerde takılan takkede, namazdan sonra çekilen tespih, Kur’an ın emri değil, YAHUDİ İNANÇLARINDAN BİZLERE GEÇMİŞTİR.

—HAREM SELAMLIK OTURMA İNANCIDA, YAHUDİ FIKIH İNANCIDIR. Kur’an açıkça eş, dost, arkadaş ve akrabalarımızda birlikte oturmamızda, yemek yememizde bir sakınca yoktur diye açıkça bildirmiştir. Ne yazık ki Kur’an ın önüne, batıl Yahudi inançları geçirilmiştir, ama farkında olan bile yok.
 
—Ruhbanlık Yahudi geleneğidir. Dini ve Allah ın kitabını, yalnız HAHAMLARIN ANLAYABİLECEĞİNİ ve dinin onların tek elinde olduğuna inanırlar. İslam inancında ruhbanlık olmadığı halde, bu inanç bizlere de Yahudilerden geçmiş ve Kur’an ı herkesin anlayamayacağı, çok özel hocaların, şeyhlerin, efendilerin veli kişilerin anlayacağı söylenerek, Allah ın yasakladığı RUHBAN SINIFINI, İSLAM İNANCINA SOKMUŞLARDIR.

Bu konularda söylenecek çok şeyler var ama bizler, her şeyin Kur’an da olamayacağına inanmaya devam ettiğimiz sürece, inancımıza Yahudilerinde, Hıristiyanlarında inançlarının karışması önlenemez. Elimizde tertemiz, arı duru, berrak kolaylaştırılmış bir kitap var. Ona sarılacağımıza, ellerimizle zorlaştırdığımız ve nereden geldiğinden emin olmadığımız bilgilerin ardına düşüyoruz.

Bizler aldanmak ve kandırılmak istemiyorsak, Allah ın uyarılarına dikkatle uymalıyız. Allah sizleri yalnız Kur’an dan hesaba çekeceğim diye hükmünü verdiyse, Allah sözünde durandır unutmayalım. Asla Kur’an da bahsetmediği, hükmetmediği hiç bir şeyden hesap sormayacağını, aklımızdan çıkarmamalıyız.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
Masallar -Hikayeler - Fıkralar - Bilmeceler / Kavuklu İle Pişekar Konuşmaları
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım Ağustos 18, 2017, 11:57:32 ÖS »

KAVUKLU HİKAYE YAZIYOR

Pişekar: Vay Kavuklu, garanti hikaye yazıyorsundur.

Kavuklu: Üstüne bastın, kaldır ayağını.

Pişekar: Sağı mı, solu mu?

Kavuklu: İkisini de.

Pişekar: O zaman yere düşerim.

Kavuklu: Tamam işte, ben de senin yere düşmeni istiyorum.

Pişekar: Yazıyorsun, yazıyorsun da ne kazanıyorsun? Beş kuruş veren mi var? Sal ipin ucunu gitsin.

Kavuklu: Bilmem kaç yıl önce hikaye yazmaya başlarken, para diye bir şey aklımın ortasından geçmedi.

Pişekar: Onu bin kere söyledin ama istemez misin şimdi sana bu hikayeler için, çuvalla para versinler. Bak istemem deme bir küserim bir daha konuşmam.

Kavuklu: Bende yalan yok. Doğru oturur, doğru konuşurum. Kazandığım az bir para ne sana yeter, ne bana yeter. Şu hikayeleri satın alan olsa pek sevinirim. Benim hikayeleri kitabına alana, bundan para kazananlara kırgınım. Konuştuklarım oldu: Bak kitap basmışsın. Şu hikayeler benim eserim. Hikayelerim lokomotif olmuş, yedi baskı yapmışsın. Ben zor geçiniyorum. Bu durum beni üzüyor. Bana da bir şeyler ver. Ben sana hiç yayınlanmamış hikayelerimden gönderirim, dedim. Sana para yok Kavuklu, sen git dağ başında ulu, dediler.

Pişekar: Hazıra konuyor, uyanık. Sıkıntısını sen çekiyorsun, kaymağını o yiyor. Çaresi yok mu bu işin?

Kavuklu: Çaresi yok. Ben hikaye yazarım, onlar paraya döndürürler.

Pişekar: Halktan yardım istesek. Bakın Kavuklu geçim zorluğu çekiyor, biraz yardım desek. Bağış kampanyası düzenlesek.

Kavuklu: Benimle eğlenme Pişekar. İnsanlar, hikayelerimi çok beğeniyor, alkışlıyor ama para, bir yardım deyince, bizden sana bir kuruş yok Kavuklu diyorlar.

Pişekar: Yapma ya, denedin mi bunu?

Kavuklu: Tabi denedim. Hikayelerimden okudum. Güzel dediler, övdüler. Geçinemiyorum, dedim, para, yardım, dedim. Kuruş veren olmadı.

Pişekar: Sanatkara bu yapılır mı? Üç beş kuruş verseler servetleri mi eksilecek?

Kavuklu: Sayın Pişekar Efendi, sen zenginsin. Eve ekmek götürmem gerek. Bir ekmek parası verebilir misin? Borç olarak. Gün gelir öderim.

Pişekar: Ben dilencileri sevmem bilirsin. Sana borç verirdim ama bozuk yok, der ve yürüyüp gider. Pişekar'ın arkasından bakakalan Kavuklu'nun gözleri dolar. Daha sonra gözyaşlarını silen Kavuklu ekmek alamadan evinin yolunu tutar.


SON




KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HAMAM

Pişekar: Söyle bakalım Kavuklu, gölgeden mi yoksa güneşten mi yürürsün?

Kavuklu: Yazın gölgeden, kışın güneşten yürürüm.

Pişekar: Ya baharda nasıl yürürsün?

Kavuklu: Şemsiye elimde yürürüm.

Pişekar: Evden çıkarken baktın ortalık günlük, güneşlik. Şemsiyeyi almadan çıktın. Yolda yağmura yakalandın. Ne yaparsın?

Kavuklu: Hemen bir evin saçak altına sığınırım.

Pişekar: Oralarda ev yok. İki tarafın çayır, çimen.

Kavuklu: Bir ağaç altına saklanırım.

Pişekar: Görünürde hiç ağaç yok.

Kavuklu: Pişekar, sen benim ıslanmamı istiyorsun. O zaman çayırın orta yerine otururum. Cebimden çıkardığım sabunla bir güzel yıkanırım. Böylece bu haftaki hamam işini aradan çıkarırım. Oldu mu? Hoşuna gitti mi?

Pişekar: Bir de keselenseydin, bir ay hamama gitmesen de olurdu.


SON



KAVUKLU İLE PİŞEKAR: HARAÇ

Pişekar: Ne o kavuklu, neden öyle kavuğun elinde geziyorsun?

Kavuklu: Adam benden bin kat çirkin, bana tipsiz diyor.

Pişekar: Yapma ya! Kim sana tipsiz diyor?

Kavuklu: Şu karşı sokakta oturan sırık boylu. Adı Adem midir, nedir?

Pişekar: He şu herkese kabaran. Alamadın mı paçasını aşağı?

Kavuklu: Almasına alırdım ama yanında iri kıyım iki adam vardı.

Pişekar: Ne olmuş yani dal aralarına bir ona, bir buna çak, düşür. Sonra yapış Adem'in yakasına. Nerde kalmıştık de.

Kavuklu: O iş o kadar kolay mı? Bana akıl verene bak! Geçen gün çıkmaz sokakta seni gördüm. Diz çökmüştün. Tepende 12-13 yaşlarında iki çocuk, sana abicim dedirtiyorlardı.

Pişekar: Şu iki kara çocuk.. Aniden önüme çıktılar. Birinin elinde çakı vardı. Diz çök dediler. Çöktüm. Abicim de dediler. Dedim. Babaları gelir diye yani.

Kavuklu: Çocukların elinde çakı yoktu. Korkak seni. Babaları gelirmiş? Bu olayı kahvede anlatsam sokağa çıkamazsın.

Pişekar: Aman Kavuklu, etme eyleme. Sus payı olarak ne istersin?

Kavuklu: Şimdilik at bir beşlik. Bir hafta sonra bunun iki mislini isterim.

Pişekar: Al işte beşlik. Bir hafta sonraki yedi buçuk olsaydı.

Kavuklu: Pazarlık yok.

Pişekar: Tamam dediğin olsun.

Kavuklu beşliği alır gider. Pişekar arkasından söylenir: " Çocuklar gibi bu da beni haraca bağladı. Yine de Kavuklu insaflıymış. Çocuklar, onluk aldılar. Haftaya dört katı dediler. "


SON




KAVUKLU İLE PİŞEKAR: BAYRAM

Pişekar: Kavuklu, bugün bayram. Öp bakalım elimi.

Kavuklu: Bayram ama neden elini öpeyim?

Pişekar: Öp haydi çekinme. Al şu beşliği güle güle harca.

