Tesettür Forum

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Bizlerin günümüzde yaşadığımız İslam anlayışının, ne yazık ki cahiliye toplumunun yaşadığı İslam anlayışından hiçbir farkı yok. Allah ın uyarıcı kitaplar göndermesinin nedenini, daha önce gönderdiğim uyarıları göz ardı edip batıla, hurafeye sapmaları nedeniyle gönderdiğini söyler. En son olarak da gönderdiği Kur’an da, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlara örnekler verir ki, aynı hataları yapmayalım. Bu makalemde, üzerinde sizleri düşünmeye davet ettiğim ayeti önce yazalım.

Maide 50: Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, KİMİN HÜKMÜ ALLAH’INKİNDEN DAHA GÜZELDİR? (Diyanet meali)

Bakın bu ayet, bugün bizlerin yaptığı yanlışları, bizlere hatırlatıyor ve diyor ki, Allah dan başka hüküm koyan yoktur, sakın dinde Kur’an dan başka hüküm koyucular aramayın. Kimin hükmü Allah ın kimden daha doğrudur, güzeldir diyerek bizleri çok açık bir şekilde uyarıyor. BİR BAŞKA DEYİŞLE ALLAH DAN BAŞKA HÜKÜM KOYUCULAR ARAMAK, CAHİLİYE TOPLUMUNUN İNANÇLARIDIR DİYOR YARADAN.

Peki, bizler bu uyarılardan ders alıyor muyuz? Cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları yapmıyor muyuz? Ne yazık ki hepsini, belki de daha fazlasını bugün bizler yapıyoruz ve diyoruz ki hiç korkmadan, “Allah ın elçisinin de, dinde hüküm koyma yetkisi vardır. Kur’an da her bilgi yoktur, detay verilmemiştir. Allah ın elçisinin rivayet hadisleri olmasaydı, ne namazımızı kılabilirdik, nede orucumuzu tutabilirdik.” Bu sözlere inanıp yaşadığımız içinde, İslam toplumlarından dinde bölünme, savaş, düşmanlık eksik olmuyor. Elimizde apaçık Allah ın kitabı durduğu halde, Kur’an ı terk edip, beşeri bilgileri dinleştirmenin acısını çekiyoruz. Aynı uyarıları Allah Kur’an da birçok kez yapmış, hatırlayalım.

KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BIR KITABI, SANA İNDİRMİŞ OLMAMIZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut 51)

O HALDE KUR'ÂN'DAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Araf 185)

ALLAH'TAN VE O'NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)

KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87)

Ama gözlerde perde, gönüllerde mühür olunca, batıl inançlar ne yazık ki Kur’an ın önüne geçiyor. Bunları söylediğimizde, verdikleri cevap çok ilginç. Siz peygamberimizi postacı yaptınız. Biz asla böyle bir şey söylemedik, bunu söyleyen, hurafeyi, rivayetleri dinleştirmek isteyenlerin kendi nefislerinde uydurdukları yakıştırmalardır. Allah ın elçisiyle, postacı karşılaştırılır mı? Neymiş postacı getirdiği postanın içeriğini bilmiyormuş. Bilmiş olsaydı, Allah ın elçisine postacımı derdiniz. Peygamberimiz elbette postacı değildi, O örnek insan Allah ın güven elçisiydi. Ama lütfen unutmayalım, Peygamberimiz, ALLAH IN DİNDE HÜKÜM ORTAĞIDA DEĞİLDİ.

Allah Kur’an da, Kehf suresi 26. ayetinde, “KENDİ HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ” diye bizlere bildirir. Yine Furkan suresi 2. ayetinde, “HÜKÜMRANLIĞINDA, ONUN HİÇBİR ORTAĞI OLMAMIŞTIR”, diyerek, İslam dininde hüküm koyucu yalnız Allah, onun kitabı Kur’an olduğunu birçok kez bizlere, üstüne basa basa bildirmiştir. Allah ın ayetlerine gözlerini kapatıp, beşerin sözleriyle imanlarını yaşayanlara Kur’an gerçeklerini hatırlatmak, her Müslüman ın görevidir.

Sizlere hatırlatacağım, aşağıdaki ayet üzerinde lütfen dikkatle düşünelim, inanın düşünmeden yaptığımız yanlışlar, hesap günü bizleri çok üzecek hatırlatırım.

