Tesettür Forum

Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz
Gelişmiş Arama  

Haberler:

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : Haziran 28, 2019, 04:07:10 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İnsanlar için yapılmış ilk ev, Mekke’de inşa edilen, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olan Kâbe’dir. Orada apaçık deliller, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin Kâbe’yi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bunu inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”

Aziz Müminler!
Hac, Peygamber Efendimizin ifadesiyle, İslam binasının üzerine oturduğu beş temel esastan biridir. Hac, Rabbimizin rızasını kazanmak için Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat’ta vakfeye durmaktır. Mübarek bir yolculukla dünyanın dört bir yanından Mekke’ye gelen müminlerin, uzaklarda iken günde beş vakit yöneldikleri Kâbe’nin gölgesinde buluşmalarıdır.

Allah’ın evini ziyaret için yola çıkan bu müminlere Kur’an-ı Kerim’de şöyle seslenilir: “Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında cinsel davranışlarda bulunmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Ahiret için azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının!”
 
Kıymetli Müslümanlar!
Hacca niyet edip yola düşen Müslüman, bedeniyle ihrama, ruhuyla takva elbisesine bürünür. Allah ve Resûlü’nün emirlerine tabi olacağına, her türlü günah, kötülük ve çirkinlikten uzak duracağına söz verir. Renkleri, dilleri, ülkeleri farklı ama gayeleri aynı olan mümin kardeşleriyle birlikte telbiye getirerek şöyle niyazda bulunur:

  “Buyur Allah’ım buyur! Emrindeyim buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Allah’ım buyur! Hamd sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”
Peygamberimiz, “müminin telbiye getiren sesine taşların, ağaçların hatta toprağın eşlik ettiğini” söyler. 
Muhteşem bir kâinat korosu hacı adayıyla beraber duaya durur.

Muhterem Müminler!
Resûl-i Ekrem Efendimizin müjdesi, adım adım haccı yaşayan her Müslüman’ın yüreğinde karşılık bulur: “Allah tarafından kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir.”   Bu müjdeye nail olmak isteyen hacı adayları Arafat’a çıkar, mahşerin provasını yapar. Arafat, hakikati bilmek, marifete ermek, ölmeden önce kendini hesaba çekmektir.

Arafat vakfesinden sonra bir sel gibi akarak Müzdelife’ye gelen hacılar, buradan Mina’ya geçer. Müzdelife, ikinci kez Allah’ın huzurunda vakfeye durarak bilinçlenmek; Mina ise dünyalık sevgileri aşıp sadece Allah’ın rızasını temenni etmektir.
Cemeratta şeytan taşlayan mümin, aslında şeytanla beraber kendisini günaha davet eden nefsini, hırsını, tutkularını da bir bir taşa tutar. Sonra ziyaret tavafını yapmak üzere Kâbe’ye yönelir. Bakışlarını Kâbe’ye, gönlünü Hakk’a çevirir.

Hac esnasında kesilen kurbanlar ise Allah’ın nişaneleridir. Ancak kesilen hayvanların ne etleri, ne de kanları Rabbimize ulaşacaktır. O’na ulaşacak olan yalnızca takvamızdır.

Aziz Müslümanlar!
Hac, mümin için tam manasıyla bir dönüm noktasıdır. Hacılar Hz. İbrahim’in vefasını, Hz. İsmail’in teslimiyetini, Hz. Hacer’in tevekkülünü kuşanır. Onlar gibi Hak yoluna canını kurban etmeye adanır. Peygamberimizin ayak izlerinin olduğu yerlerde dolaşan her hacı, sabrı, şükrü, dirilişi ve huzuru bir arada yaşar. Bu kutsal yolculuk için heybesini takva azığıyla dolduran mümin, azığını tüketmemek adına her türlü kötü söz ve olumsuz davranıştan uzak durmalıdır.

Hac ibadetini yaparken hiçbir canlıyı incitmemeli ve tabiata asla zarar vermemelidir. O güne kadar yaptığı hataları ve işlediği günahları arkasında bırakarak mübarek beldelerden ayrılan hacı, kalan hayatında bir daha bu yanlışlara dönmemelidir.

Bu vesile ile cemaatimizden hacca gidecek olan bütün kardeşlerimizin haclarının mebrur olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Hutbemi Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Hacca gidenler ile umreye gidenler, Allah’ın elçileridir. Allah’a dua ederlerse, Allah onların dualarını kabul eder ve Allah’tan günahlarının bağışlanmasını isterlerse Allah onların günahlarını bağışlar.”

 2 
 : Haziran 21, 2019, 02:18:04 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
ALLAH’A İMAN

Hutbeme başlarken okuduğum İhlâs suresinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “De ki: O Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir; her şey O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir. Kimseyi doğurmamış ve kimseden doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”

Okuduğum hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim kalbinden tasdik ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.”
 
Muhterem Müslümanlar!
Allah Teâlâ, âlemlerin Rabbidir. Her türlü hamd ve sena, kudret ve azamet, yücelik ve üstünlük O’na mahsustur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Rabbimiz, mutlak güç ve sonsuz hikmet sahibidir. Ölümü ve hayatı var eden, mülkü ve makamı lütfeden, dilediğini yücelten, dilediğini alçaltan O’dur. Yaratan ve yaratmaya devam eden O’dur. Yaşatan ve rızık veren, doyuran ve koruyan O’dur. Hayatın her alanına ve her anına hükmeden, idare eden, yöneten yalnızca O’dur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’na muhtaçtır. O her an yaratma halindedir.”

Kıymetli Müminler!
Allah’a iman, İslam’la şereflenmenin ilk şartıdır. Allah’ın varlığına, birliğine, eşi, benzeri ve ortağı olmadığına inanmak, yani tevhidi kabul etmek, iman esaslarının temelidir. Bizi yoktan yaratan ve sayısız nimetiyle yaşatan Rabbimizin üzerimizdeki en büyük hakkı, O’na iman etmemizdir.

Muhterem Müminler!
Allah’a iman, O’nun görevlendirdiği Peygambere ve gönderdiği Kitab’a uymayı, çizdiği sınırlara ve verdiği hükümlere teslim olmayı gerektirir. Mümin, Allah’a iman etmeyi sadece bir sözden ibaret görmez. Aksine Allah’a iman etmek, hem Kur’an-ı Kerim’in ayetleri hem de Peygamberimizin hadisleri vasıtasıyla Rabbimizi tanımayı ve hayatını bu iman üzere yaşamayı zorunlu kılar. Allah’a iman, müminin hayatına anlam katar, fikir ve kararlarına yön verir, canlı-cansız bütün varlıklarla ilişkilerini etkiler. Bu sebeple müminin dilinden dökülen ve yüreğinde kök salan iman, aslında yeryüzünde iyiliğin teminatıdır.

Değerli Müslümanlar!
Allah’a iman eden insan, her işinde Rabbinin rızasını gözetir. Ailesinin, akrabalarının, komşularının ve yanında çalışanların haklarını korur. Sorumluluk üstlendiği her işi, emanet bilinciyle yerine getirir.

Allah’a iman eden insan, zerre kadar da olsa hayrın ve şerrin mutlaka bir karşılığı olduğunu bilir. Ahiretini dünyaya değişmez, hesabı verilebilir bir hayat sürer.

