Tesettür Forum

Gönderen Konu: Anılara Yolculuk (Tamvay, Troleybus, Taksi, Tunel)  (Okunma sayısı 3731 defa)

Haziran 08, 2009, 07:05:51 ÖS
  • Grupsuz
  • *
  • İleti: 1994
 
  1950'de Istanbul umumi Haritasi


1950'lerde (ben henuz 3 yasindayken), Istanbul nasildi dersiniz ? Yukaridaki harita size o gunleri hatirlatiyor olmali. Henuz, birinci, ikinci, ucuncu Bogaz kopruleri yoktu. Bogazi alttan gececek olan tunelin insaati da baslamamisti. 1950'lerde, Istanbul'da, sakin, huzurlu bir hayat vardi. Bogazin her iki yakasinda, yesillikler, alabildigine uzaniyordu. Trafik, 1 numarali sorun degildi. Bir yerden, bir yere gitmek icin, telaseli davranmaya da gerek yoktu, cunku yasam, (Eminonu - Beyoglu - Uskudar cevrelerinde) dar bir ucgende odaklanmisti. Bogazda, Kalender vapuru, iskeleden iskeleye keyifli, keyifli suzuluyor, uzaktan tramvaylarin "cin, cin" dudukleri yankilaniyordu.






 40 paralik Osmanlica tramvay bileti




3cu mevkii tramvay bileti (uzeri 3 kirmizi seritli), 1935-39 arasi


Tramvay , Istanbul'un, tek degilse bile, en onemli ulasim araciydi. Onemli merkezlerinin arsinda dolasip, dururdu.
 
Tramvaylarda "mevki" farki vardi. 1ci ve 2ci mevki vagonlarinin renkleri, konforlari ve ucretleri farkli olurdu. Birinci mevkiideki koltuklar deriden, ikinci mevkiidekiler tahtadan olurdu. Yolcular, hem bindikleri vagona, hem de gidecekleri mesafeye (kita'ya) gore ucret oderlerdi. 1872 - 1881 yillari arasindaki atli tramvaylar doneminde, 1ci mevkiide kisa mesafe 20 para, en uzun mesafe 60 para; 2ci mevkii icin en kisa mesafe 10 para, en uzun mesafe 40 paraymis. Ben, atli tramvaylar devrini yasamadim. Bu uygulama, benim yetistigim elektrikli tramvaylar doneminde de devam ediyordu. Ucretler, mevkiiye ve mesafeye gore degisiyordu. Pazartesi sabahlari, Ortakoy'deki (Galatasaray) ilk okuluma giderken, Cagaloglu'na en yakin durak olan Divanyolu'ndan binerdim. Bazi hatlar Bebek'e kadar devam ederdi.
 
Tramvay biletlerinin bir yuzunde, tum kitalar, mevkiiler ve ucretleri tablo halinde gosterilirdi. Arka yuzunde ise, bugunku sistem haritalarina benzer bir sekilde hatlar gosterilirdi. Her bir daire arasi bir kitayi temsil ederdi. Biletlerin uzerinde yazilarin tamami Osmanlica ve fransizca olurdu. Bizim zamanimizda, tramvaylarin akordeon yan kapilari olurdu. Vatman, can calmak icin, ayaginin altindaki bir dugmeye basardi. Iceride dolasan biletcinin, boynuna astigi kahverengi deriden bir para cantasi, elinde, biletleri yanyana dizdigi bir tahta kutusu olurdu. Bileti kopartmadan once, arkasi lastikli kalin kalemle, biletin uzerini isaretlerdi.




70 paralik Osmanlica-Fransizca yazili tramvay bileti


Biletlerin üzerinde yazılan ifadelere, duraklara birlikte bir goz atalim mi ?
 
Yedi-Colué, Ak-Serai, Beyazid, Sultan-Ahmed, Emin-Eunu, Sirkedji, Pont, Karakeuy, Cabatache, Bechiktach, Ortakeuy, Courou-Tchechme, Arnaoutkeuy, Bebek, Silivri-Kapou, Daoud-Pacha, Top-Capou, Tchappa, Edirné-Capou, Fatih, Chehzadé-Basi, Eyoub, Aivan-Sérai, Djbali, Cassim-Pacha, Yenicheir, Harbié-Ferikeuy, Chichli-Caracol, Chichli, Azap-Capou, Municipalité, Galata-Sérai, Tunnel, Tatavla, Nichantache !
 
Fransizca-Turkce arasi garip bir dille ifade edilen bu isimler, tramvay uzerindeki hat tabelalarinda da gorulurdu.
 