Kavuklu: Parayı cebine sok. İstemem senin paranı. Elini de öpmem.

Pişekar: Amma naza çektin be Kavuklu. Para az geldi galiba. Beşin yanına beş ekledim etti on. Öp elimi al onluğu.

Kavuklu: Elli de versen o iş olmaz. Senin önünde eğilmem. Ne demek bayrammış, el öpmekmiş? Egonu tatmin etmem için mi bana el öptürmeye çalışıyorsun? Gidiyorsun orada burada çocuklara el öptürmeye uğraşıyorsun. Yaşın büyük, boyun büyük ama aklın küçük.

Pişekar: Sen istemedin diye ben el öptürmekten vazgeçmem.

Kavuklu: İstersen elini öptürmeye çalışma da tokalaşalım.

Pişekar: Tamam tokalaşalım ama beş liranı alırım.

Kavuklu: Ne beş lirası, bende beş kuruş yok.

Pişekar: O zaman tokalaşma da yok, bayramlaşma da yok.

Daha sonra Pişekar uzaklaşır gider.


SON



Serdar Yıldırım
3
CUMA HUTBELERİ / Alışveriş ve Ticaret Ahlakı
« Son İleti Gönderen: Avon Ağustos 18, 2017, 03:16:25 ÖS »
Peygamberimiz (s.a.s), zaman zaman Medine pazarına giderdi. Orada alışveriş ve ticaret yapan insanlar üzerinde izlenimde bulunur, onlarla sohbet ederdi. Yanlış tutum ve davranışlar sergileyenleri uyarırdı. Nitekim Yüce Rabbimizin alışverişe yönelik hayati ikazları ihtiva eden şu ayetleri nazil oldu: “Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar, insanlardan bir şey aldıklarında tam ölçüp tartarlar. Kendileri başkalarına vermek için ölçtüklerinde ise eksik tartarlar. Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini hiç mi düşünmezler? O gün insanlar, Âlemlerin Rabbinin huzurunda hazır beklerler.” 

Kardeşlerim!
Bu âyetler nazil olduktan sonra müminler, Peygamberimizin rehberliğinde alışverişte daha hassas, daha dikkatli davranmaya başladılar.  Resûlullah Efendimiz (s.a.s), bu durumdan gayet hoşnut oldu. “Yâ Rabbi! Bunların ölçü ve tartılarını, alışverişlerini bereketli kıl!” duasıyla onları ticarete teşvik etti.
 
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, bizlere bir alışveriş, bir ticaret ahlakı öğretmiştir. Bu ahlakın başında dürüst davranmak vardır. Yalan ve aldatmaktan kaçınmak vardır. Zira doğruluk ve dürüstlük, mümin olmanın bir gereğidir. Erdemli bir birey olarak yaşamanın şartıdır. Kaldı ki, sadece alışverişte değil; mümin, hayatın her alanında samimiyeti kuşanması gereken kişidir. Yüce Rabbimizin   “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”  emri, müminin söz, tutum ve davranışlarının mihveridir. Peygamberimiz (s.a.s)’in   “Bizi aldatan bizden değildir”  uyarısı, müminin insanlarla olan ilişkisinde vazgeçilmez bir ilkedir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Allah Resûlü (s.a.s), “Dürüst ve güvenilir tüccar, peygamberler, dosdoğru kimseler ve şehitlerle beraberdir.”  buyurmuştur. Bu hadisten de anlaşılacağı üzere alışverişte, ticarette açık sözlü, şeffaf olmak, önemli ahlaki bir ilkedir. Şu olay bunun en güzel örneklerindendir: Sahabeden biri, alışverişle ilgili zihnini meşgul eden bazı hususları danışmak üzere Peygamberimiz (s.a.s)’in yanına gelir. Allah Resûlü, onu dikkatlice dinledikten sonra kendisine şu nasihatte bulunur: “Bir şey satın almak istediğin zaman,  verebileceğin fiyatı söyle! Bir şey satmak istediğin zaman da, yüksek fiyat değil, onun piyasadaki değerini söyle!” 

Değerli Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s), “Kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan satması Müslümana helâl değildir.”  hadisiyle bizleri uyarmıştır. Zira malın kusurunu gizlemek, alışverişin bereketini, insanların birbirine olan güvenini yok eder. Satıcı, her ne kadar kâr etmiş gibi gözükse de onun kârı hüsrandır. Bunun bilincinde olan bir mümin, kâr ve kazanç elde etmek için her yolu mubah göremez. Aldatıcı reklam, hile, haksız rekabet ve aşırı kâr gibi yollara tevessül edemez. Bir başkasının kaybı ve zararı üzerinden kazanç ve kâr devşiremez. Bilir ki bir başkasını aldatması aslında bizatihi kendisini aldatmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz, geçmiş toplumlardan kimilerinin, alışverişte dürüst davranmayarak yeryüzünde bozgunculuk çıkardıkları için helak edildiklerini bildirmiştir. 

Kardeşlerim!
Ticaret ahlâkının temel ilkelerinden biri de kazancın helâl olmasına dikkat etmektir. Yapıp ettiklerinden bir gün mutlaka hesaba çekileceğine inanan bir mümin, kazancına haram karıştıramaz. Bu anlamda Yüce Allah’ın haram kıldığı şeyleri alıp satmak bir Müslüman için helâl değildir. İçki, uyuşturucu ticareti yapmak, kumar oynamak veya oynatmak, vergi kaçırmak gibi hususlardan Müslüman uzak durmalıdır.

Aziz Müminler!
Ne hazindir ki, kimileri gün geçtikçe helal kazanç duyarlılığını yitirmektedir. Kimileri, her yolu mubah sayarak sadece kazanç ve menfaat odaklı hareket edebilmektedir. Kimileri, hırs ve tamahın, kuralsızca daha çok kazanmanın, hâsılı dünya malının esiri olabilmektedir. Kimileriyse Allah’ın en büyük ayeti olan insanın maddi ve manevi kazanımlarını ölçüsüz ve hayasızca istismar edebilmektedir.

Oysa hayatımızın her alanında olduğu gibi alışverişte de asıl olan Yüce Rabbimizin rızasıdır. Öyleyse geliniz! Kazancımızı doğruluk ve samimiyet üzerine inşa edelim. Kul hakkına riayet ederek sofralarımızı, ömrümüzü daha da bereketli kılalım. Kendimizin, eşimizin, evladımızın boğazından haram bir lokma geçmemesi için duyarlı olalım. Alışverişimizde, ticaretimizde Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisi hepimiz için bir ölçü olsun: “Dünya malı, tatlı ve çekicidir. Kim onu tok gözlü bir şekilde alırsa o mal bereketlenir. Kim de onu açgözlülük ve ihtirasla alırsa bereketi kaybolur.”
4
AVON / AVON PTT Kargo ve Bukoli ile Anlaştı
« Son İleti Gönderen: Avon Ağustos 13, 2017, 11:53:01 ÖÖ »
Bukoli Nedir?
Birçoğumuzun ismini yeni duyduğu bukoli Türkiye genelinde yaygınlaşmaya devam ediyor. Borusan Lojistik İnovasyon Ekibi tarafından İnternet alışverişlerinde yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak üzere hayata geçirilmiştir.

Kargo Anlayışına Yeni Bir Boyut Kazandırdı
Kargomuz geleceğinde genelde huzursuz ve tedirgin olur, çoğu zaman kargo görevlisi gelmeden evden dışarı adım atmayız. Çünkü evde bulunmadığınızda artık şubeden kendiniz almanız gerekir ya da geri iade edilir. Bukoli uygulamasında bu sorun kökten çözülüyor. Çünkü kargonuzu hafta içi ya da hafta sonu siz istediğiniz zaman istediğiniz yerden kolayca teslim alırsınız.

Kargo Şubesi Yok, Esnaf Var, Bukolimatik Var
Güzel olduğu kadar kazançlı bir sistem bukoli ile artık esnafta kazanıyor. Çünkü klasik kargo şubeleri yerine Bukoli şubeleri ile esnaf kazanıyor. Market, kırtasiye, çiçekçi, tuhafiyeci vs isteyen herkes bukoli şubesi olarak işlem yaptığı gönderilerden gelir elde ediyor. Buna ek olarak şuan sadece belirli noktalarda bulunan Bukolimatikler ile oldukça pratik bir imkan sağlıyor.

Bukoli Nasıl Çalışır?
Şimdi dilerseniz birazda sistemin nasıl çalıştığına bakalım. Öncelikle şimdilik belirli E-ticaret firmaları tarafından kullanıldığını belirtmeliyim. Bu sistemi kullanan firmalardan biride biz temsilci ve satış liderlerini yakından ilgilendiren Avon olup, kargo ile sorun yaşıyorsanız hemen Bukoli uygulamasını kullanmaya başlayın.