İsra 73–74–75: Müşrikler, SANA VAHYETTİĞİMİZDEN BAŞKA BİR ŞEYİ YALAN YERE BİZE İSNAT ETMEN İÇİN seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi. Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin. O ZAMAN, HİÇ ŞÜPHESİZ SANA HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIKINTILARINI KAT KAT TATTIRIRDIK; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.  (Diyanet vakfı meali)

Allah ayetlerini muhkem, yani apaçık gönderdiğini söyler, tabi batılın etkisinde kalanlar, gönül gözleri açık olmayanlar, bu gerçekleri göremezler. Allah elçisine, bakın ne diyor. Sana vahyettiğimiz ayetlerden başka şeyleri de, yalan yere Allah a nispet etmeni istediler. Böylece bizim gönderdiğimiz ayetleri görmezden gelmeni sağlayarak, ayetlerimizi inkâr etmeni sağlayacaklardı diyor. Ne kadar ilginç ve dikkat çekici bir ayet. Devamında ise, eğer seni sebatkâr bulmasaydık, yani ayetlerimize itaatkâr olmasaydın, onlara meyledip, onların sözlerini de dinin içinde gibi gösterecektin diyor. Eğer bu yanlışı yapsaydın, seni cezalandırırdık diyor.

Gelelim günümüze. Bizler eğer, Allah ın elçisinin izinden gittiğimizi söylüyorsak, Allah ın elçisinin yaptığı gibi İslam ı yaşamalıyız. Çünkü ayette de bahsettiği gibi, Peygamberimiz yalnız Kur’an a uymuş, asla Kur’an ın dışından hiçbir bilgiyi, sözü dinin içine ilave ederek, bunlarda İslam ın emridir dememiştir. Demesinin de mümkün olmadığının, açık kanıtıdır bu ayetler.

Sizlere son olarak bazı ayetler hatırlatmak istiyorum. Bu ayetler, Kur’an ın sınırlarını aşarak, batılın etkisinde İslam ı yaşayıp, Allah ın hükmüne ortak koşanlara hatırlatmadır.

Bakara 5: İşte onlar, RABLERİNDEN GELEN BİR HİDAYET ÜZEREDİRLER ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır. (Diyanet vakfı meali)

Muhammed 2: İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından HAK OLARAK MUHAMMED'E İNDİRİLENE İNANANLARIN GÜNAHLARINI ALLAH ÖRTMÜŞ VE HALLERİNİ DÜZELTMİŞTİR. (Diyanet vakfı meali)

Yunus 109: (Ey Muhammed!) SANA VAHYOLUNANA UY VE ALLAH HÜKMÜNÜ VERİNCEYE KADAR SABRET. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Diyanet meali)

Allah düşünen kullarına, çok açık hükümler veriyor ve bakın ne diyor. Kurtuluşa erecek olan kullarım, benim gönderdiğim Kur’an a uyanlar olacaktır diyor. Hatırlatırım başka kaynaklardan bahsetmiyor. Allah diğer ayetinde de aynı konuyu tekrar ediyor, anlama zorluğu çekenlere ne diyor? Hak olarak Allah katından, Muhammed e indirilen Kur’an a inanların Allah günahlarını affeder diyor. Yunus 109. ayette de elçisine seslenerek bakın ne diyor. Sana vahyettiğim Kur’an ayetlerine uy ve sakın acele etme sabret, gerektiğinde ihtiyacın olan ayetler indirilecektir diyor. Hani Allah ın elçisi de dinde hüküm koyardı, ne oldu? Allah buna izin vermediğini, apaçık daha nasıl söylesin.