Allah’a iman eden insan, kaba ve zorba olamaz. Aksine bütün işlerinde istişareye önem verir. Merhameti ve şefkati ilke edinir.
Allah’a iman eden mümin, vatanına ve milletine, dinine ve değerlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Malından hatta canından vazgeçer, ancak mukaddesatından asla vazgeçmez.

Aziz Müminler!
Allah’a iman, bizleri dünyada istikamete erdirecek, ahirette ise cennete ulaştıracak sağlam bir kılavuzdur. Rabbimize olan imanımız, kul olarak en değerli hazinemizdir. Allah’a iman ile bir ömür geçirmek, amelini imanına yoldaş eylemek, son nefeste iman ile çene kapamak ve ardında imanlı nesiller bırakmak hepimizin niyazıdır.

Hutbemi Hz. İbrahim’in Kur’an-ı Kerim’de yer alan şu sözleriyle bitiriyorum: “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. Beni yediren ve içirendir. Hastalandığım zaman bana şifa verendir. Canımı alacak olan, sonra beni yeniden diriltecek olandır. Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.”

 3 
 : Haziran 14, 2019, 04:44:12 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLAKI KUR’AN OLSUN

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”

Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bizlere şu hatırlatmada bulunmaktadır: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”

Aziz Müminler!
Her çocuk, Allah’a inanma, O’nu sevme, O’na bağlanma duygusuna sahip bir şekilde dünyaya gelir. İnsanın fıtratında yani yaratılışının özünde iyiye yönelme, güzeli tercih etme ve doğruyu arama eğilimi vardır. Çocukluktan itibaren yüreğimizdeki pusula, hakkı ve hakikati göstermektedir. Ama büyüdükçe anne babasının ve çevresindekilerin etkisiyle her çocuğun yolu farklılaşır, inancı şekillenir ve ahlakı değişir.

Kıymetli Müslümanlar!
Allah’ın bizlere lütfettiği en değerli nimet ve emanetlerden biri de yavrularımızdır. Sevgili Peygamberimiz bizi bu nimetin kıymetini bilmeye ve bu nadide emanete sahip çıkmaya davet eder. Anne-baba ve evlat arasında hassas bir hak ve sorumluluk dengesi vardır. Çocuklarımızın üzerimizdeki en büyük hakkı ise, fıtratlarının saf ve temiz halini koruyarak onları her türlü kötülükten muhafaza etmemizdir.

Değerli Müminler!
Ailemizin gözbebeği, geleceğimizin umudu olan yavrularımızın maddi ihtiyaçlarını olduğu kadar manevi ihtiyaçlarını da karşılamakla mükellefiz. Çocuklarımıza Rabbimizi ve Peygamberimizi tanıtmak, ibadet alışkanlığı kazandırmak, güzel ahlak aşılamak bizim asli vazifemizdir. Onların masum yüreklerini, berrak zihinlerini ilimle, hikmetle, edeple donatalım. Her türlü sapkın düşünceden, ahlaka aykırı davranıştan, hurafe ve bidattan onları uzak tutalım. Elinde Kur’an, göğsünde iman ile hayatına yön veren samimi müminler yetiştirmek için emek verelim. Unutmayalım ki, Allah’ın Kitabı’na aşina olan, Allah’ın Resûlü’nü örnek alan, vatanına ve milletine vefa ile bağlanan güzel bir nesil bırakmak hepimizin vazgeçilmez sorumluluğudur.

Aziz Müslümanlar!
Kur’an-ı Kerim’i güzel okumak, en doğru biçimde anlamak ve hayatın her anında yaşamak mümin olmanın şiarıdır. Çocuklarımızı küçük yaştan itibaren Kur’an tilavetiyle ve Kur’an’ın temel değerleriyle tanıştırırsak, bu gayeye erişmeleri kolaylaşacaktır. Çocuk ruhu, Kur’an’ın sıcak ve samimi çağrısına, manevi sofrasına hepimizden daha yakındır. Yüce dinimizi öğrenmenin, namaz ve oruç gibi ibadetleri alışkanlık haline getirmenin, dürüstlük ve şefkat gibi erdemleri benimsemenin en güzel çağı çocukluktur. Yavrularımıza Kur’an sevgisi aşılamak ve Kur’an’ın aydınlığında devam edecek bir ömrün ilk adımlarını atmak istiyorsak, okulların eğitime ara verdiği yaz tatili bunun için eşsiz bir fırsattır.

Muhterem Müminler!
Teknolojinin cazibesine kolayca kapılan çocuklarımız, bilgisayar ve telefon ekranlarının önünde günlerini heba etmesin istiyoruz. O halde yavrularımızı bağımlılıktan kurtarıp akıl ve beden sağlıklarını güçlendirecek imkânlar oluşturmak bize düşmektedir. Çocuklarımızın gönül dünyalarını geliştirecek, hayal ve ideallerini zenginleştirecek en güzel vesilelerden biri önümüzde durmaktadır.

17 Haziran Pazartesi günü tüm camilerimizde ve Kur’an kurslarımızda yaz kursları başlayacaktır. “Camiler Çocuk Dolsun, Ahlakı Kur’an Olsun” ilkesiyle camilerimiz çiçek açacak, kurslarımız yavrularımızla şenlenecektir. İman, ibadet ve ahlaka dair derslerin yanı sıra sosyal ve kültürel etkinliklerle çocuklarımız bir yandan öğrenirken bir yandan eğlenecektir. Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle, çocuklarımıza “en değerli miras” olarak güzel bir terbiye bırakmak için cami ve Kur’an kurslarımıza müracaatınızı bekliyoruz. Çocuklarımıza kucak açıyor, hepsi için Cenâb-ı Hak’tan başarılı, hayırlı, mutlu ve sağlıklı bir gelecek niyaz ediyoruz.

 4 
 : Mayıs 31, 2019, 02:26:28 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
Muhterem Müslümanlar!
Ramazan-ı şerifin sonuna yaklaştığımız bu mübarek Cuma gününde Rabbimizin şu ayetlerine dikkat kesilelim: “Şüphesiz, biz Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrâil o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” 
Bu muazzez Cuma vaktinde Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in müjdesine ümit bağlayalım: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir gecesini ihyâ ederse geçmiş günahları affolunur.”

Aziz Müminler!
Bu gece inşallah Kadir gecesini idrak edeceğiz. Kadir gecesi, insanı Rahman’ın affıyla, insanlığı Kur’an’ın aydınlığıyla buluşturan eşsiz bir gecedir. Bu müstesna zaman diliminin kadr ü kıymetini bilen ve onu ihya etmek isteyen her mümin, elbette öncelikle Kur’an’a yönelmelidir. Kur’an-ı Kerim’i güzel okumanın, en güzel biçimde anlamanın ve yaşamanın hayatın ana gayesi olduğunu bir defa daha hatırlamalıdır. Ömrümüzü Kur’an ile aydınlatmak ve bereketlendirmek istiyorsak Kadir Gecesi bunun tam zamanıdır.

O halde geliniz! Bu gece vesilesiyle Kur’an-ı Kerim’in hidayete ve hakikate davet eden ayetlerinden bazılarını birlikte tefekkür edelim.     
                                                               
 “Bilinmelidir ki hâlis dindarlık yalnız Allah için olanıdır.” 
İnsanın boşuna yaratılmadığı gibi, yaratıldıktan sonra da başıboş bırakılmadığını idrak eden bir Müslüman, yalnızca Allah’a kulluk eder. Her türlü kibir ve gösterişten uzak durur, ihlas ve samimiyet içinde yaşar. İman ederek verdiği sözü, ibadetleriyle ve Kur’an ahlakıyla hayatına yansıtır.
                       