1 Teslimat Seçeneği Olarak Bukoli Seçilir Satın aldığınız ürünün teslimat seçenekleri arasında Bukoli varsa hiç düşünmeden seçebilirsin.  Bu noktadan sonra kargonun gelmesini istediğin sana en yakın Bukoli noktası ya da Bukolimatik seçilir.


 
2 Teslimat Kodunla Kargonu Teslim Al Gönderi belirttiğin noktaya ulaştığında SMS ya da Email ile teslimat kodun iletilir. Sende o kod ile Bukoli teslimat noktasına giderek teslim alabilirsin. İş çıkışı ya da hafta sonu fark etmeksizin dilediğin anda teslim alabilirsin. Çalışma saatleri seçtiğin Bukoli noktasına göre değişmektedir. Örnek vermek gerekirse bazı iş yerleri gece 24:00’a kadar açık olduğu için sizde gece 24:00’a kadar kargonuzu alma imkanınız olur. Bu nedenle teslim almak istediğiniz Bukoli noktasının çalışma saatlerine dikkat etmelisiniz. İstanbul’un çeşitli noktalarında bulunan Bukolimatik cihazlar 7 gün 24 saat hizmet vermektedir.

Bukoli Kullanan Firmalar
Uygulama oldukça yeni olmasına karşın hayli ilgi görmüşe benziyor. Avon dahil bir çok firma müşterilerine standart kargolar yanı sıra Bukoli seçeneğini sunmaya başladılar. Aldığınız ürünleri dilerseniz Bukoli uygulaması ile teslim alabilirsiniz. Şimdi dilerseniz Bukoli uygulamasını bulabileceğiniz firmalara göz atalım.

AVON: Türkiye ve Dünya’da kozmetik sektörünün lideri haline gelen marka müşterilerine daha iyi hizmet verebilmek için Yurtiçi Kargo yanı sıra Bukoli ile alternatif sunuyor. Özellikle gönderilerde sorun yaşayan müşteriler için güzel bir alternatif olabilir. Bu uygulama şimdilik sadece online mağazayı kullanan müşteriler için geçerlidir. Eminim ilerleyen zamanlarda temsilciler içinde geçerli hale gelecektir.

LC VAIKIKI: Bukoli uygulamasını kullanan dünyaca ünlü firmalardan biride LC Vaikiki olup, iyi giyinmek herkesin hakkı felsefesi ile 1988 yılından beri aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 37 ülkede hizmet vermektedir. Türkiye’nin bir çok yerinde bulunan mağazalarına ek olarak İnternet üzerinden online satış yapmaktadır. LC Vaikiki kargolarınızı şimdi dilerseniz Bukoli uygulaması ile 7 gün 24 saat teslim alma imkanı bulunmaktadır.

KİTAP YURDU: İnternet üzerinden kitap almak isteyenlerin en çok kullandığı sitelerden biri olan kitapyurdu.com gönderileri içinde Bukoli uygulamasını kullanabilirsiniz.

MORHIPO: Moda, Giyim ve Kozmetik alanında yenilikleri takip edenlerin tercihi morhipo.com 2011 yılında Boyner Holding çatısı altında kurulmuştur. Yeni sezon ürünlere şimdi Bukoli fırsatları ile ulaşabilirsiniz.

Diğer Markalar

1V1Y (Bir Varmış Bir Yokmuş)
Bikutumutluluk
Decathlon
D&R
Fotopazar
İdefix
Lilakutu
Markafoni
Nespresso
Saçhane
Sportive
Şahinler
Şuan İçin Sadece İstanbul’da Hizmet Veriyor
Uygulamanın dezavantajı şuan sadece İstanbul’da hizmet veriyor olmasıdır. Şirket yetkilileri yaptıkları açıklamada önümüzdeki aylarda Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi büyük şehirlerde bu uygulamayı hayata geçireceklerini duyurdu.

Bukoli Kargo Takibi Nasıl Yapılır?
Siparişinizin durumunu İnternet üzerinden takip edebilirsiniz. Bunun için aşağıda yer alan bağlantıya tıklayarak açılan sayfada teslimat kodunuzu kullanarak sorgulama yapabilirsiniz. bukoli.com/KolimNerede.aspx

Bukoli Noktası Olmak İster misiniz?
Yukarıda da belirtildiği gibi klasik kargo şubeleri yerine esnaf kullanılmaktadır. Bakkal, market, çiçekçi, tuhafiyeci tüm esnaf bu muhteşem işi yaparak kazanç sağlayabilir. Kargo başına gelir elde edeceğiniz bu işi mutlaka denemelisiniz.


Bukoli Müşteri Hizmetleri
Bu konuda aktarmak istediklerim bu kadar olup, aklınıza takılan soruları yazının devamında yer alan soru formundan iletebilirsiniz. Aynı şekilde 0850 201 16 16 numaralı telefondan Bukoli müşteri hizmetlerini arayarak bilgi ve yardım alabilirsiniz.

https://www.satistemsilcileri.com/avon-kargo
5
CUMA HUTBELERİ / Ayetel Kürsiden Öğrendiğimiz Hakikatler
« Son İleti Gönderen: Avon Ağustos 11, 2017, 07:58:47 ÖS »
Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Ayete’l-Kürsi adıyla bildiğimiz muhteşem bir ayet vardır. Bu ayette Rabbimiz kendini bizlere veciz bir şekilde tanıtmıştır. Esma-i Hüsna’sından örnekler vermiştir. Peygamberimiz (s.a.s) de, “Namazın ardından Âyete’l-Kürsî’yi okuyan kimse, sonraki namaza kadar Allah’ın himayesi altındadır.”  buyurarak bizlere bu âyeti okumamızı tavsiye etmiştir. Geliniz bugünkü hutbemizde Rabbimizin Ayete’l-Kürsi’de  bizlere öğrettiği hakikatlere hep birlikte kulak verelim.

Aziz Müminler!
Rabbimizin Ayete’l-Kürsi’de bizlere öğrettiği ilk hakikat  Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığıdır. Hepimiz, Allah’ın kuluyuz. Hepimiz, O’nun kudreti karşısında aciziz. Hepimiz O’nun yardımına, rahmetine, affına muhtacız. Dünyanın türlü meşakkatleri karşısında el açıp aman dileyebileceğimiz, yegâne sığınağımız, dayanağımız O’dur. Bize düşen, Rabbimize hakkıyla kul olmaktır. Kur’an’ın ve Peygamberimiz (s.a.s)’in gösterdiği sırat-ı müstakimden, dosdoğru yoldan ayrılmamaktır.
 
Kardeşlerim!
Rabbimiz, ’dur. O, her daim diridir, bâkidir. Hayatı veren de alan da O’dur. Her şeyin varlığı O’na bağlıdır. Bize düşen, dünyanın fani, hayatın bir emanet olduğu bilinciyle yaşamaktır.
 Allah, yaratılmışlara özgü niteliklerden münezzehtir. O, her anımıza, her davranışımıza hâkimdir. Bize düşen, Rabbimizin bizlere şah damarımızdan daha yakın olduğunu aklımızdan çıkarmamaktır.

     Kâinatta var olan her şey Allah’a aittir. Mülk O’nundur, Hüküm O’nundur. Nimet O’nundur. Varlık da yokluk da, darlık da bolluk da O’ndandır. Bize düşen, her durumda zikreden bir dile, şükreden bir kalbe, tefekkür eden bir zihne sahip olabilmektir.
  Rabbimizin izni olmadan hiç kimsenin bize ne faydası olabilir ne de zararı dokunabilir. Allah katında bizi değerli kılan, O’na olan imanımızdır, teslimiyetimizdir, sadakatimizdir, sâlih amellerimizdir. Bize düşen, Rabbimizle aramızdaki iman misakımızı korumaktır. O’nun rızasına sadece salih amellerimizi, tövbe ve niyazlarımızı vesile kılmaktır. 

Aziz Müminler!
Âyete’l-Kürsi’nin bizlere öğrettiği bir hakikat de,   yani Rabbimize hiçbir şeyin saklı, gizli kalmayacağı gerçeğidir. O, dilimizden dökülen her bir sözü, gönlümüzden geçen her bir duyguyu, zihnimizdeki her bir düşünceyi bilir. Bize düşen, bütün varlığımızla kötülükten sakınmaktır. Elimizi, dilimizi, zihnimizi, gönlümüzü iyiliğin merkezi ve hizmetkârı kılabilmektir.

  Rabbimiz, ilmin ve hakikatin yegâne kaynağıdır. O bildirmezse biz bilemeyiz. O duyurmazsa biz duyamayız. O söyletmezse biz söyleyemeyiz. O göstermezse biz göremeyiz. Bize düşen, her daim hakkın yanında yer almaktır. Hakikatin tercümanı olmaktır. Gücümüz nispetinde hak ve hakikatin önündeki engelleri kaldırmaktır. Suret-i haktan görünüp insanları aldatanlara karşı uyanık olmaktır.   