Değerli din kardeşlerim, lütfen batılın, hurafenin, atalar inancının etkisinden kurtulalım, bunu yapmayıp, düşünmeden, araştırmadan imanımızı yaşamaya devam edersek, huzuru mahşerde şaşıran, üzülenlerin safında buluruz kendimizi.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
Hastalıklar Tedavileri / KIL DÖNMESİ NASIL ANLAŞILIR
« Son İleti Gönderen: mgunalp Mayıs 22, 2018, 02:49:43 ÖS »
Pilonidal Sinüs insan vücudunda daha çok hatta %95 oranında diyebileceğimiz şekilde kuyruk sokumu bölgesinde görülür. Yani anüs bölgesinin bir kaç cm yukarısında yer almaktadır. Konuyu daha anlaşılır hale getirmek için aşağıda yer alan resime dikkat ediniz. Sorunun en önemli kısmı kuyruk sokumu bölgesi olup, %5 gibi nadir oranda ise göbek deliğinde görülmektedir. Geri kalan yüz, koltuk altı ve ağda, epilasyon gibi uygulamaların yapıldığı bacaklarda ise Pilonidal Sinüs görülmez. Daha çok kıl batması olup, kıl dönmesi ile karıştırılmaktadır.
İlk bilmeniz gereken vücudumuzun çeşitli yerlerinden dökülen kılların cilt altına girmesi şeklinde olduğunu bilmelisiniz. Daha çok saç kılları ön plana çıkmakta olup, her gün saçların yenilenmesi için dökülen 60-70 kıl kişinin hatalı oturması nedeniyle önce sırtı sonrasında kuyruk sokumu bölgesine kaymaktadır. İnsanın hareketi ile cildi delen kıl cilt altına girmekte aynı zamanda diğer kıllar içinde bir yol oluşturmaktadır. Yani kıllar cilt altına giriyor. Sayıları artması ile birlikte vücut savunma mekanizmasını devreye sokarak onları koruyucu bir zar ile etrafını çevreliyor. Daha ileri evrelerde ise o kılları imha etmek için bir sıvı salgılamaktadır. Tabii ki bu sıvı makatta akıntı, apse ve kötü kokuya neden olmaktadır.

Kuyruk Sokumunda Delik / Delikler
Normal şartlarda insanın kalça kısmında delik olmaz, fakat kıl dönmesi problemi olan bireylerin kuyruk sokumu bölgesinde bir yada birden fazla delik olabilmektedir. Bazı delikler oldukça belirgin olup, dikkatli bakıldığında deliklerin içinde kıl görünebilmektedir. İlk başlarda sadece giriş delikleri olup, ilerleyen süreçte ise ortaya çıkan iltihabın oluşturduğu çıkış deliği ortaya çıkmaktadır.

Şişlik
Yine aynı şekilde cilt altında biriken kılların sayısı artmaya başladıkça kuyruk sokumu bögesinde büyüklüğü nohut kadar küçük yada yumurta kadar büyük olan şişlikler görülmektedir.

Makatta Akıntı / Kötü Koku
Kıl dönmesi hastalarında görülen bir diğer sıkıntı ise kötü koku olmaktadır. Buna neden olan durumu şu şekilde özetleyebilirim. Cilt altına giren kılları vücut yabancı bir madde olduğunu algılayarak onu bir zar ile kaplamaktadır. İnsan sert oturuşları ile o zarın zarar görmesine neden olmaktadır. Vücut bu durumda yeni bir zar oluşturana kadar kılları imha etmek için yakıcı salgı salgılamaktadır. Fakat bu salgı herhangi kıllara herhangi bir etki etmeyecektir. Salgılanan bu madde dışarı çıkarak iç çamaşırında ıslaklık ve kötü kokuya neden olmaktadır

Kuyruk Sokumunda Ağrı
Bir diğer belirti ise anüs bölgesinde ağrı olup, burada dikkat edilmesi gereken makat ağrısı yapan bir çok hastalık olduğudur. Kıl dönmesi hastalarında ağrı genelde iki nedenle ortaya çıkmaktadır. Birincisi cilt altında biriken kılları saran zarın yırtılması sonucu oluşur. İkincisi ise yukarıda detaylarına yer verilen iltihap oluşumu sonucunda ciddi düzeyde ağrı görülür. Öyle ki ağrı her geçen saat şiddeti artar ve kullandığınız ağrı kesiciler çözüm olmaz. Tek çözüm ortaya çıkan iltihabın boşaltılması olup, hasta o an rahatlamaktadır. Kıl dönmesine bağlı ağrılar daha çok otururken ve yatarken dikkat çekici hale gelmektedir.

https://www.avrupacerrahimerkezi.com/genel-cerrahi/kil-donmesi-tedavisi.html
3
CUMA HUTBELERİ / Müslümanların İlk Kıblesi Kudüs'ü Yalnız Bırakmayalım
« Son İleti Gönderen: Avon Mayıs 18, 2018, 02:16:24 ÖS »
DİNMEYEN YARAMIZ: KUDÜS

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Resûlüm! Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak Allah, onları cezalandırmayı, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.”

Hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “...Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” 

Kardeşlerim!
Kudüs, insanlığın kadim şehridir. Mübarek, mukaddes ve harem bir beldedir. Dokunulmazdır; saygınlığını çiğnemek, güvenliğine el uzatmak haramdır. İslam’ın ilk kıblesi olan bu kutsal şehir, tarihte pek çok peygambere ev sahipliği yapmıştır. Kudüs’ün taşında, toprağında nice peygamberin aziz hatırası vardır.
Yeryüzünün en eski ve en kıymetli mescitlerinden biri olan Mescid-i Aksa da harem-i şeriftir. Bu şerefli mescit Peygamber Efendimizi misafir etmiş, miraca uğurlamıştır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Kudüs, İslâm tarihi boyunca imanlı bir duruşun, kararlı bir yönelişin, muhabbetle mukaddese bağlanışın sembolü olmuştur. Mekke ve Medine nasıl ki Müslümanların ruhu ve sevdası ise, Kudüs de öylece damarlarında dolaşan kandır. Kudüs, İslam ümmetinin vahdet binasında kilit taşıdır.

Kudüs, sıradan bir toprak parçası değildir. Kudüs ve Mescid-i Aksa, bize Peygamberimizin emanetidir. Kudüs sadece Filistin ve Mescid-i Aksa civarında yaşayanların değil, tüm dünya Müslümanlarının gözbebeği ve insanlığın ortak değeridir. Bugün ise Kudüs, Müslümanların ve insanlığın önünde bir vicdan, hukuk ve ahlak sınavıdır.

Kıymetli Kardeşlerim!
Tarih boyunca “Dârü’s-Selâm”, yani barışın ve huzurun merkezi olarak anılan Kudüs, bugün barbarca bir işgal ile karşı karşıyadır. Kudüs ve çevresinde yaşayanlar, her gün baskı ve şiddete uğramakta, insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaktadır. Mübarek Ramazan-ı şerifin arifesinde, Gazze’de, elinde ve yüreğinde iman ve cesaretinden başka bir şey olmayan onlarca masum insan, bütün dünyanın gözü önünde acımasızca şehit edilmiştir. Peygamberler diyarında silahlar susmamakta, kan, gözyaşı ve çile saçmaya devam etmektedir.

Kudüs sınavı karşısında her birimize düşen vazife, yaşanan vahşete asla rıza göstermemektir. Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın, zulme ve haksızlığa boyun eğmemektir. İnsanların yaşama ve inanç özgürlüğüne insafsızca müdahale edilirken, vahiyle mübarek kılınan şehirde ezanlar susturulurken sessiz kalmamaktır. Aziz milletimiz her zaman olduğu gibi bugün de zalimin karşısında mazlumun yanında yer alacaktır. Ama tarih, pervasızca yapılan bu saldırıları kara bir leke olarak kaydedecek, huzura ve barışa kastedenler er geç cezasını çekecektir.

Kıymetli Müminler!
Geliniz, İslam coğrafyasının, kardeşlerimizin ve masum insanlığın maruz kaldığı felaket, zulüm ve mağduriyetlerden ders alalım. Ümmet bilinciyle iman kardeşliğimizi pekiştirelim. Zorlukları beraber aşmanın çarelerini arayalım. Birliğimize ve dirliğimize kasteden, gücümüzü zayıflatan fitne hareketlerine fırsat vermeyelim. Coğrafyamızı kan ve gözyaşı diyarına çeviren zalimlerin karşısında hakkı söylemekten geri durmayalım. Maddi ve manevi bütün varlığımızla merhametin yanında yer alalım. Kudüs bilincini, iman ve adalet şuurunu canlı tutalım.
Kıymetli Kardeşlerim!

Bu mübarek ayda, bu mübarek günde, bu mübarek mekânda bizler Rabbimize el açıp niyazda bulunalım: Allah’ım! Gazze’de şehit olan kardeşlerimize rahmet eyle.

Allah’ım! Rahmet ayı Ramazan’ın huzur ikliminde kalplerimizi birleştir. Mescid-i Aksâ ile olan gönül bağımızı hiçbir zaman koparma. Birbirimize olan güvenimizi, sevgimizi, inancımızı daima diri tut!

Allah’ım! Bize basiret, feraset, hikmet nasip eyle! Bizi göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa zalimler güruhundan eyleme! Bizi haksızlığa, hukuksuzluğa ve vicdansızlığa karşı suskun kalanlardan eyleme!