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”  Müslüman, hayatın her alanında Sevgili Peygamberi Muhammedü’l-Emîn’i model alır ve onun gibi dürüst olur. İstikametten, hak ve hakikatten asla ayrılmamaya gayret eder. Yalanın, iftiranın ve ihanetin imanla asla uyuşmayacağını bilir. Doğruluktan ödün vermez.

 “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”  Canımız, malımız, ailemiz bize emanettir. Bitkisiyle, hayvanıyla, suyuyla, toprağıyla tabiat bize emanettir. Yeryüzünün adaletle, barışla, iyilikle imarı ve yönetilmesi bize emanettir. Erdemli bir Müslüman emanetleri ehline verir, adaleti ayakta tutar.     
                                                     
“Ey iman edenler! Akitlerinizin gereğini yerine getirin.”                 Mümin, adı üstünde güvenilen kimsedir. Söz verdiğinde sözünde durur. Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ettiği gibi insanlarla yaptığı sözleşmelerin de gereğini îfâ eder. Mümin bilir ki, konuştuğunda yalan söylemek, verdiği sözde durmamak ve emanete hıyanet etmek münafığın alametleridir.
 
 “Ey iman edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticaret dışında mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Kendinizi helak etmeyin.”  Müslüman rızkını helal yollardan temin eder, ticaretine haram bulaştırmaz. Hırsızlık, gasp, rüşvet, faizcilik, tefecilik, kumar, fâhiş fiyat, aldatma gibi bâtıl yollara tevessül etmez.
 
“Hani Rabbiniz şöyle bildirmişti: ‘Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.’”  Allah’ın sayısız nimetiyle hayatını sürdüren mümin, elindeki imkanları Rabbinin rızasına uygun şekilde kullanır. Servetin şükrü infak etmek, ilmin şükrü bilgiyi insanlığın yararına kullanmak, sağlığın şükrü ise iyilik ve ihsan yolunda hizmet etmekle olur.
               
“Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”  Müslüman, bugün ne ektiyse yarın onu biçeceğini, bu dünyanın bir de ahireti olduğunu bilir. Elinde fırsat varken âhiret yurdu için nasıl bir hazırlık yaptığını kendisine sorar. Ebedi kurtuluşa ermek için Kur’an’ın çizdiği yolda yürürken, hedefini ahiret mutluluğu olarak belirler.

Aziz Müslümanlar!
Kadir gecesini, ancak Kur’an’ın kadrini, kıymetini bildiğimiz müddetçe ihyâ etmiş oluruz. O halde Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu bu geceyi fırsat bilerek zihnimizi ve gönlümüzü Kur’an’a bağlayalım. Kur’an’ı daha çok okuyalım, anlamak için emek verelim, yaşamaya ve yaşatmaya gayret edelim. Kadir gecesini kendimizi muhasebe edebileceğimiz, günahlarımızdan af ve mağfiret dileyeceğimiz bir fırsat olarak değerlendirelim. Ömrümüzün tamamını bereketlendirmek için her gecenin kadrini, her nimetin kıymetini bilelim. Böylelikle bin aydan daha hayırlı olan bu lütuf ve ikram gecesinin feyzinden istifâde etmiş olalım.

Muhterem Müminler!
Hutbemi bitirirken önemli bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bayrama kavuşmamıza sayılı günler kaldı. Birçoğumuz bugünden itibaren bayramı sevdiklerimizle geçirmek için yola çıkacağız. Gidiş ve dönüş yollarındaki yoğunluk her zamankinden daha fazla dikkatli olmamızı gerektirmektedir. Zira yaşanan trafik kazaları bayram sevincimizi hüzne dönüştürmekte; millet olarak hepimizin yüreğini dağlamaktadır.

Hız ihlali, hatalı sollama, yakın takip, yorgunluk gibi sebeplerle meydana gelen kazalarda nice insanımız, nice kardeşimiz can veriyor. Nice ocaklar sönüyor. Bu noktada bütün kardeşlerimizi trafik kurallarına uymaya, sabırlı, anlayışlı ve dikkatli davranmaya, birbirimizin hak ve hukukuna saygılı olmaya davet ediyorum.

 5 
 : Mayıs 25, 2019, 04:46:57 ÖS 
Başlatan halukgta - Son İleti Gönderen: halukgta
Bu makalemde sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim ayet, Ali İmran 101. ayet olacaktır. Eğer bu ayet üzerinde dikkatle düşünmeden okursak, geleneksel İslam ın yanlış öğretilerinin etkisinde kalmaktan asla kurtulamayız.  Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte düşünelim.

Ali İmran 101: SİZE ALLAH’IN AYETLERİ OKUNUP DURURKEN VE ALLAH’IN RESULÜ DE ARANIZDA İKEN dönüp nasıl inkâr edersiniz? KİM ALLAH’A SIMSIKI BAĞLANIRSA, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir. (Diyanet meali)

Dikkat ederseniz, Allah ın elçisinin yaşadığı dönemden çok önemli bir örnek veriyor ve kitap ehlinin yaptığı yanlışlar konusunda bizleri bilgilendiriyor. Peki neden, ÇÜNKÜ AYNI YANLIŞLARI BİZLERDE YAPMAYALIM DİYE. Peygamberimiz, Allah dan aldığı vahyi kitap ehline tebliğ ediyor ama kitap ehlinin genel çoğunluğu kabul etmemekte ısrar ediyor. Bu ayette dikkatle üzerinde düşünmemiz gereken cümle, ALLAH IN RESULÜ ARANIZDAYKEN cümlesidir. Sizce bu sözü Allah neden söylemiş olabilir?

BU AYETTE ALLAH, BİZZAT ELÇİMLE SİZLER YÜZ YÜZE OLDUĞUNUZ HALDE, GERÇEKLERİ GÖREMİYOR VE İNKÂR EDİYORSANIZ, İNANDIĞINIZ VE HİÇ ŞAHİT OLMADIĞINIZ, DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLAMAYACAĞINIZ, ATALARINIZDAN SİZLERE İNTİKAL EDEN SÖZLERE/HADİSLERE NASIL İNANIRSINIZ, NASIL DOĞRULUĞUNDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ, BUNU DÜŞÜNEMİYOR MUSUNUZ DİYOR YARADAN.