  Rabbimizin kudreti, yüceliği, azameti ve ilmi, her şeyi kuşatmıştır. O hiçbir zafiyete düşmeden her şeyi yönetendir. Bize düşen, kulluğu ve ibadeti yalnızca Âlemlerin Rabbine has kılmaktır. Kula kulluk etmemektir.

Zira, her türlü yücelik ve üstünlük Allah’a mahsustur. Bizler bu gerçeği namazlarımızın her rek’atında dile getiririz. Rükûlarımızda    secdelerimizde  yani “Şanı yüce olan Rabbim! Her türlü noksanlıktan uzaksın” diyerek Rabbimizi yüceltiriz.   

Aziz Kardeşlerim!
Geliniz! Ayete’l-Kürsi’nin bu derin anlamlarını yeniden tefekkür edelim. Her gün okuduğumuz Âyete’l-Kürsi, Rabbimizle aramızdaki iman misakımızın sözlü bir ifadesi olsun. Kötülüklere karşı kalkan kıldığımız namazlarımızın akabinde okuduğumuz bu âyet, bizleri kötülerin şerrinden, bela ve musibetlerden korusun. Rabbimiz, bizleri Âyete’l-Kürsi’nin hakikatlerinden, Yüce Kitabımızın ilkelerinden bir an olsun ayırmasın. 
6
Sayın Ömer Tuğrul İnançer beyin, ben sadece Kur’an a bakarım, diyenlere cevap niteliğinde konuşmasını ibretle izledim.  Ne yazık ki bizler inançlarımızı Kur’an ile sorgulamak yerine, bizlere öğretilen beşeri fıkıh bilgileri ile inancımızı sorguladığımız için, inanılmaz büyük hatalara düşüyoruz. Ömer Bey, öncelikli olarak Kur’an a bakmalıyız, onun süzgecinden geçmeyen hiçbir bilgi bizleri bağlamaz diyenlere karşı, verdiği örnekler, gerçekten düşündürücüdür. Gelin Ömer Beyin konuşmalarından ve verdiği örneklerden bölümler alalım ve konuyu birlikte düşünelim.

“Kur’an açık ama ….. Bugünkü hukuk sistemini ben okusam, Türk hukuk sistemini anlar mıyım?  Mesela mahkemeye dilekçe yazmasını bilir miyim? Anayasa kitabı dilekçe yazmasını yazmaz ki. Veya anatomi kitabı okusam, tabip diye ortaya çıkabilir miyim? Bunları kabul ediyoruz da, KUR’AN I OKUDUĞUMUZDA, BEN DİNİMİ ÖĞRENİRİM DİYENLER NE YAPIYORLAR. Farkındalar mı ne yaptıklarının.”

Ne yazık ki verilen örnekler, Kur’an ı zerre kadar anlamadığımızı gösteriyor. KUR’AN BİZLERE MESLEK EDİNDİRME KİTABI DEĞİLDİR. Önce bunu doğru anlamalıyız. Kur’an doğru yolu gösteren, eşi benzeri olmayan, Allah katından indirilmiş bir NURDUR, IŞIKTIR. Onun içinde hiçbir beşeri kitapla karşılaştırılamaz. Örnek gösterilemez. Tur suresi 34. ayette, Allah açıkça bizlere meydan okuyarak bakın ne diyor. “HAYDİ, KUR'AN GİBİ BİR SÖZ GETİRSİNLER, EĞER DOĞRU SÖYLEYENLERSE...” Kur’an ın bir benzerini getirecek hiçbir kul yoksa nasıl olurda kulun, beşerin yazdığı kitaplarla, Allah ın güneş gibi parlayan, eşi benzeri olmayan NURUYLA KARŞILAŞTIRIRIZ VE O BİLGİLERLE KUR’AN I ANLAYACAĞIMIZI SÖYLERİZ. Karşılaştırma aynı değerler arasında yapılır, lütfen unutmayalım. Alıntı yapamaya devam edelim.

“KUR’AN I KERİM BİR KERE SANA İNMEDİ. Habibullah a indi. Karşısındaki soruyor. Hocam anlayasınız diye size indi Kur’an diyor ama. Cevaba bakalım. AMA ANLAMAK İÇİN ÖN ŞARTLARI ÖNCE YERİNE GETİR. OKUR OKUMAZ ANLAMAK… Bugün okuduğu gazete makalesini 80 milyonda kaç kişi anlar. Havanda su dövüyorlar.”

KUR’AN IN YALNIZ ELÇİSİNE İNDİĞİNİ VE YALNIZ ELÇİSİNİN ANLADIĞINI SÖYLEMEK, İFTİRANIN VE GÜNAHLARIN, SAYGISIZLIĞIN EN BÜYÜĞÜDÜR. Bunu söyleyen kişi, acaba hiç düşünüyor mu? Madem Kur’an ı yalnız Allah ın elçisi anladı, neden bizlere naklederken, anlaşılır şekliyle bizlere iletmedi, yazdırmadı. NEDEN ALLAH, YALNIZ ELÇİSİNİN ANLAYACAĞI ŞEKLİYLE GÖNDERSİN KUR’AN I? Hangi yazar çok geniş bir topluma hitap edecek bir yazı yazıyorsa, çok azınlık kişilerin anlayacağı üslupta yazar kitabını? Bu nasıl bir mantık böyle. Allah yalnız elçisinin anlayacağı şekliyle gönderecek ve daha sonra bizleri Kur’an dan mı sorumlu tutacak? Sizce yalnız peygamberimiz anladı, daha sonra tıpkı peygamberimiz gibi anlayanlar mı var aramızda da, onların kitaplarından mı okuyup anlayacağız? Kim bunlar, seçimi kim yapacak? Kur’an ı anlayabilmemiz için, önce Allah ın değil lütfen dikkat, beşerin öğretisinden kaynaklanan, ÖN ŞARTLARI YERİNE GETİRMEMİZ GEREKTİĞİNİ SÖYLÜYOR. Acaba bu ön şartları kimlerden öğreneceğiz? Kimler garanti veriyor doğruluğu konusunda. Konuşmasına bakmaya devam edelim.

“Dünkü ekmek bugün yenir, dünkü gazete bugün okunmaz. Onu bile anlamaktan aciz. Kur’an ı kerimi sen….Tıp talebeleri ilk orta lise 12 sene okuyorlar mı? Sonra bir sene fizik, kimya, biyoloji okuyorlar mı? Sonra tıp da başlıyorlar. Ayrıca 6 senede bitirdiler fakülteyi. Sonra ne oldu hiç. Sonra Uzmanlık sınavı tus sınavına giriyorsun, o zor imtihanı kazanıyorsun, senelerce kılıniklerde hocaların nezaretinde dersler görüyorsun, yaşın 40 a yaklaşırken, filanca mütehassısı oluyorsun. Bu bedeninle ilgili ihtisas.

Biz din konuşurken ne konuşuyoruz. Ebedi bir hayat konuşuyoruz. Ebedi hayata hizmet edecek ilimleri elde etmeden…. Senin dediğin söz batıl, evet anlaşılsın diye indirdik, ama cahillere değil. Peki, cahillik bir suç mudur? Evet suçtur. Cahil kalmak suçtur. Herkes mi âlim olacak, hayır. Herkes kendi kapasitesini dolduracak kadar öğrenecek.”

Verdiği örnek çok ilginç. Dünkü ekmek bugün yenir diyor ama dünkü gazete bugün okunmayacağını söylüyor. Bu örneği neden ve ne maksatla verir bir insan Kur’an ı, dini anlatırken doğrusu anlayamadım. Yoksa Kur’an çok eskide kaldı artık, onu günümüzde bizler anlayamayız, anlayan âlimlerden öğrenmeliyiz mantığını anlatabilmek için mi söyledi? Onu Allah bilir. Kur’an ı hiçbir beşeri ilimle, meslekle asla karşılaştıramayız örneğini bile veremeyiz, önce bunu aklımıza iyi sokalım. ÇÜNKÜ DİN, BİR MESLEK DEĞİLDİR. ALLAH IN YOL GÖSTERİCİ REHBERİDİR. ONUN İÇİN BU REHBERİNDE ANLAŞILMASI İÇİN, HİÇ KİMSEYE İHTİYACI OLMADIĞINI ALLAH SÖYLÜYOR VE NE DİYORDU BİRÇOK KEZ?

PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)  BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40)  BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )

Ebedi hayata hizmet edecek ilimler, beşeri kitaplarda değil, yalnız ve yalnız Allah ın yemin olsun ki, anlayasınız diye kolaylaştırdık dediği, Kur’an da yazmaktadır, beşerin kitaplarında değil. Düşünebiliyor musunuz cahillerin Kur’an ı anlayamayacağını söylüyor. İyide bir konuda cahil olan insan, nereden giderecek cahilliğini de, bilgi sahibi alacak?  Hangi kaynaktan okuyacak? Bu sözleri söyleyene göre, kendisi Kur’an ı okuyunca anlayamaz? Peki neden? HÂŞÂ ALLAH KULLARINA ANLATAMIYOR, İZAH EDEMİYOR DA, BİRİLERİMİ BAŞARIYOR KUR’AN I AÇIKLAMAYI, ANLATMAYI? Bu nasıl bir saygısızlık böyle.