Yukarıda yazilanlar "Asil" duraklardi. Bir de bunlarin yaninda "Ihtiyari" (zorunlu olmayan) duraklar olurdu. Vatman, inecek ya da binecek yolcu yoksa, bu duraklarda durmazdi.
« Son Düzenleme: Haziran 08, 2009, 07:41:28 ÖS Gönderen: stalker »
Haziran 08, 2009, 07:11:29 ÖS
Yanıtla #1
  • Grupsuz
  • *
  • İleti: 1994
Dersaadet tramvay sirketi
 


1914 yilinin Ocak ayinda, Dersaadet tramvay sirketi , elektrikli tramvayin isletilmesi ile ilgili tum hazirliklari tamamlamis. Deneme seferini, Galata koprusunden baslatma karari almis. Derken 25 Ocak 1914 gunu, gelmis, catmis. Pazar gunu olmasina ragmen, Karakoy (Karakeuy) meydaninda, buyuk bir halk kitlesi toplanmis. Herkes, beygir gucu yerine, elektrik gucuyle calisacak tramvayi merak ediyormus. Boylece, tramvay elektrige, kopru de tramvaya kavusmus. Bu birliktelik, tramvayin son seferine kadar surmus.



Kadikoy'de tramvaylar


Tramvaylar gunluk hayatimizin bir parcasiydi. Misafirlik ya da ziyaret programlari, tramvay sefer saatlerine gore ayarlanirdi. Gidilecek dinlenme yerleri de, tramvay guzergahlarina gore secilirdi. Aile albumunde siyah-beyaz bir resim bulmustum. Annem, babam, agabeyim ve ben, kirlik bir alanda piknik yapiyorduk. Etrafta, tek tuk agaclar gozukuyordu. Ben, okul oncesi cagda olmaliydim. Anneme, bu resimdeki yerin neresi oldugunu sordum. " Sisli" dediginde cok sasirdim. Anlattigina gore, bir tatil gununde, ailece tramvaya binmisiz; Sisli'de son durakta inip, bir kac adim otedeki kirsal alanda piknik yapmisiz. Gun batarken, bir baska tramvayla donmusuz. Sisli'deki "o yeri" simdi bulabilmeyi cok isterdim.
 
Akbaba gibi haftalik dergilerde, radyodaki parodilerde tramvay konusu cok islenir, hicvedilirdi. "Sesle cizgiler ustadi Celal Sahin "in radyoda, akordeon esliginde yaptigi tramvay taklitleri pek begenilirdi. Celal Sahin, tramvayin, bankalar yoksunu cikarken zorlanmasini "igina-sigina-igina-sigina" sozleriyle anlattiginda, pek gulerdik.
[/b]




Tramvayla ilgili haberler, gazetelere de konu olurdu. 1955'lerdeki bir gazete haberini birlikte okuyalim:
 
" Su tramvayin haline bakiniz, daha dogrusu, tramvayi kucaklayan genclerin haline ! Bu gencler Haydarpasa Lisesi ogrencileridir. Okuldan çiktiktan sonra, onlerinden dolu gecen tramvaya binip, bir an evvel, uzaktaki evlerine gitmek icin, iste boyle ileri atilmakta, tramvayi sarmaktadirlar. Elbetteki bunlarin, bu hareketlerinde bir aykirilik yoktur. Okuldan cikis saatine gore, bir kac tramvay gecirilmezse, tek tramvay da dolu gecirilirse, ogrenciler baska ne yapabilirler ? Ezilmek, dusmek, arkadan gelen, yandan gecen diger vasitalarin altinda kalmak tehlikesine ragmen, bu cocuklar iste her gun boyle hareket etmekte, mekteplerine boyle gidip gelmektedirler. Reklam ve propaganda nutuklari bir yana, herkesin gozu onunde cerayan eden bu hali gorup bir son vermek lazimdir. Bu cocuklari bu sekilde tramvaya hucum etmekten men seklinde olursa, cok daha agir yazariz ! "



Taksim'de tramvaylar


Istanbul icin vazgecilmez gibi gorulen tramvaylar, 1956 sonbaharinda baslayan "Imar hareketleri"nden nasibini aldi. Ilk once, tramvaylarin, sehrin en onemli meydani Aksaray'a girmesine izin verilmedi. Sonra, Topkapi-Capa ve Capa-Aksaray hatlarindaki raylar sokuldu. Istanbul, yavas yavas, tramvaysiz yasama hazirlaniyordu. Istanbul yakasi, 1961 yilinda, tramvaylara tamamen veda etti. Avrupa ulkelerinde, kaldirilan tramvaylarin yerini hemen metrolar aldiysa da, Istanbul, metro ile cok uzun seneler sonra tanisacakti. Istanbul'da, raylar sokuldu, meydanlar yeniden duzenlendi, hatlar iptal edildi, araclar tamir edilemeyecek sekilde acik havada bekletildi, tramvay zamana yenik dustu.