Ayetin devamında ise aslında, son noktayı koyuyor Yaradan, KİM ALLAH A SIMSIKI BAĞLANIRSA, KESİNLİKLE O DOĞRU YOLA İLETİLMİŞTİR DİYOR. Allah neden onlarca ayetinde, düşün aklını kullan ey kulum dediğini, bu ayette de çok açık anlıyoruz.  Allah bu sözleriyle şunu söylüyor, Allah ın elçisi sizlere, benim vah yettiğimden başkasını tebliğ etmiyor. YANİ ELÇİM KENDİ SÖZLERİNİ, BUNLARDA ALLAH EMRİDİR GİBİ DEMİYOR. Kitap ehli bunun canlı şahitleri olduğu halde, hala batılın ve hurafenin yolundan gitmeyi seçtiler, sakın onların yanlışlarını devam ettirmeyin, emin olduğunuz benim sözlerime/hadislerime/ayetlerime uyun. Kim batıl ve hurafeden uzak, Allah ın kitabına sarılırsa, O kurtuluşa erenler olacaktır diyor. Ne dersiniz bu ayeti okuyup düşündüğünüzde, günümüzde bizlerin yaptığı aynı yanlışlar geldi aklınıza değil mi?  YALNIZ ALLAH A SARILMAK, YALNIZ ALLAH DAN ŞEFAAT, YARDIM DİLEMEKLE OLUR. SİZCE BİZLER BU GERÇEĞİN FARKINDA MIYIZ? YANİ YALNIZ ALLAH A SIMSIKI MI BAĞLANIYORUZ, YOKSA ARACILAR MI KULLANIYORUZ? NE DERSİNİZ? Ehli kitaptan bir kısmı, Kur’an ı kabule yaklaşıyorlardı, ama onlar Kur’an ile birlikte, atalarının rivayet inançlarını da yaşamak istiyorlardı. Ama Allah indirdiği ayetlerinde buna izin vermiyor, SİZLERE İNDİRDİĞİM KUR’AN YETMİYOR MU DİYEREK, İSTEKLERİNİ GERİ ÇEVİRİYORDU. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için bir ayet öncesine bakalım.

Ali İmran 100: Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar. (Diyanet meali)

Aslında bu uyarı ayette, çok dikkat çekici ikazlar var. Allah kitap ehlinin gittiği yolun yanlışlarından bahsediyor ve diyor ki, iman ettiğini söyleyen bu insanlar, gönderdiğim elçim ile canlı kanıt olarak yüz yüze konuştukları halde, gerçekleri inkâr etmeye devam ediyorlar. Bunların çoğu daha önce gönderdiğim kitaptan sapmış, atalarının inançları ile bölünmüş parçalanmış, dinden sapmış toplumlardır. Sakın bu insanlara uymayın, eğer onlara uyarsanız, Allah ın indirdiği gerçeklerden sizleri uzaklaştırıp, inkârcı/kâfir yaparlar diyor. Buradan özellikle şunu daha iyi anlıyoruz. Ehli kitap, Allah ın indirdiği kitaplardan sapmış ve kendilerine atalarının rivayetleri ile bir din yaratmışlardı. Allah bu konuları, kullarım iyice anlasın diye birçok ayetinde, üzerine basa basa örneklerle anlatıyor ve 103. ayetinde bakın ne diyor.

HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE /KUR’AN’A SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN.  (Ali İmran 103)

Bunca açık ayetlere iman ettiğimizi söylediğimiz halde bizler, hala yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, yalnız Kur’an ile ne namaz kılabiliriz ne zekât verip oruç tutabiliriz. Peygamberimizin rivayet hadisleri olmasaydı Kur’an kapalı kalırdı demeye devam ediyorsak, bizler bu durumda farkında bile olmadan Allah ın yolundan sapmış, cahiliye toplumunun inancını yaşıyoruz demektir. Böyle yapanlara Allah, inkârcı/kâfir oldular diyor hatırlatırım. Sizlere iki örnek ayet daha hatırlatmak istiyorum.

Ali İmran 105: KENDİLERİNE APAÇIK DELİLLER GELDİKTEN SONRA PARÇALANIP AYRILIĞA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Diyanet meali)

Ali İmran 106: Gün gelir bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "İMANINIZDAN SONRA KÜFRE Mİ DÜŞTÜNÜZ? Hadi, saptığınız küfür yüzünden tadın azabı!" (Yaşar Nuri meali)

Bizler ne yazık ki, Allah ın apaçık delilleri olan ayetlerini yeterli görmediğimiz için mezheplere, fırkalara, cemaatlere bölündük. Yetmedi, Allah ın uyarılarından uzak İslam ı yaşadığımız için, birbirimize düşman olduk. Allah bu ayetinde de din adına kanıt yalnız Kur’an dır diye tekrar ettiği halde, gözler perdeli, gönüller mühürlü olunca, gerçekleri ne yazık ki göremiyoruz. Gerçekleri görmemekte ısrar edenleri Allah, 106. ayetinde çok net bir şekilde bakın nasıl uyarıyor.

SİZLERE İNDİRDİĞİM APAÇIK VAHYİ YETERLİ GÖRMEYİP, BENDEN BAŞKA VELİ EDİNMEYİN DEDİĞİM HALDE VELİLER EDİNİP, BU İNSANLARIN EMİN OLAMAYACAĞINIZ DELİLSİZ, KANITSIZ SÖZLERİNİ/HADİSLERİNİ İNDİRDİĞİM KİTABIN YANINDA, DİN DİYE YAŞAYARAK KÜFRE SAPTINIZ, ŞİMDİ TADIN BAKALIM AZABI DİYECEĞİNİ, ŞİMDİDEN BİZLERE BİLDİRİYOR. DERS ALABİLENE NE MUTLU. Allah birçok ayetinde elçisine verdiği görev ve yetki konusunda bizleri birçok ayetinde uyarıyor ve bakın Tegabun 12. ayetinde ne diyor.

“Allah'a itaat edin, resule de itaat edin. EĞER YÜZ ÇEVİRİRSENİZ RESULÜMÜZE DÜŞEN, APAÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKASI DEĞİLDİR.” (Tegabun 12)

Örnek verecek, onlarca ayet var bu konuda ama gözler perdeliyse, ataların rivayetleri Kur’an ın yanına konarak din yaşanıyorsa, Allah bunu yapanlara şirk koşarak iman ettiler diyor ve bu insanların MÜŞRİK olduğu uyarısını yaparak, bizlerin yalnız Kur’an ın ipine sarılmamızı emrediyor. Lütfen unutmayalım, Allah ın elçisi de yalnız ve yalnız Kur’an a uymuş ve yalnız Kur’an ile ümmetine hükmetme görevi almıştır.

Maide 67: EY RESUL! RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİ TEBLİĞ ET. EĞER BUNU YAPMAZSAN O'NUN ELÇİLİĞİNİ YAPMAMIŞ OLURSUN. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez. (Diyanet vakfı meali)

Dilerim Allah dan, Kur’an gerçeklerinin farkında olan, batıldan ve hurafeden uzak, yalnız Allah ın ipi Kur’an a sarılan, Allah ın azınlık halis kullarından oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

 https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

 6 
 : Mayıs 24, 2019, 02:28:02 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
Muhterem Müslümanlar!
Bizler imanımızın gereği olarak mümin kardeşlerimize gönülden sevgi besler, saygı ve şefkat duyarız. Tıpkı bir bedenin uzuvları gibi birbirimize destek oluruz. Bazen bir sohbetle kardeşimizi ferahlatır, bazen yüküne omuz veririz. Mali yardımlarımızla müminlerin derdine derman olur, dualarımızla manevi olarak da yanlarında yer alırız. Zira şeref kaynağımız, yüce dinimiz İslam, bizlere dayanışma içinde olmamızı emretmiştir. Cenab-ı Hak, başta zekât ve fıtır sadakası olmak üzere farklı ibadetlerimiz sayesinde yardımlaşma bilinci kazanmamızı murad etmiştir.

Aziz Müminler!
Zekât, Din-i Mübin-i İslam’ın üzerine bina edildiği beş temel esastan biridir. Yerine getirilmesi Allah tarafından kesin bir şekilde emredilen farz bir ibadettir. Dinen zengin sayılanların yılda bir defa mallarının belirli bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşması, vazgeçilmez bir sorumluluktur.