“Şimdi hiç bir şey okumamış, Kur’an okumuş. Şimdi ben sorayım öyle diyenlere. Öğle namazı kaç rekât. Cevap veriyor karşısındaki 4 rekât. Sabah namazı 2. Nerede yazıyor. Cevap veremeyince sunucu. Ne oldu yüzün soldu diye övünüyor ve gülüyor.

O kitap kime geldi. Cebrail, gerek peygamberimiz gerek diğer peygamberler arasında, Allah arasında ne yapıyor? Allah kullarına isteseydi şöyle yapın, şöyle yapın diye kalplerimize veremez miydi? Niye insandan peygamber gönderiyor.

Cebrail peygamberimize, diyelim ortalama yüz defa gözüktüyse, bunun yüzde 99 unda insan şeklinde gözüktü. Neden? Niçin cenabı Musa ya ateşten dağın parçalanmasından, tecelli eden hak, aleyhivessalatüvesselama, insan şeklindeki Cebrail den tecelli etti. Cevabı basit. ALLAH İNSANDAN İNSANA TECELLİ EDER. KİTAPTAN DEĞİL. Hangi kitaptan bahsettiğimizin farkındayım. Kitabullahtan bahsediyorum. ORADAN TECELLİ ETMEZ. İNSANDAN TECELLİ EDER.

Ne yazık ki, buna benzer örnekler çok veriliyor. Toplumda FIKIH inancının öğretisini, dinin gereği zannettiği için tereddüde düşüyor ve bu kişilere inanıyor. Hiç bir şey okumamış, yalnız Kur’an ı okumuş kişilerin söyledikleri şeyleri bilemeyeceğini, Kur’an da göremeyeceğini söylüyor. Bunu söyleyen kişi aslında Kur’an ile İslam ı yaşayamazsın demiş oluyor. BUDA KUR’AN A ŞİRKTİR. KUR’AN I TERK ETMEKTİR.

Allah biz kitapla hiçbir eksik bırakmadık, her şeyden nice örnekleri verdik ki anlayasınız, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğiz, onun için yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sakın veliler edinip ardı sıra gitmeyin, sizlerin güveneceğiniz veliniz yalnız benim diyecek, ondan sonrada namaz kılın, oruç tutun, zekat verin diye emir verip detaylarını vermeyecek Allah öylemi? Allah namazın kısaltılmış tarifini yapıp, normal zamanda bir sınırlama koymadıysa rekât sayısı olarak, nasıl olurda bunu bir eksiklik gibi görebilirsiniz.

Yine çok ilginç ve Kur’an ayetlerinden çok uzak bir örnek. Allah elçisini özellikle bir insandan seçmesini örnek verip, isteseydi Kur’an ı kullarının kalplerine indirebilirdi diyor ve verdiği örnek, Kur’an ın öğretisinden uzak, nereye gittiği belli olmayan bir yola götürür insanı, Allah korusun.

Söylenenlere bakar mısınız lütfen. ALLAH, İNSANDAN İNSANA BİLGİLERİNİ AKTARIR, KİTAPTAN DEĞİL DİYOR. TABİ BÖYLECE KUR’AN, TAMAMEN DEVRE DIŞI KALMIŞ OLUYOR. Bu sözler Kur’an ın yüzlerce ayetine aykırıdır. Peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği o üzücü gerçeğin mayasını atan, ne yazık ki bu zihniyet. Ne diyecek Allah ın elçisi? “BENİM ÜMMETYİM, KUR’AN I DEVRE DIŞI BIRAKTILAR.”
İlginçtir Allah ayetinde; “Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!”. “O halde Kur'ân'dan sonra hangi söze inanacaklar?”,  Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Diyecek, daha sonrada Allah ın sözü olan Kur’an ın muhkem ayetleri, okuyan her kulu tarafından anlaşılamayacak, öylemi? Karar sizin. İslam dininde ruhban sınıfı olmadığı halde, kendilerini ruhban sınıfından ilan edenleri, lütfen dikkatle takip edelim, yoksa mahşer günü çok üzülenlerin safında oluruz. Konuşmacının sözlerine devam edelim.
 “Karşısındaki sunucu cevap veriyor. Oradan tecelli etseydi, herkesin kalbine ilham ederdi.  SİZ HİÇ KİTAP OKUYARAK YÜZME ÖĞRENEN GÖRDÜNÜZ MÜ? Görmedim diye cevap alıyor……… SUYA GİRMEDEN YÜZME ÖĞRENİLMİYOR.  Yahu yüzmeyi bile kitap okuyarak öğrenemiyorsun da, dinimi kitap okuyarak öğreneceksin.
Şimdi diyecek olanlar vardır. O ALLAH IN KİTABI. İYİDE AYNI ZAMANDA KİTABI KERİM BİR MEKTUP MUDUR? MEKTUP, ARASI İYİ OLANLAR ARASINDA ANLAŞILIR. ALLAH İLE ARAYI İYİ EDENLER KUR’AN I KERİMİ ANLAR.”

Ne yazık ki batıl inançlarımızı aklayabilmek için, öyle yanlış örnekleri veriyoruz ki, aklını zerre kadar kullanan, bu örnekleri asla kabul etmez. Hele biraz Kur’an ı anlayarak ve üzerinde düşünerek okuyorsa bir Müslüman, bu sözlerin yanlışlığının farkına varır. Onun için Kur’an ı anlayarak ve düşünerek okunmasını istemiyorlar. Allah bizlerin düşünerek, aklımızı kullanarak Kur’an ı okumamızı istiyorsa, aklı başında her kulunun Kur’an ın muhkem ayetlerini anlamaması mümkün değildir. Allah okuyun ve düşünün emrini birçok kez veriyor. Ama birileri çıkıyor, siz anlayamazsınız diyor. Allah herkesin anlayamayacağı bir kitap gönderip, daha sonra asla hesap sormaz. LÜTFEN ALLAHIN ADALETİNİ KÜÇÜMSEMEYELİM, ADALETİNE SAYGISIZLIK YAPMAYALIM.

KUR’AN BİR MEKTUP DEĞİLDİR. MEKTUP AYNI DEĞERDE KİŞİLER ARASINDA GÖNDERİLİR. KUR’AN BİR BİLDİRİDİR, MESAJDIR, TEBLİĞDİR. ONUN İÇİNDE TEBLİĞİ, MESAJI OKUYAN TARAFINDAN ANLAŞILACAK ÜSLUPTA GÖNDERİLİR Kİ MESAJ, TEBLİĞ YERİNİ BULSUN ANLAŞILSIN.

İbrahim 52: Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve AKIL SAHİPLERİ DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALSINLAR DİYE İNSANLARA BİR BİLDİRİDİR. (Diyanet meali)

Maide 99: PEYGAMBERİN ÜZERİNE DÜŞEN ANCAK TEBLİĞDİR. Allah, sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir. (Diyanet meali)

Allah ile arasını iyi eden, Kur’an ı iyi anlayacağını söyleyen Ömer Beye sormak isterim. Acaba siz Allah ile arası iyi olan kişileri biliyorsunuz da, onların sözlerine mi inanıyorsunuz. Bu kişiler mi size Kur’an ı açıklıyor ve anlatıyor. Yoksa size HÂŞÂ, Rabbim mi bildirdi bu kişileri.

İsra 84: De ki: “Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. BU DURUMDA KİMİN DOĞRU BİR YOL TUTTUĞUNU, RABBİNİZ EN İYİ BİLENDİR.”

Söyleyecek, anlatacak çok şeyler var. Sayın Ömer Tuğrul Bey, dini anlatacak kişilerin din adına eğitimlerinin yalnız Kur’an olmadığını söylüyor. Acaba dini öğrendiği diğer kaynakların doğruluğuna, Kur’an gibi garanti veren bir kaynak var mı? Sayın Ömer Beyin, bir avukat ve iyi bir müzisyen olduğunu okudum biyografisinden. Bakın kendisi dini anlamış ve bir şekilde kendince anlatıyor. Diğer insanların bunu yapamayacağını, neye göre bu ayrımı yaptığını, doğrusu çok merak ettim.

Değerli din kardeşlerim. Kur’an peygamberimizin aracılığıyla bizlere iletilmiş bir tebliğdir, lütfen bu tebliği aracısız okuyun ve üzerinde düşünün. Tebliğ, mesaj göndericisi tarafından, asla anlaşılmaz olamaz. Böyle olsaydı tebliğ ve mesaj ulaşması gereken yere ulaştığında, anlaşılamazdı. Tabi böylece AMACINADA ULAŞMAZDI. Lütfen Allah ın kelamı ile oynamayalım. Ebedi hayatımızı mahvederiz. Peygamberimiz elçiydi unutmayalım. Elçi aldığı mesajı, asla değiştirmeden ileten, tebliğ eden demektir. SİZLERİ ALLAH IN TEBLİĞİNE, MESAJINA DAVET EDİYORUM.