 Allah’ım! Mescid-i Aksa’yı işgale yeltenenlere fırsat verme! Müslüman kardeşlerimize içinde bulundukları zor durumdan bir an evvel kurtulmaları için yardım eyle! Bizlere yeniden aziz bir ümmet olarak adaleti ayakta tutmayı nasip eyle!

Dualarımızı kabul eyle!
4
CUMA HUTBELERİ / Ailemiz Bizim Adalet ve İhsan Yuvasıdır
« Son İleti Gönderen: Avon Mayıs 11, 2018, 03:30:35 ÖS »
ADALET VE İHSAN YUVASI: AİLE
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var etmesi Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” 

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız ailesine en güzel şekilde davranandır. Ben, aranızda ailesine en güzel davranan kişiyim.”
 
Kardeşlerim!
Yüce Yaratıcımızın en güzel nimetlerinden biri ailedir. Aile, insanı hayata gözlerini açtığı anda sarıp sarmalar. Koruyup kollar ve bağrına basar. Aile, Rabbimizin rahmeti ile desteklediği, çocuklar ve temiz rızıklar ihsan ederek güzelleştirdiği mukaddes bir yuvadır.

Aile insan için huzura ermenin ve güven duygusunu derinden hissetmenin adıdır. Aile, muhabbetin, neşenin ve lezzetin paylaşılarak kıymet kazandığı yerdir. Vefanın fedakârlıkla, imanın ihsanla, bilginin hikmetle ve sevginin hürmetle harmanlandığı bir eğitim ocağıdır. Aile bizim en değerli hazinemiz, vazgeçilmez değerimizdir.

Aziz Müminler!
Yüce Rabbimiz erkek ve kadını adalet üzere yaratmıştır. Dinimize göre erkek ve kadının yaratılış gayesi birdir. Her ikisi de değerlidir, temel hak ve dokunulmazlıkları vardır. Kulluk ve sorumluluk, mükâfat ve ceza, iffetli ve onurlu bir hayat yaşamada aralarında hiçbir fark yoktur. İslam’ın ailede en ideal yaklaşım olarak gösterdiği hedef adalet ve ihsan ahlakıdır. Aile bireylerinden her biri, diğerini hoşnut etme gayesini davranışlarının merkezi yapmalıdır. Zira adalet ve ihsanın hâkim olduğu aileler huzur yuvasıdır.

Aziz Müminler!
Yüce Dinimiz İslam, bizlere aile saadetinin ve mutluluğunun yollarını göstermiştir. Bizler için aile hayatında en güzel örnek Peygamberimiz (s.a.s)’dir. O, ailede ihsanı, iyiliği ve adaleti emretmektedir. Zira ailede ihsan üzere iyilikte yarışma vardır. İhsan, ailede sevgiyi ayakta tutan, diğerkâmlık ve fedakârlığı içinde barındıran yüce bir değerdir. İhsan, hiçbir karşılık beklemeden ve asla minnet altında bırakmadan yapılan iyiliktir. Ailede adalet, karşılıklı sevgi ve saygının gözetilmesidir. Fertlerin onurunun korunması, emeğin takdir edilmesidir. Haklar ve sorumluluklarda hakkaniyetin ve insaflı bir yolun benimsenmesidir.

Kıymetli Müminler!
Ailede karşılıklı anlayış hâkim olmalıdır. Eşler birbirine güven duymalı ve bağlılık göstermelidir. Sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntılar paylaşılmalıdır. Aile fertleri arasında yardımlaşma ve dayanışma asıldır. Ailede her fert sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Alınan kararlarda istişare hâkim olmalıdır. Ailedeki her fert, kendisinden daha çok karşısındakini düşünmelidir. İşte o zaman ilahî rahmet tecelli eder ve meveddet yani sevgi ve muhabbet kalıcı hale gelir.

Anne-babalar hem birbirlerine hem de çocuklarına karşı cinsiyet farkı gözetmeksizin adalet ve hakkaniyetle davranmalıdır. Zira, her anne-baba; “Allah’tan korkun ve evlatlarınız arasında adaletli olun.”  emrinin muhatabıdır. Bu yüzden ebeveynler, sorumluluklarına uygun hareket etmeli ve çocuklarını asla ihmal etmemelidir. Sevgili Peygamberimizin; “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”  nebevi uyarısına kulak vermelidir.