Zekât mali bir ibadettir ve Rabbimizin verdiği bunca nimete karşı bir şükür ifadesidir. Zekât, servetin bir kenarda birikip âtıl hale gelmesine engel olur. Kardeşlik duygularını pekiştirerek zenginle fakir arasında sevgi ve güven tesis eder. Başta cimrilik ve mal hırsı olmak üzere birçok kötü huydan mümini korur. Bir taraftan malı temizlerken diğer taraftan müminin kalbini arındırır. Verenin de alanın da hayatına bereket olur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Onların mallarından zekât al, bununla onları temizlersin, arıtıp yüceltirsin”  buyurulmaktadır. Bu emrin muhatabı olan Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise bizlere “Sadaka vererek hastalarınız için Allah’tan şifa isteyin, zekât vererek de mallarınızı korumaya alın.”  talimatında bulunmuştur.

Değerli Müslümanlar!
Fıtır sadakası ise insan olarak saygın yaratılmanın, ömrün en kazançlı dönemleri olan Ramazan günlerine erişmenin ve nihayet bayrama ulaşmanın şükrüdür. Ramazan’ın sonunu gören her Müslüman, kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu ailesi için belirli bir miktar yardımı bayramdan önce ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalıdır. Böylelikle gecesiyle gündüzüyle insanı ibadete davet eden mübarek Ramazan ayını iyilikle sonlandırmış olur. Fıtır sadakası, ihtiyaç sahiplerinin bayrama hazırlanmasına, bayramın huzuruna ve neşesine ortak olmasına vesiledir.

Kıymetli Müminler!
Bir toplumda farklı maddi imkânlara sahip insanların bir arada yaşaması gayet tabii bir durumdur. Bu farklılığın uçuruma dönüşmemesi, zenginin yoksulu gözetmesiyle mümkündür. Malında fakirin hakkı olduğunu idrak edemeyen zengin, bu hakkı sahibine teslim etmedikçe ziyandadır. Zekâtı ve fıtır sadakasını ihmal etmek günahtır, büyük bir vebaldir. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de müminleri şöyle uyarmaktadır: “Ey iman edenler! Alım satım, dostluk ve aracılığın olmadığı bir gün gelip çatmadan önce Allah’ın size verdiklerinden O’nun için harcayın...”

Muhterem Müslümanlar!
Kardeşliğimizi zekât ve fıtır sadakası ile bereketlendirelim. Hayatımızın her anında olduğu gibi, bu Ramazanda da hayır ve hasenatın öncüsü olalım. Bayram sabahına varmadan fitrelerimizi muhtaç kardeşlerimizle buluşturalım. İnfakta bulunurken kimseyi incitmeyelim, gönül kırmayalım. Allah yolunda sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe asla erişemeyeceğimizi unutmayalım.

Aziz Müminler!
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımız “Kardeşliğimiz Zekâtla Bereketlensin” diyor. Önceki Ramazanlarda olduğu gibi bu Ramazanda da siz hayırsever milletimizin yardımlarını yurtiçi ve yurtdışındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız. Gıda kolilerinizle yetimlerin ve fakirlerin yüzlerini güldüreceksiniz. Binlerce çocuğa bayramlık kıyafet giydireceksiniz. Mülteci ailelere iftar sofraları kuracaksınız. Ülkemizde, ümmet coğrafyasında ve dünyanın dört bir yanında, Allah’ın bizlere emaneti olan ihtiyaç sahiplerinin bayram sabahına mutlu ve huzurlu bir şekilde uyanmasına vesile olacaksınız inşallah.

Sizleri il ve ilçe müftülüklerimize ve Türkiye Diyanet Vakfı temsilciliklerimize başvurarak iyilik seferberliğine katılmaya davet ediyorum. Yapmış olduğumuz ve yapacağımız bütün yardımların makbul olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Hutbemi bir âyet-i kerimeyle bitiriyorum: “Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür.”

 7 
 : Mayıs 19, 2019, 07:00:22 ÖS 
Başlatan halukgta - Son İleti Gönderen: halukgta
Yazıma başlamadan önce şunu belirtmek isterim. KUR’AN IN GENEL ÇOĞUNLUĞU, ALLAH A İMAN ETMEYENLERİ İMAN ETMEYE DAVET İÇİN DEĞİL, ALLAH A İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİKLERİ HALDE, ALLAH IN YOLUNDAN BATILA SAPANLARI, DOĞRU YOLA DAVET İÇİN GÖNDERİLMİŞTİR. Allah ın sünnetini/yolunu din ve iman adına yeterli görmeyip, beşeri sünnetler yarattıklarından dolayı Allah, kullarını sürekli elçi ve kitaplarla uyarmıştır ve YALNIZ GÖNDERDİĞİM KİTABA SARILIN DEMİŞTİR. Önce konumuzla ile ilgili Allah ın uyarı ayetini yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim.

Hac 72: AYETLERİMİZ AÇIK AÇIK KENDİLERİNE OKUNDUĞUNDA, İNKÂRCI/KÂFİRLERİN SURATLARINDA HOŞNUTSUZLUK SEZERSİN. Onlar, kendilerine ayetlerimizi okuyanların neredeyse üzerlerine saldırırlar. De ki: Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? CEHENNEM! Allah, onu kâfirlere (ceza olarak) bildirdi. O, ne kötü sondur! (Diyanet vakfı meali)

Önce hatırlatmak isterim. Allah inkârcı/kâfir dediği kişiler Allah a iman etmeyenler değil, tam tersine Allah a iman ettiğini söyledikleri halde, Allah ın kitabının sınırlarının dışına çıkan, batılı ve hurafeyi din diye yaşayanlar. Allah cahiliye toplumunu, öyle bir nedenden dolayı uyarıyor ki,  BU YAPTIĞINIZ KÂFİRLİKTİR, İNKÂRCILIKTIR, BENİM YOLUMDAN SAPMAKTIR DİYOR. Peki, cahiliye toplumu ne yapmışta Allah bu sözleri söylüyor olabilir ona bakalım.  Allah Elçisi tarafından, ayetlerini gönderip tebliğ edildiğinde, bu insanlar kendi batıl ve hurafe inançlarını Kur’an da göremediklerinde, Allah ın elçisine karşı tavır almışlar, karşı çıkmışlar, bu davranışlarının suratlarından belli olduğunu söylüyor. Hatta Kur’an da istediklerini göremediklerinde, neredeyse Elçimizin üstüne saldıracaklardı diyor.  Allah ın elçisi kanalıyla gönderdiği Kur’an ı yeterli görmeyip, kendi inançlarını da dinde yaşayabilmek adına, Allah ın gönderdiği kitapta hüküm verdiklerini yeterli görmeyenlere Allah, çok net ve kesin bir cevap veriyor.  ONLARIN SONLARI CEHENNEMDİR.

Bu ayette geçen konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Ehli kitabın Peygamberimize nasıl ve hangi konularda itiraz ettiklerini ve Allah ın bu itirazlarına karşı nasıl cevaplar verdiğini, Kur’an ın diğer ayetlerinden örnek vererek daha iyi anlamaya çalışalım. Ehli kitap tan bir kısmı, Kur’an ı kabul edebileceklerini ama kendilerinin atalarından intikal eden inançlarının da olduğunu, onları da yaşamak istediklerini söylüyorlardı. Bakın bu istekte bulunan Kitap ehline Allah, nasıl cevaplar veriyordu hatırlayalım.

KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51)

O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185)

ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)

Günümüzde İslam ı yaşarken, yalnız Kur’an yeterli değildir, Kur’an hüküm verir detay vermez diyerek, adeta Allah ın sınırlarını aşarak, Kur’an ı rivayet ve sanı bilgilerle cemaat ve tarikat eksenli yaşayan arkadaşlarımızda aynı yanlışları yaptıklarında, bu ayetleri örnek gösteriyoruz. Aldığımız cevap çok düşündürücüdür. “Siz bu ayetlerin nüzul sebebini biliyor musunuz, bunlar cahiliye toplumuna söylenmiştir” diyerek, hiç üstlerine alınmayarak ders ve ibret almamakta ne yazık ki ısrar ediyorlar. Hac suresi 72. ayeti daha iyi anlayabilmek için, gelin bir öncesindeki ayete bakalım. Allah ın uyardığı bu insanlar neler yapıyorlarmış da, Allah onlara inkârcı/kâfir oldunuz diye uyarıyor.

Hac 71: ALLAH'TAN AYRI OLARAK, HAKKINDA O'NUN HİÇBİR KANIT İNDİRMEDİĞİ ŞEYE KULLUK EDİYORLAR. KENDİLERİNİN DE ONUNLA İLGİLİ BİR İLMİ YOKTUR. O zalimlerin yardımcısı olmayacaktır. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetle yapılan yanlışlar, çok net anlaşılıyor. Allah Ehli kitaba, daha önce gönderdiği kitapta hiç bahsedilmeyen, hüküm verilmemiş konularda, kendilerine hurafe, rivayet inançlar edinerek, Allah ın emri diye yaşadıkları için uyarıda bulunuyor. Bu yanlışları yapanlara Rabbimiz İNKÂRCI/KÂFİR OLDULAR, yani Allah ın apaçık ayetlerini tebliğ alıp, iman edeceklerini söyledikleri halde, ayetleri görmezden gelip hayatlarına tam tersini geçirdiler diyor.  ALLAH BÖYLE YAPANLARA, ZALİM DİYOR HATIRLATIRIM. Allah korusun hangimiz böyle bir yanlışı yaparak, Allah ın huzuruna gitmek ister? Demek ki cahiliye toplumuna Allah, tıpkı bizlere de Kur’an da emrettiği gibi, benden başkasına kulluk ederek onlardan yardım istemeyin, onları veli edinmeyin, onlardan şefaat dilemeyin dediği halde, bu insanlar Allah ın kitabında haklarında hiçbir kanıt indirmediği onca konuları, bunlarda Allah ın emridir diye inanıp yaşayanları şiddetle uyarıyor.  Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, Hac 72. ayetin bir sonrasına da bakalım.

Hac 73: Ey insanlar! Size bir örnek verildi; onu dinleyin. O ALLAH'IN YANINDA YAKARIP DURDUKLARINIZ VAR YA, HEPSİ BİR ARAYA TOPLANSALAR BİR SİNEK BİLE YARATAMAZLAR. Sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu bile ondan geri alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de... (Yaşar Nuri meali)

Sanırım, Allah ın Ehli kitaba inkârcı/kâfir oldunuz demesinin asıl nedenleri, şimdi daha net ortaya çıktı. Bu insanlar Allah a ve onun gönderdiği kitaba inandığını söyledikleri halde, Allah yalnız gönderdiğim kitaba sarılın, emin olmadığınız sözleri/hadisleri din diye yaşayarak hayatınıza geçirmeyin dedikçe, sözde kitaba uyarak, özünde tam tersini yaşıyor kitap ehli. Kendilerine Allah ın yanında yardımcı veliler, efendiler, şeyhler edinip, onlara yalvarıp yakararak, onlardan da yardım istemeleri, onlardan şefaat bekledikleri için Allah, onlara KÂFİR/İNKÂRCI oldunuz diyor. Allah ın berisinden yalvarıp yakardıklarınız, bir sinek bile yaratamadıklarını, bu durumda onlardan nasıl yardım istersiniz diye Allah, şiddetle uyarıyor. Allah ın ayetin sonunda verdiği örnek çok dikkat çekici ve uyarıcı, ders alabilene ne mutlu. Bakın ne diyor, Allah dan başka veli edinip, yadım isteyen o kişiler için. “İSTEYEN DE ACİZ, İSTENEN DE.”

Sanırım bu üç ayeti okuduğunuzda,  cahiliye döneminde Kitap ehlinin yaptığı O çok büyük yanlışı, günümüzde biz Müslümanların genel çoğunluğunun, hala yapmaya devam ettiğini, bu ayetlere iman ettiğini söyledikleri halde, bu uyarılardan ders almayıp, bugün bizleri ilgilendirmiyor, bu ayetler bizlere hitap etmiyor, cahiliye toplumundan bahsediyor diyerek, ders almadığımız anlaşılıyor. HATIRLATIRIM BU YANLIŞLARI YAPANLARA ALLAH, İNKÂRCI/KÂFİR OLDULAR, ONLARIN YERİ CEHENNEMDİR DİYOR. Bu örnekleri Allah boşuna vermiyor bizlere, aynı yanlışları yapmayalım, ders alalım diye veriyor.

Ne yazık ki günümüz İslam toplumu, cahiliye dönemini aratmıyor. Hatta onlardan daha ileri giderek, Allah ın yanında VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER EDİNMEYEN İSLAM I DOĞRU YAŞAYAMAZ, KUR’AN I ANLAYAMAZ, HATTA CENNETE GİDEMEZ DİYECEK KADAR, ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIK. Böyle olunca da İslam toplumunda ne huzur var nede mutluluk. Acı ve keder kol geziyor aramızda. Dualarımız karşılık görmüyor, çünkü Allah bizlere gönderdiği Kur’an da ne emrediyorsa bizlere, bizler adeta tam tersini din diye yaşıyoruz. ÇÜNKÜ ARTIK KUR’AN HER BİLGİNİN OLMADIĞI, HATTA AÇIKLANMAMIŞ, HERKESİN ANLAYAMAYACAĞI BİR KİTAP İLAN EDİLDİ. PEYGAMBERİMİZİN MAHŞER GÜNÜ SÖYLEYECEĞİ GİBİ, “BENİM ÜMMETİM KUR’AN I TERK ETTİ.” NE YAZIK Kİ İNKÂRCI OLDUĞUMUZUN, FARKINDA BİLE DEĞİLİZ.

Değerli din kardeşlerim. Örneklerini verdiğim ayetler gibi, inanın yüzlerce ayet bizleri yalnız Kur’an a sarılmamızı emrediyor. Kur’an ın bahsetmediği hiçbir şey, bizleri din ve iman adına bağlayıcı olamaz. Allah da bu uyarıyı yapıyor ve HAKKINDA HİÇ BİR KANIT İNDİRMEDİĞİM KONULARI, DİN DİYE SAKIN YAŞAMAYIN DİYOR. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, sizce Kur’an da olmayan bir bilgiden de sorumlu tutar mı? Her şey çok açık, karar sizin.