Saygılarımla

Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/











7
CUMA HUTBELERİ / Rahmana Has Kul Olabilmek
« Son İleti Gönderen: Avon Ağustos 04, 2017, 03:02:56 ÖS »
Peygamberimiz (s.a.s) bir gün ashabıyla sohbet ederken müminin sahip olması gereken güzel hasletleri veciz bir benzetmeyle şöyle dile getirdi: “Mümin, bal arısına benzer. Bal arısı gibi hep güzel, temiz, helal şeyler yer. Hep güzel şeyler üretir, hep iyiliklerin peşinden koşar. Hiçbir şeyi ne döker, ne kırar, ne de ifsat eder”

Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de mümin kullarından övgüyle söz eder. Onları gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, zihinlerin tahayyül edemediği ebedi nimetlerle müjdeler. Geliniz bugünkü hutbemizde Rahman’ın bu büyük müjdesine mazhar olan has kulların özelliklerine hep birlikte kulak verelim.

Kardeşlerim!
Rahman’ın has kulları,   yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler. Asla kibirlenmezler, gururlanmazlar, üstünlük taslamazlar. Zira bilirler ki gerçek üstünlük, Allah’a karşı görev ve sorumluluk bilincine sahip olmaktan geçer. Gurura ve kibre kapılmak, insanlara üstünlük taslamak, kişiyi ancak Allah’ın rahmetinden, rızasından uzaklaştırır.

Rahman’ın has kulları,   dünya ve âhiretlerine faydası olmayan boş söz, tavır ve tutumlardan kaçınırlar. Cahillerin, kendini bilmezlerin sataşmasına aldırış etmezler. “Selam” diyerek geçip giderler. Zira bilirler ki haddi aşmak, küstahlık ve hoyratlık etmek, mümince bir tavır ve tutum değildir. Mümine yakışan, ölçülü ve saygılı davranmaktır; basiretli ve ferasetli olmaktır; itidalden ayrılmamaktır. Onun bu konudaki hayat ölçüsü, Peygamberimiz (s.a.s)’in şu uyarısıdır: “Mümin, insanları karalayan, lânet eden, kaba ve kötü sözlü, hayâsız birisi olamaz.”

Kıymetli Kardeşlerim!
Rahman’ın has kulları, Allah’a gönülden teslim olanlardır. Bu teslimiyetin en belirgin tezahürü, gecenin sessizliğinde huşuyla kapandıkları secdelerdir. Onların imanlarına olan sadakatlerinin ifadesi, seherin bereketinde Allah’a ihlas ve samimiyetle arz ettikleri dua ve istiğfarlardır. Onlar, günah işlediklerinde gönülden pişmanlıkla   “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır!” şeklinde yakaranlardır.   

Rahman’ın has kulları, ne cimridirler, ne de savurgandırlar. Onlar, tasarruf ve harcamalarında bu ikisi arasında dengeli bir yol takip ederler. Yüce Rabbimizin kendilerine nimet olarak vermiş olduğu sağlığı, vakti, serveti israf etmekten kaçınırlar. İman ederler ki, her nimetin bir gün hesabı sorulacaktır. Onlar, gerektiğinde Allah yolunda hiçbir fedakârlıktan da geri kalmazlar.
 
Aziz Kardeşlerim!
Rahman’ın has kulları, her daim elif gibi dosdoğru olurlar. Sırat-ı müstakimden bir an olsun ayrılmazlar. Allah’tan başka hiçbir varlığa boyun eğmezler. Kulluğu sadece O’na özgü kılarlar. Zihinlerini, gönüllerini hiçbir faniye esir etmezler. Allah’ın haram kıldığı cana kıymazlar. Zinaya bulaşmazlar. İffet ve haysiyetlerine halel getirecek, insan onurunu zedeleyecek davranışlarda bulunmazlar.

Rahman’ın has kulları, günahların en büyüklerinden olan yalancı şahitlikten kaçınırlar. Onlar, zihinlerini yersiz düşüncelerle kirletmezler. Dillerini yalan ve iftirayla zehirli bir ok haline getirmezler. Asılsız sözlere, olumsuz durumlara itibar etmezler. Zira bilirler ki bütün bunlar kötülüğün, fitne ve fesadın kaynağıdır; huzursuzluk ve çöküşün sebebidir. Mümine düşense her şartta hakkı savunmaktır. Her daim doğrunun yanında yer almaktır. Hakikatin tercümanı olmaktır.

Rahman’ın has kulları, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. Hayat kitabımız Kur’an’ı doğru bir şekilde anlamaya, en güzel biçimde yaşamaya çalışırlar. İçinde yaşadığımız kâinatı ve Allah’ın en mükemmel âyeti olan insanı tefekkür ederler. Hayata ve olaylara ibret nazarıyla bakarlar.

Kıymetli Kardeşlerim!
Rahman’ın has kulları,  “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diye dua ederler.  İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükâfatlandırılacaklardır. Orada hoş bir şekilde karşılanacaklar ve ebedi kalacaklardır. Orası ne güzel bir duraktır, ne güzel bir konaktır! 

Ne mutlu Rahmân’a has kul olabilenlere! Ne mutlu yaratılış gaye ve hikmetine uygun yaşayarak Allah’ın rızasını kazananlara! Ne mutlu yolu huzura çıkanlara! Ne mutlu fâni âlemi bâki bir kazanca dönüştürenlere!
8
Çocuk Sağlığı / Çocuklarda Kansızlık Olur mu?
« Son İleti Gönderen: Avon Ağustos 03, 2017, 12:50:52 ÖS »
Kadınlarda en sık görülen sağlık sorunlarından biri kansızlık ya da diğer adıyla demir eksikliği, çocuklarda görülür mü? Esencan Hastanesi doktorları bu konuda sizler için güzel bir yazı hazırladı.

Çocukluk çağının en sık görülen sorunlarından biri de kansızlıktır. Toplumumuzda okul öncesi çocukların yaklaşık üçte birinde demir eksikliği anemisi vardır.

Anneden geçen demir depoları vaktinde doğan bir bebeğe ilk altı ay yeterli olur. Ancak daha sonra hızlı büyümeye bağlı artan demir ihtiyacı, eksik veya hatalı beslenme alışkanlıkları ve barsaklardan oluşan kan kayıpları, kansızlığı da beraberinde getirir.

Kansızlığın nedenlerinin başında; preterm(erken) doğum; (ki bu bebekler annelerinden yeterli demir depolarını alamadan doğarlar.) tamamlayıcı(ek) gıdalara başlamada gecikme; tek düze, demirli gıdalardan fakir ve inek sütünden zengin beslenme; akut ani kan kayıpları ve demir emilimini bozan barsak parazitleri ilk akla gelenlerdir.

Kansızlığın bulgularının başlıcaları; iştahsızlık, halsizlik, çabuk yorulma, terleme, sinirlilik, aşırı hareketlilik, uykusuzluk, pika (toprak, kül, kağıt yeme hikayesi), solukluk, baş dönmesi, göz kararması, çarpıntı, katılma nöbetleri, karaciğer ve dalakta büyüme, göz kapağı içlerinde solukluk , büyüme ve gelişmede gerilik yanında ayrıca; anlama ve kavrama zorluğu, okul başarısızlığı, ikili ilişkilerde güçlük ve asosyal kişilik gelişimi olabilir. Çünkü kansızlık çocukta IQ dediğimiz zeka seviyesinde de 8-10 puanlık bir kalıcı düşmeye yol açabilir.

Yapılan tetkikler sonucu kansızlık saptanan çocukların en az üç ay daha doğrusu demir depoları dolana kadar tedavi edilmeleri şarttır. Demir ilaçlarının ishal, kabızlık, kusma, dışkıda yeşil-siyah tonlarda renk değişimi gibi bazı sindirim sistemi yan etkileri de olabileceği de unutulmamalıdır.

Demir eksikliğinden korunmak için; erken doğumları önlemeye çalışmak, ek gıdalara altıncı aydan hemen sonra başlamak, varsa barsaktaki kancalı kurtları, parazitleri tedavi etmek ,mide ülseri varsa onu tedavi etmek, ergenlik dönemindeki kız çocuklarının adet düzensizliğini düzeltip, aşırı kanamanın önüne geçmek çok işe yarar. Ayrıca onikiparmak barsağından demir emilimini bozup, gizli kanamalara da yol açtığından ve kansızlık yaptığından dolayı inek sütü(pastörize süt) bebeklere ilk yıl önerilmez. Bir yaşından sonra da günlük 400 ml(iki su bardağı) üzerinde süt tüketilirse yine iştahsızlık, kabızlık, alerji ve kansızlık kaçınılmaz olur. Çocuklarda siyah çay da kansızlık yapar ve asla beslenmede yeri yoktur.