O halde geliniz, Yüce Rabbimizin emaneti olan ailemizi gözümüz gibi koruyalım. Gün gelip emanetin sahibi olan Yüce Allah’a hesap vereceğimizi aklımızdan çıkarmayalım. Aile hayatımızın her alanında adalet ve ihsan ahlakının güçlenmesi için çaba gösterelim. Anne-babamızla, eşimizle, çocuklarımızla el ele verip hep birlikte ailemizin kıymetini bilelim. Unutmayalım ki ailemizi maddi-manevi her türlü tehlikeden ve tehditten korumak hepimizin öncelikli vazifesidir. 

Değerli Müminler!
İçinde bulunduğumuz haftanın aynı zamanda Engelliler Haftası olduğunu hatırlatmak istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki pek çok ailede engelli kardeşlerimiz bulunmaktadır. Engeller, mutlu ve huzurlu bir aile ortamında aşılabilir. Gerek doğuştan, gerekse sonradan ortaya çıkan engellilik durumu çalışmaya, üretmeye ve başarıya asla engel değildir. Asıl engellilik aklını, gönlünü, elini ve dilini, şefkat ve merhamete kapatmaktır. 

Değerli Müminler!
İnşallah önümüzdeki Çarşamba günü rahmet ayı Ramazan’a kavuşmuş olacağız. Salı akşamı da ilk teravih namazını kılıp sahura kalkacağız. Bu mübarek ayın ailemize, milletimize, devletimize ve tüm İslam âlemine huzur ve barış getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.
5
DİNİ GENEL KONULAR / Yaratan Rabbin Adıyla Oku, Ne Anlama Geliyor?
« Son İleti Gönderen: halukgta Mayıs 01, 2018, 12:45:14 ÖS »

Kur’an ayetlerinin ilk indirilmeye başlandığında, Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaradan Rabbin adıyla oku diye geçer. Sizce bu ayette geçen OKU emriyle Allah elçisine, ne söylemek istiyor olabilir? Kur’an ı oku diyor dersek, daha indirilmiş bir kitap, ayetler olmadığına göre, bu ayette geçen OKU emrinden, indirdiğimiz ayetleri, bildiğimiz şekliyle biz söyleyince sende tekrarla şeklinde anlarsak, sanırım ayetin bizlere anlatmaya çalıştığı asıl amacı tam anlamamış oluruz. Konuyu daha iyi anlayabilmemiz için, bu ayetin devamındaki 2 ayeti de yazalım, daha sonra üstünde birlikte düşünelim.

Alak 1–2–3: YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU! O, insanı bir yapışkan döllenmiş yumurta hücresinden yarattı. OKU; ÇÜNKÜ RABBİN SONSUZ KEREM SAHİBİDİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu konuyu doğru anlayabilmemiz için, önce Kur’an da bolca geçen ve Allah ın elçisinin okumasını istediği AYET kelimesinin ne anlama geldiğini de doğru anlamamız gerekir. Ayet kelimesi Arapçada, DELİL, AÇIK ALAMET, İŞARET, MUCİZE anlamlarına gelir. Yukarıdaki ayeti anlamaya çalışırken, lütfen ayet kelimesinin anlamını unutmayalım.

Allah Alak suresinde, Yaratan Rabbin adıyla oku derken, dikkat ettiyseniz çok dikkat çekici bir örnekle devam ediyor. İnsanın yaradılışındaki mucizeyi örnek veriyor ve devamında da yine aynı kelimeyi kullanıyor OKU yani İKRA. Devamında da Allah, sonsuz kerem sahibi diyerek, Onun yüceliğine vurgu yapıyor.

Buradan şunu anlıyoruz. Allah elçisine şunu söylüyor İKRA/OKU derken. Önce sen Allah ın yarattığı gücü, mucizeleri, delili gör. Bizzat insanların, nasıl bir mucizeyle yaratıldığını anla, yani kendini önce tanı, yaratılmışlığın ve tabiatın mucizesini oku, yani düşün ve farkında ol diyor. BAZEN BİZLER ŞÖYLE DERİZ, BEN BU KİŞİNİN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU YÜZÜNDEN OKUDUM. Yani nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu, görünüşünden, davranışlarından fark ettim anlamındadır. Allah da elçisini bu konuda uyarıyor ve diyor ki, seni elçi olarak seçtim, sen önce bu görevin ne derece önemli olduğunun farkına var. Kendini önce tanı, gökyüzünde ve yeryüzünde Allah ın yarattığı ayetleri önce doğru oku ki, görevini de layığı ile yerine getirebilesin. Aslında Allah buna benzer bir örneği de bizlere verir Kur’an da ve bakın nasıl uyarır.