Allah ın uyarılarından dersler alıp, batıldan ve sanı inançlardan uzak, yalnız Kur’an ın ipine sarılana ne mutlu. Dilerim cümlemiz, Allah ın ikaz ve uyarılarından dersler alan, ALLAH IN AZINLIK HALİS, KULLARINDAN OLURUZ.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/



 8 
 : Mayıs 17, 2019, 02:22:44 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
PEYGAMBERİMİZİN TARİFİYLE HAYIRLI MÜSLÜMAN

Muhterem Müslümanlar!
Ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı hakkıyla takva sahibi olun ve ancak Müslüman olarak can verin.”

Hadis-i şerifte ise Resûl-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir.”

Aziz Müminler!
Müslümanın en kıymetli hazinesi imanıdır. İman, bizi dünyada huzura, âhirette kurtuluşa kavuşturacak en büyük nimettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu nimete sahip olanları şöyle müjdelemektedir: “Kim gönülden tasdik ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.”

İman eşsiz bir cevher, benzersiz bir imkândır. İman dertlere derman, günahlara kalkandır. Mümini her durumda kötülükten koruyan ve iyiliğe yönlendiren bir güçtür. İmanın kıymetini bilen insan, imanında sebat etmeli, imanına yaraşır bir hayat sürmeye özen göstermelidir. İşte o zaman Rabbine daha çok yaklaşacak, boş arzuların ve geçici heveslerin esiri olmaktan kurtulacaktır.

Değerli Müslümanlar!
Yüreğimizdeki imanı perçinlemenin yolu, ibadetlerimizi aksatmamaktan geçer. Çünkü iman ibadetle beslenir. İbadet kulluğun özü, insanın yaratılış gayesidir. İnsanın, aracısız ve vasıtasız bir şekilde hâlini Rabbine arz etmesidir. Allah Resûlü (s.a.s) bu hususta mümine şöyle nasihat etmektedir: “Allah’a şirk koşmadan ibadet etmeye devam et, farz namazı kıl, farz olan zekâtı ver, Ramazan orucunu tut. İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan sen de onlara öyle davran.”

O halde tevhide bağlılığın, Allah’a imanın gereği, öncelikle namaz, oruç, zekât ve hac gibi farz ibadetleri yerine getirmektir. Nafilelerle Rabbinin rızasını kazanmak için gayret etmek de Müslümanın meziyetidir.

Kıymetli Müminler!
İmanı ve ibadeti kemale erdiren ise ancak güzel ahlaktır. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde “Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlak bakımından en güzel olanıdır.”  buyurmaktadır. Ahlakî erdemleri benimsemek ve kötü huylardan uzak durmak mümin için vazgeçilmez bir sorumluluktur.

Mümin, “güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen”  Peygamberimizi hayatının her alanında örnek alır. Küçüklerine merhamet, büyüklerine hürmet gösterir. Çevresine güven verir; emanete riayet eder. Doğru sözlüdür; yalana bulaşmaz. Cömerttir; cimrilik etmez. Anne babasına, eşine, çocuklarına, canlı cansız bütün mahlûkata şefkatle davranır; şiddete asla başvurmaz.

Muhterem Müslümanlar!
Muhammed ümmetinden olmak, ne büyük bir şereftir! Ama insanlık ailesi içinden seçilmiş en hayırlı ümmetin fertleri olmak, aynı zamanda sorumluluk ister. Sevgili Peygamberimizin hadis-i şeriflerini okuduğumuzda, bir Müslüman’ın şöyle tanımlandığına şahit oluruz: Müslüman, iman etmedikçe cennete giremeyeceğini, kardeşlerini sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamayacağını bilen kişidir.   Müslüman, bir iyilik yaptığında sevinen, bir kötülük yaptığında ise üzülen insandır.

 Müslüman, insanları karalamaz, lanet etmez, kaba ve kötü söz söylemez, hayâsızlık yapmaz.  Kötülüklerin anası olan içkiden, ömrünü zayi eden kumardan, Allah’ın gazabını gerektiren zinadan uzak durur.   Müslüman şirkten kaçınır, cana kıymaz, faiz yemez, yetim malına el uzatmaz. Müslüman, kardeşine iftira etmez, laf taşımaz, fitne ve fesada ortak olmaz.

Aziz Müminler!
Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız, kendisinden hayır beklenilen ve kötülüğünden emin olunandır; en şerliniz ise kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.” 

O halde Peygamber Efendimizin bize öğrettiği gibi hayırlı bir Müslüman olmak için çaba gösterelim. Kalplerimizi imanla nurlandıralım. İbadetlerle besleyelim. Salih amel ve güzel ahlakla cilalayalım. Hayatımızın her safhasında hayrın anahtarı, şerrin kilidi olalım.

Muhterem Müslümanlar!
Hutbeme son verirken bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımız öncülüğünde, fedakâr milletimizin desteğiyle ülkemizin her köşesine ve Dünya’nın dört bir yanına hizmet götürülmektedir. Öğrencilerimize sağlıklı barınma ortamı hazırlanmakta, burs, eğitim ve kültür desteği verilmekte, yetim ve yoksul kardeşlerimize ücretsiz eğitim sunulmaktadır.

Ramazan ayının bu eşsiz ikliminde sizler de zekât, fıtır sadakası ve bağışlarınızla binlerce gencimize umut ışığı olabilir, onların ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz. Bu kapsamda Cuma namazını müteakip sevgi, muhabbet ve kardeşlik yüklü yardımlarınıza yeniden başvuracağız. Cenab-ı Hâk, yapmış olduğumuz ve yapacağımız bütün yardımları dergâh-ı izzetinde kabul eylesin. 

 9 
 : Mayıs 10, 2019, 03:52:00 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
RAMAZAN VE İNFAK

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’a ve Resûlüne iman edin; O’nun size emanet olarak verdiklerinden, başkaları için de infak edin. İçinizden iman edip infakta bulunanlara büyük bir mükâfat vardır.”

Kutsî hadiste Resûl-i Ekrem (s.a.s) Cenâb-ı Hakkın şöyle buyurduğunu bizlere bildiriyor: “Ey Âdemoğlu! İnfak et ki, ben de sana infak edeyim.”

Aziz Müminler!
İnfak, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla müminin kendi servetinden harcama yapmasıdır. Eşine, dostuna, akrabalarına, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmasıdır. Allah’ın kendisine lütfettiği zenginlikten başkalarını da faydalandırmasıdır. Kardeşinin gönlünü yapması, olmayana yardım etmesi olana da ikram etmesidir. Resûl-i Ekrem (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde infak ve sadakanın karşılıksız kalmayacağına ve mükâfata dönüşeceğine şöyle işaret etmektedir: “Kuşkusuz sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü bir şekilde ölmeyi önler.”

Değerli Müslümanlar!
İnfak, insanın dünya malına karşı dengeli bir tavır almasını sağlar. Mal hırsıyla cimrilik etmeye de akılsızca saçıp savurmaya da engel olur. Kardeşlik ve paylaşma duygularını geliştirir. İhtiyaç sahiplerinin yaşadıkları sevinç ve memnuniyet, infak edenin gönlünde huzura ve genişliğe dönüşür. Böylelikle mümin gerçek anlamda iyiliğe ulaşmış olur. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” 

Muhterem Müminler!
İman, bilgi, hikmet ve marifet üzerine bina edilmiş İslam medeniyeti aynı zamanda bir infak medeniyetidir. Müslümanlar yardımlaşmayı, dayanışmayı, infakı hayatın merkezine almıştır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz bu ümmete bir binanın tuğlaları, bir bedenin azaları, bir tarağın dişleri gibi olmayı öğütlemiştir.