Bebeklere 6-9 aylık iken yapılacak bir kan sayımı ve ferritin (demir deposu) tetkiki ile kansızlık durumu saptanabilir. Buna göre eksiklik varsa, tedaviye demir damla veya şuruplarıyla başlanır ve en az üç ay sürdürülür.

Demir, başta kırmızı et olmak üzere, yumurta sarısı, pekmez, baklagiller, balık, tavuk, dana ciğeri, yeşil sebze ve meyveler, tarhana, mercimek, bulgur gibi yiyecekler, kuru üzüm, ceviz ,fındık, badem, incir, kara erik, hurma, kuşburnu gibi gıdalarda bol bol bulunur.

Demir eksikliğini önlemek, varsa da tedavi etmek, çocuklarda sırf iştahsızlığı ve büyümeyi düzeltmeyi sağlamaz. Aynı zamanda zeka ve anlama düzeyini de arttıracağından çocuğun okul başarısını ve gelecekteki akademik yaşamını da olumlu etkiler. Onun için kansızlık ile mücadele, aslında çocuklarımızın geleceğine yapacağımız en önemli yatırımdır.

https://www.hangidoktora.com/kansizlik-icin-hangi-doktora-gidilir/


9
DİNİ GENEL KONULAR / ALLAH BİZDEN ÖZELLİKLE, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.
« Son İleti Gönderen: halukgta Ağustos 01, 2017, 12:07:38 ÖS »

Bu makalemde, sizleri üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, “ALLAH BİZLERDEN BİR KUL OLARAK, NASIL BİR İNSAN OLMAMIZI İSTİYOR.” Allah ın bu dünyada ilk olarak bizlerden istediği, kendisine ibadet etmemiz mi? Yoksa……? Gelin bu konuyu birlikte, Kur’an dan araştırmaya, anlamaya çalışalım. Bakın Allah bizleri, ne için yaratmış.

Mülk 2: O, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL İŞ YAPACAĞINIZI DENEMEK İÇİN ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. ( Elmalı meali)

Buradan da anlıyoruz ki, Allah ın bizleri yaratmasındaki asıl amacı, hangimizin bu dünyada güzel işler yapacağı, insanlara faydalı olup, güzel davranışlarda bulunup bulunmayacağını görebilmek için yarattığını söylüyor. Bunu başka bir ayetinde de açıklıyor ve sizleri, bu konuda imtihan ediyorum, hiç biriniz bu dünyadan, imtihan olmadan gitmeyeceksiniz diyor.

Ankebut 2: İnsanlar, “İnandık” demekle İMTİHAN EDİLMEDEN BIRAKILACAKLARINI MI ZANNEDERLER.( Diyanet meali)

Yani bu dünyada Allah ın katında, onun sevgili kulu olmak istiyorsak, önce iyi, güzel ameller, davranışlar sergilemeliyiz ki, Allah ın huzurunda yüzleri gülen kullarından olalım. Dikkat ederseniz Allah, bana en çok namaz kılan, oruç tutan benim en sevdiğim kulum olacaktır demiyor Kur’an da. BİRİNCİ ÖNCELİK, GÜZEL DAVRANIŞLARDA BULUNMAK OLDUĞUNU, ÜSTÜNE BASA BASA SÖYLÜYOR.

Bu satırları okuyan bazı kardeşlerimiz, namazın hiç önemli olmadığını söylüyor bu kişi, iyilik yap gerisini boş ver diyor, şeklinde yorumlayabilir. Bunu aklı başında hiç kimse söylemez. Kur’an ın emrettiği salât/namaz/dua, insanın yaratıcısı ile bağlantısıdır. Bu kapıyı kim kapalı tutar, açmak istemez. Allah ın Kur’an da geçen emirlerini, doğru yerine getiren bir insan, yaşamında da her zaman, Allah ın bizlerden öncelikle istediği, adaletli, güzel davranışlarda bulunan örnek bir insan olmaya çalışır. BÖYLE BİR İNSANIN, ALLAH IN HUZURUNA NAMAZA DURUP, ALLAH IM İSTEDİKLERİNİ YERİNE GETİRDİM, DİYECEK YÜZÜ DE OLACAKTIR.

Allah ın bizlerden öncelikli istediği konuları, gereği gibi öğrenememiş bir Müslüman ise, namazını istediği kadar kılsın, amacına asla ulaşmayacaktır. Bu namaz gösterişten öte gidemez. Onun için Allah önce istediğim doğru bir kul ol, ondan sonra BANA SAYGINI GÖSTER DİYE EMREDİYOR.  Maun suresinde, bu konuda Allah ın uyarılarını hatırlayınız lütfen, ne diyordu Rabbimiz.

“İŞTE O, YETİMİ İTİP KAKAR. YOKSULU DOYURMAYA TEŞVİK ETMEZ. YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA Kİ, ONLAR NAMAZLARINI CİDDİYE ALMAZLAR.”

Demek ki namazdan önce yapmamız gerekenler var. Eğer bizler Allah ın istediği doğru, adaletli ve hayırda yarışan, ahlaklı bir insan olamadıysak, kıldığımız namazında ne hayrını görebiliriz, nede faydasını. Müslüman toplumlarının acıklı hali, bizlere çok şey anlatıyor. Önce ahlaklı ve topluma faydalı şeyleri yapmayı amaç edinmeliyiz. Bu konuda dikkat çekici bir örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Maide suresi 8. ayetinde, bizlerin dikkatini çekiyor ve bakın ne diyor Allah.

“EY İMAN EDENLER! ALLAH İÇİN HAKKI TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, ADALET İLE ŞAHİTLİK EDEN KİMSELER OLUN. BİR TOPLUMA OLAN KİNİNİZ, SAKIN HA SİZİ ADALETSİZLİĞE İTMESİN. ÂDİL OLUN.”

Bu ayeti okudunuz. Günümüzde dindarlıklarıyla ön plana çıkan, camilerde boy boy poz vererek resim çektiren cemaatlerin, tarikatların ya da kişilerin davranışlarına, adalet anlayışlarına da şahit oldunuz, oluyorsunuz da. Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Bizler Allah ın Kur’an da istediği, uyarıları ışığında mı yaşıyoruz? Bizden olmayana, bizim gibi düşünmeyene adaleti layık görmeyenler, sizce Allah ın maun süresinde, YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA dediklerinden farkı var mı?

Bizler bir işe başlarken, eğer baştan doğru başlamadıysak, yaptığımız hiçbir işten verim alamayız, doğru bir sonuca ulaşamayız. Önce imtihanımız gereği, dosdoğru bir insan olmalıyız, topluma faydalı işler yapmalıyız ki, Allah ın hoşnutluğunu kazanabilelim.

Eğer adalet adına, işimize gelmeyen, nefsimizin hoşnut olmadığı şeyleri yapmıyorsak yaşamımızda, kendimizi kandırıyoruz demektir. Allah biz kullarını tarif ederken Kur’an da, TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA VE ZAYIF YARATILMIŞTIR, diye açıklama yapar. Tabi hepsinin üzerinde hâkim olan bir gücüde, biz kullarına verdiğini söyler Allah, AKIL, MUHAKEME GÜCÜ. Eğer aklı devre dışı bıraktıysak, ya da birileri bıraktırdıysa, bu zafiyetlerimizin hiç birisinin üstesinden gelemeyiz. ONUN İÇİN ALLAH KUR’AN DA DÜŞÜNMEYE, AKLIMIZI KULLANMAYA ÇOK ÖNEM VERMİŞ VE DİKKATİMİZİ ÇEKMİŞTİR. Hatta aklını kullanmayanı Allah, pislik içinde bırakırım demiştir. Hatırlayınız bazı cemaatlerde, akılla İslam yaşanmaz diyenleri duyarsınız. Bu zihniyet bizleri, Allah a mı ulaştırır yoksa…..? Yoksanın cevabını herkes, kendi nefsine vermelidir.

Dikkatinizi çekmek isterim, bizleri amacından uzak, çok kılacağımız namazlar değil, KUR’AN IN REHBERLİĞİNDE, AKLIMIZI KULLANIP KULLANMADIĞIMIZ KURTARACAK ve doğru yolu bulmamıza yardım edecektir. Yine bazı kardeşlerim, bu sözlerimden de yanlış anlamlar çıkartabilir. Namazı devre dışı bırakmaya çalışıyor, bu kişi diyebilirler. Bunu düşünmek, Allah a yapılacak en büyük saygısızlıktır.