Tramvay'in son seferi, 128 no'lu tramvay, 12 Agustos 1962


Iste cok iyi hatirladigim, canli yasadigim bir olay: tramvayin son seferi . Tarihler 12 Agustos 1962'yi gosteriyordu. Gunlerden pazardi. 15 yasindaydim. Lise yillarimdi. Koprude, tramvayin son seferini bekliyorduk. Onde 128 numarali olmak uzere, arka arkaya dizilmis 6 tramvay Karakoy tarafindan geliyordu. Tarihi bir gun yasadigimizi hissediyorduk. Tramvaylar, yolculuklarina, 1913 yilinda, gene bu koprude baslamislardi. Alkislar arasinda, kopruyu gecerek, Sirkeci arabali vapur iskelesine siralandilar. Tramvaylar, bir sure daha, Kadikoy yakasinda calistilar. 14 Kasim 1966 pazartesi gunu, Istanbul'u ve Istanbullulari tamamen terkettiler.

 
« Son Düzenleme: Haziran 08, 2009, 07:53:20 ÖS Gönderen: stalker »
Haziran 08, 2009, 07:21:13 ÖS
Yanıtla #2
  • Grupsuz
  • *
  • İleti: 1994

Troleybusler
 
Surat azligi, bakim masraflarinin agirligi nedeniyle kaldirilan tramvaylarin yerine konan troleybusler de cok uzun soluklu olmadi. Halk onlara " boynuzlu" adini takti. En kucuk bir sarsintida, boynuzlari, ustteki telden kurtuluyor, sofor inerek, onlari tekrar tellere yerlestirmek icin caba harciyordu. Troleybuslerin hizlari dusuktu, manevra kabiliyetleri azdi. 1984 yilinda seferden kaldirildilar. Istanbullular, troleybusleri benimsemedikleri icin, onlari, tramvaylara yaptiklari gibi, duygulu torenlerle ugurlamadilar. Troleybusler, sessiz, sedasiz, hayatimizdan silindiler.

 
70'lerde otobüs bileti, 175 kuruş                      80'lerde otobüs bileti, 500 kuruş


 
1948'de taksimetreli otomobil
 
Direksiyondan vites

Otomobil , Istanbullularin hayatinda hep vardi ama, yollarda cok ender goruluyorlardi. Plakalar, IST 7869 orneginde oldugu gibi, Istanbul'un ilk uc harfiyle baslar, sonra, sira numarasiyla devam ederdi. On camlar, genelde iki parcaliydi. Taksimetre, disarida bulunur, yolcu geldiginde "kurulurdu". Otomobilin "taksi" oldugunu belirten, damali serit, camlarin altinda, otomobili cepecevre sarardi. Otomobiller, 3 vitesli olur, vites direksiyondan degistirilirdi. Agir nikelajlarla suslu olurlardi. Otomobile binebilmek icin, kilik kiyafete de dikkat etmek gerekirdi. Otomobil ile ilgili ozel bir moda bile vardi. Motor yag degisimleri, simdi oldugu gibi 15.000 km'de degil, 2.000 - 3.000 km'de bir yapilirdi. Otomobili olmak, bir ayricalikti. Otomobili olanlar,mutlaka, otomobilleri ile birlikte bir fotograf cektirirlerdi.



Trafik kontrolu

Otomobilin az olmasina ragmen, trafik polisleri , her zaman oldugu gibi, gene sahnedeydi. Polis arabalarinin tavanlarinda sirenleri olurdu. Ekip olarak gezerlerdi. Henuz "radar tuzaklari" yoktu. Gordukleri otomobili durdurur, evrak kontrolu yaparlardi. Trafik polislerinin, ozel yapilmis, acik renk uniformalari olurdu.




Bir ay süren hayvan denemeli seferlerden sonra, 17 Ocak 1875'te hizmete başlayan tünel, 1910 yilina kadar, 150 beygir gucunde 2 buharli makineyle calisirmis


1940'larda tunelde ahsap vagonlar hizmet veriyordu.

Tunelin hakkini nasil odeyebiliriz ki ? Tunel , hepimizin hayatinda, o veya bu sekilde yer aldi. Ozellikle Beyoglu'nda okuyanlar icin, en yararli tasima araclarindan biriydi. Galata ile Tunel'i birbirine baglayan tunelin (Dersaadet'teki resmi adiyla Dersaadet Mülhakatindan Galata ve Beyoglu Beyninde Tahtel'arz Demiryolu'nun ) , Londra'dan sonra dunyanin en eski ikinci yeralti toplu tasima sistemi oldugu soylenirdi. Yuksek kaldirimdan inmek nisbeten kolay ve eglencelidir ama ya cikmasi ? Tunel olmasaydi, ne yapardik acaba ? Gencligimizde, tunelin on bolumunde durup, hattin tam ortasinda, karsidan gelen vagon ile bulusmayi seyretmeyi pek severdik. Yolculuk iki dakikadan az surerdi. Bizim zamanimizda, vagonlar ahsapti. Tekerlekleri de, simdi oldugu gibi, lastik degildi. Tunelin kendine has bir kokusu da olurdu. Tunel, bize cok hizmet etmisti; bakalim daha ne kadar hizmet edecek ?



Aydın Ataberk
« Son Düzenleme: Haziran 08, 2009, 08:27:20 ÖS Gönderen: stalker »