Müslüman, sahip olduğu birikimi ailesiyle, akrabalarıyla, komşularıyla, uzak-yakın din kardeşleriyle ve insanlık ailesinin muhtaç fertleriyle paylaşır. “Mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak edenler için Rableri katında ecirler vardır; onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”  ayetini kendisine düstur edinir. Gece gündüz çalışırken sadece kendisini değil, toplumun iyiliğini düşünür.

Değerli Müslümanlar!
Ne hazindir ki, günümüzde malı bir araç olarak kullanamayan, hayatın amacı haline getiren dünyevileşme hastalığıyla mücadele ediyoruz. Bencillik, mal düşkünlüğü, güç ve çıkar tutkusu, gösterişe dayalı hayatlar bu asrın afeti oldu. Yardımlaşma, dayanışma ve başkası için fedakârlık yapma gibi erdemler örselendi. Böyle bir çağda, insanlığın sürüklendiği sonu gelmez arzu ve ihtiraslar, ancak infak ve yardımlaşma bilinciyle aşılabilir.

Cimrilik eden, fakire, yoksula, yetime, düşküne, darda ve yolda kalana hakkını vermeyenler ise kendisini ve insanlığı ancak felakete sürükleyecektir. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde bizlere şu uyarıyı yapmaktadır: “Âdemoğlu, ‘malım, malım’ der. Ey âdemoğlu, senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin ve sadaka verip önceden âhirete gönderdiğin dışında malın mı var?”

Aziz Müminler!
Ramazan ayı, infak, yardımlaşma ve paylaşma adına eşsiz bir fırsattır. Rabbimize kulluğumuzu farklı amellerle sergilediğimiz bu Ramazan günlerinde, zekât ve sadaka-i fıtr gibi malî ibadetlerimizle ihtiyaç sahiplerine kol kanat gerelim. Kardeşlerimizin dertlerine derman olalım. Yardımlarımızı gösterişten uzak, yalnızca Rabbimizin rızasını kazanmak için yapalım. Yardım yaparken kardeşimizin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınalım.

Rabbimizin şu uyarısına kulak verelim: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O’na mahsustur.”

Muhterem Müslümanlar!
Başkanlığımız bu yılki Ramazan ayı temasını “Ramazan ve İnfak” olarak belirlemiştir. Bu vesileyle yurt içinde ve yurt dışında yapılacak olan etkinliklerle infak konusu her yönüyle gündemde tutulacak, konu hakkında duyarlılık oluşturulmaya çalışılacaktır. Böylelikle yardımlaşma ve paylaşma bilincinin canlı tutulmasına ve infak ahlakının daha da yaygınlaşmasına gayret edilecektir. Unutmayalım ki Rabbimizin rızasını gözeterek yaptığımız infaklar, ahirette en güzel azığımız olacaktır.

 10 
 : Mayıs 04, 2019, 05:22:37 ÖS 
Başlatan YOLCU - Son İleti Gönderen: YOLCU
Muhterem Müslümanlar!
Önümüzdeki Pazar günü yatsı namazını müteakip kılacağımız teravih namazıyla on bir ayın sultanı Ramazan ayına kavuşmuş olacağız. Aynı gece sahura kalkarak oruca niyetlenecek, bereket ve mağfiret mevsimine gireceğiz inşallah.

Bizleri bu aya ulaştıran Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. Ümmeti olmakla şerefyap olduğumuz Habib-i Huda Muhammed Mustafa (s.a.s)’e salat ve selam olsun.

Aziz Müminler!
Ramazan ayı, bir yıl boyunca hasretle yolunu beklediğimiz rahmet ayıdır. İmanın, ibadetin, güzel ahlâkın, ümmet bilincinin ve İslam kardeşliğinin pekiştiği müstesna bir zamandır. Müminin bir yandan Rabbiyle olan bağını, diğer yandan kardeşleriyle olan ilişkilerini gözden geçirdiği bir nefis muhasebesi dönemidir.

İşte böyle mübarek bir aya kavuşmanın verdiği huzurla Peygamber Efendimiz (s.a.s) ashabına şöyle seslenmiştir: “Ramazan ayı size bereketiyle geldi, Allah bu ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, bu ayda duaları kabul eder. Allah Teâlâ sizin ibadet ve hayır konusunda birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâlâ'ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah'ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir.”

Kıymetli Müslümanlar!
Ramazan, sabırlı ve kanaatkâr halimizle bizi takvaya eriştiren oruç ibadetinin farz kılındığı aydır. Hidayet ve istikamet rehberimiz Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı aydır. Cenâb-ı Hak bu hususu bizlere şöyle beyan eder: “Ramazan ayı, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği aydır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin...”

Ramazan, yaz sonunda yağıp yeryüzünü kir ve tozdan temizleyen güz yağmuru gibi müminleri günahlardan arındıran tövbe ayıdır. Nitekim Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Kim inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır”  buyurur.

Değerli Müminler!
Ramazan-ı şerif, ömrümüzün en değerli hasat mevsimi, hepimiz için maddî ve mânevî açıdan yenilenme fırsatıdır. Müslümanlar için bir umut, heyecan ve uyanıştır. İnfakla yoksulların, düşkünlerin, muhtaçların, kimsesizlerin hatırlandığı ve korunduğu bir yürek seferberliğidir. Ramazan'a kavuştuğu hâlde onun kadrini ve kıymetini bilmeyen kişi, çok büyük bir hazineden mahrum kalmıştır!

Aziz Müslümanlar!
Ramazan-ı şerifin en bereketli yaşandığı mekanlar, mümin gönüllerin huşû içinde Rableri huzurunda divan durduğu camilerimizdir. Her türlü benlik duygusundan arınarak kulluğumuzu Allah’a arz ettiğimiz camilerimiz, şehirlerimizin ruhu, mahallemizin kalbidir.

 Camilerimiz aziz milletimizin gayret ve fedakârlıkları, maddî ve manevî destekleriyle inşa edilmektedir. Bugün ülkemiz genelinde sayısı doksan bini bulan camilerimizden yükselen ezanlar istiklalimizin sembolü, istikbalimizin umududur. Bu camilerimizden biri de Türkiye’nin en büyük camii olarak inşa edilen ve bugün resmi açılışı yapılacak olan İstanbul Büyük Çamlıca Camii’dir. Bu vesileyle geçmişten günümüze camilerimizin imar, inşa ve ihyasına öncülük eden, destek olan, yardımda bulunan bütün hayır sahiplerini şükranla yâd ediyoruz.

Muhterem Müminler!
Ramazanın bereketinden istifade edelim. Kur’an ayında yuvalarımızı ve gönüllerimizi Kur’an’la buluşturalım. Mukabele geleneğimize sahip çıkarak Peygamberimizin sünnetini ihya edelim. Camilerimizdeki vaazlara ve coşkulu teravih namazlarına kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, çocuğuyla bütün ailemizin katılmasını sağlayalım.

Zekât ve sadakalarımızla ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldürelim. Peygamberimizin ifadesiyle “ilk gecesinden itibaren şeytanların bağlandığı, cehennem kapılarının kapatıldığı, cennet kapılarının açıldığı, sayısız müminin ateşten azat edildiği”  bu mübarek ayı hakkıyla idrak edenlerden olalım.

Sayfa: [1] 2 3 ... 10

Bu sayfa 0.258 saniyede 19 sorgu ile oluşturulmuştur