Eğer bizler, Allah ın istediği bir kul olmadan, adaletten Kur’an dan uzak, Kur’an a şirk koşan, Allah dan başka şefaatçiler edinerek, onun huzuruna durup, ona şükranlarımızı sunarak ondan yardım diliyor, ona kulluk görevimizi yapıyorsak, inanın boşa çaba harcıyoruz demektir. Bunu yapanların Allah, mahşer günü asla yüzüne bile bakmayacağı uyarısını Kur’an da yapıyor. ALLAH IN HUZURUNA DURMADAN, ONDAN YARDIM İSTEMEDEN, ONA KULLUK GÖREVİMİZİ YAPMADAN ÖNCE, ALLAH IN YÜZÜNE BAKACAK DURUMDA OLMAMIZ GEREKİR. Allah ın emirlerini yerine getirmeyen, onun ipine sarılmayıp, beşerin rivayetlerine sarılan bir kul isek, istediğimiz kadar huzura duralım, KAPI ASLA AÇILMAYACAK, DUALARIMIZ KARŞILIK BULMAYACAKTIR. NE YAPTIK Kİ NE İSTEYELİM.

İslam toplumlarının, bugünkü halini isterseniz bir düşünün, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Onun için önce bizler, Allah ın istediği, yardım sever, adaletli bir insan olmalıyız. Daha sonrada onun huzuruna durup, onu tespih ettiğimizde, ona şükranlarımızı sunduğumuzda, bizlere yardım elini uzatacak, bizleri hem bu dünyada, hem de huzurunda, yüzleri gülen kulları arasına alacaktır.

Bizler İslam ı, Allah ın indirdiği dinden öyle uzaklaştırdık ki, Allah ın bizlerden istedikleri tamamen devre dışı bırakıldı. Çünkü Kur’an yetersiz ve açıklanmamış ilan edilerek, beşerin rivayetleri din adına yaşanır oldu. Allah doğru yolu gösterip, bizleri yinede boş bırakmayıp teşvik ederek, söylediklerimi yapan ve yerine getiren kullarım için, hayal bile edemeyeceğiniz cennet hazırladım sizlere, yapmayanlara da cehennemi hazırladım diyerek uyarmıştır.

Dini yozlaştıranlar, Allah ın dinini batıl ile sulandıranlar, Allah ın her konuda emirlerine yaptıkları gibi, bunu da değiştirmeye kalkmışlar ve ALLAH DAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINI SÖYLEYEN BİR MÜSLÜMAN, PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİYLE, CEHENNEM YÜZÜ GÖRMEYECEKTİR DEMİŞLER VE TOPLUMU BUNA İNANDIRMIŞLARDIR.  Hâlbuki Allah, zerre kadar yapılanın karşılığının görüleceğini bildirmiştir bizlere. Buna inanan bir insan, nasıl olsa cehennem azabı görmeyeceğim düşüncesiyle, kim bilir neler yapar, yapıyor da zaten. Yakın zamanda örneğini gördük, din kardeşine silah çeken, uçaklarla bombalayacak kadar hainleşen bir düşünce, inanç SİZCE HANGİ MANTIĞIN, DÜŞÜNCENİN ÖĞRETİNİN ÜRÜNÜDÜR? KUR’AN IN OLMADIĞI ÇOK AÇIK. Buna benzer itikatlar, İslam toplumunda olduğu sürece, din Allah ın dininden sapmış, şeytanın oyuncağı olmuş demektir.

Değerli din kardeşlerim. Allah ın hoşnut olduğu sevgili kullarından olmak istiyorsak, önce birey olarak bizlere düşen, aklını kullanan, adaletli ve çevresinde insanlara yardım etmekte yarışan ÖRNEK insanlar olmalıyız. Daha sonrada, Allah a karşı kulluk görevimizi yapmak adına, Rahmanın huzuruna durduğumuzda, bakın her şeyin çok daha farklı olduğunu, dualarımızın nasıl karşılık bulduğunu göreceksiniz.

KUR'AN, HER YÖNÜYLE BIR HARİTADIR. KENDİMİZİ O HARİTANIN BİR YERİNDE BULAMAZSAK, HAKİKATİN PARÇASI DA ASLA OLAMAYIZ.

Saygılarımla   

Haluk GÜMÜŞTABAK


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

10
CUMA HUTBELERİ / Yaratan, Yaşatan, Hidayet veren Allah'tır
« Son İleti Gönderen: Avon Temmuz 28, 2017, 03:45:31 ÖS »
Cumanız Mübarek Olsun Aziz Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s)’in olanca çabasına rağmen Mekke müşrikleri, batıl inançlarından, insan onur ve haysiyetiyle bağdaşmayan alışkanlıklarından bir türlü vazgeçmemişlerdi.

Tevhid inancını, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğini kabule yanaşmamışlardı. Bir gün Peygamberimize gelerek “Bize Rabbini tanıt!” dediler. Bunun üzerine Yüce Rabbimiz, tevhid inancını özlü bir şekilde anlatan, kendisini insanlığa en güzel şekilde tanıtan ihlas suresini indirdi ve şöyle buyurdu:

  “De ki: ‘O, Allah birdir.’ ”
  “O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.”   “Onun çocuğu yoktur. O, doğmamıştır.”   “Hiçbir şey O’na denk değildir.” 

Aziz Müminler!
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, baştan sona bizlere Rabbimiz Allah’ı tanıtan bir kitaptır. O’na imanı, teslimiyeti, ibadeti öğreten; insanca bir hayatın, huzura ulaşabilmenin yollarını gösteren hidayet rehberidir. İşte bugünkü hutbemizde bizlere Rabbimizi en güzel şekilde tanıtan Şuarâ Suresi’nin âyetlerini  sizlerle paylaşmak istiyorum.

Muhterem Müminler!
Yüce Rabbimiz,   buyuruyor. Yani Rabbimiz, yaratan ve hidayet verendir. Peygamberleri ve kitapları aracılığıyla bizlere sırat-ı müstakimi, dosdoğru yolu gösterendir. Bizlere düşen, bu yolun yolcusu olmaktır. Kötülüklerden uzak durmak ve gücümüz nispetinde iyiliği yeryüzünde yaymaktır.

Rabbimiz,  buyuruyor. Yani yediğimiz her bir lokmayı, içtiğimiz her bir damla suyu bizlere lütfeden Allah’tır. Bizlere düşense her daim helal rızık peşinde koşmaktır. Her nimetin, her türlü imkânın Rabbimizin birer emaneti olduğunu unutmamaktır. Varlığı da darlığı da imtihan vesilesi olarak görebilmektir. Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu gibi “Her hâl ve durumda Allah’a hamdolsun”  diyerek şükredebilmektir.

Yüce Rabbimiz,  buyuruyor. Yani Allah, hastalıkların şifasını verendir. Dertlerin devasını lütfedendir. Çaresizlere çare, ümitsizlere ümit O’dur. Bizlere düşen, sıkıntılarımız ve çaresizliklerimiz üzerinden inancımızı, duygularımızı, samimiyetimizi istismar etmek isteyenlere asla fırsat vermemektir. Sadece Rabbimizin rahmetine sığınmaktır. Yalnızca O’na dayanıp güvenmektir. Birer imtihan olduğu bilinciyle hastalıklara, musibetlere sabır, metanet ve tevekkülle göğüs germektir.

Aziz Kardeşlerim!
Rabbimiz,   buyuruyor. Yani, hayatın da ölümün de yegâne sahibi Allah’tır. Bu hayatı veren de vakti geldiğinde alacak olan da O’dur. Rabbimiz, ölümümüzden sonra bizleri yeniden diriltecektir. Yapıp ettiklerimizin hesabını soracaktır. Herkese hak ettiğinin karşılığını eksiksiz verecektir. Bizlere düşen, son nefesimize kadar imanımıza sadık kalmaktır. Ömrümüzü salih amellerle bereketli kılmaktır. Ölüme ve hesap vaktine her daim hazır olmaktır.

Allah,   buyurarak daima rahmetini ummamızı istiyor. Zira O, imanına sadık kalanları, kendisine gönülden teslim olanları asla mahcup etmez. Bizlere düşen, günahta, yanlışta ısrar etmemektir. Acziyetimizin itirafı olan tövbelerimizle, nedametimizin tezahürü olan istiğfarlarımızla Rabbimizin et-Tevvâb ismine sığınmaktır. Bizlere ebedi kurtuluş vadedenlere itibar etmemektir. Kurtuluş beratımızın Kur’an’ın rehberliğinde, Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliğinde geçirilen bir ömür neticesinde sadece Rabbimizin rızasına bağlı olduğunu unutmamaktır. 

Kardeşlerim!
Hutbemizi Şuarâ Suresi’nde Hz. İbrahim’in dilinden bizlere öğretilen şu dua ile bitirmek istiyorum: “Ey Rabbimiz! Bizlere katından hikmet bahşet! Bizleri salih kimseler arasına kat! Ardımızdan gelecek nesiller arasında bizleri iyilik ve doğrulukla anılanlardan kıl! Bizleri naîm cennetinin varislerinden eyle! İnsanların diriltilecekleri gün bizleri rezil-rüsva etme Allah’ım!”
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
Seo4Smf 2.0 © SmfMod.Com | Smf Destek