Casiye 3: Kuşkusuz, göklerde ve yerde, iman sahipleri için SAYISIZ AYETLER VARDIR. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetiyle Allah bizlere, iman etmiş kullarının, Allah ın gücünü anlayabilmeleri için, tabiatın yaradılış gerçeklerini okumamızı, yani gözlerimizle şahit olup, gönlümüzle destekleyip, görmemiz gerektiğini söylüyor. Demek ki bu ve benzeri ayetlerde okumak, yalnız kelimelerin tekrarı anlamında olmadığı, gerçekleri gördüğümüzde, düşünerek, aklımızı kullanarak Allah ın yarattıklarını şahit olup, Allah ın ayetlerini okumak anlamında olduğu anlaşılıyor. Bunun farkında olabilmek içinde, Kur’an ın birçok ayetinde Allah ın yaptığı uyarıları unutmayalım. HALA DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ. FAKAT DÜŞÜNEN Mİ VAR. ALLAH, AYETLERI SIZE IŞTE BÖYLE AÇIKLAR KI, DERİN DERİN DÜŞÜNEBILESINIZ.

Bu konuyu daha net anlayabilmemiz için, şöyle özetleyebiliriz. OKU emrinin bir anlamı, bizzat tebliğ edileni okuyup, üzerinde düşünmek anlamı olduğu, birde gözlerimizle, duygularımızla Allah ın ayetlerini tabiatta görüp, onun gücüne, yüceliğine, eşsizliğine şahit olup, gönlümüzle onaylamak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Necm suresi 18. ayette, yine ayet kelimesi, Allah ın gücünü, onun mucizelerini Allah ın elçisi gördüğünde de kullanılıyor ve “ANDOLSUN O, RABBİNİN EN BÜYÜK AYETLERİNDEN BİR KISMINI GÖRDÜ.” Şeklinde geçer. Yani bu ayette de Allah ın elçisi, böylece Allah ın ayetlerini okuduğunu, yani gözleriyle görüp bizzat şahit olduğu anlatılmaktadır.

Zariyat 20. ayetinde de Allah, ”KESİN OLARAK İNANANLAR İÇİN YERYÜZÜNDE AYETLER VARDIR.“ diyerek, bu ayetleri yani Allah ın mucizelerini Allah, bizlerin bizzat görerek şahit olarak okumamızı, yani düşünüp anlamamızı istemektedir. Bu konuda bir örnek daha vermek istiyorum.

Fussilet 53: ONLARA DIŞ ÂLEMDEKİ VE KENDİ İÇLERİNDEKİ AYETLERİMİZİ/doğa kanunlarını göstereceğiz. Böylece Kur'ân'ın gerçek/hak olduğunu anlayacaklardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah ın bir yazılı, birde yazılı olmayan ayetleri var. Yazılı olmayan ayetleri bizler eğer nefislerimizde, aklımızda okuyup gerçekleri göremiyorsak, yazılı olan ayetleri okuyup anlamamız mümkün olmayacaktır. Allah elçisine Alak suresi 1. ayetinde, Yaratan Rabbinin adıyla oku derken, Allah önce yarattığım, gözlerinle şahit olduğun ayetlerimi önce oku diyor. ONLARI OKU VE DÜŞÜNKİ GÖREVİNİN BİLİNCİNDE OLASIN.

Konuyu özetlemek gerekirse. Çok önemli bir konuda bir iş yapmadan önce, emin olabilmemiz için, bizlere yalnız yazılı kaynaklar yeterli gelmez. Yapacağımız işin doğruluğunu önce nefsimize, vicdanımıza ve aklımıza onaylatmamız gerekir. Buda görsel araştırmalarla olur. Eğer bunun doğruluğuna kendimizi inandırmışsak, yapmak istediğimizi yakınlarımıza anlatıp kabul ettirebiliriz ve çevremizden de destek alabiliriz.

Onun için de Allah, sizlere göndereceğim kitabı tebliğ alıp okumadan önce, benim gücüme ve yarattığım âleme bakın ve gerçekleri iyi okuyun diyor. Bizlerde Kur’an ı batılın ve hurafenin etkisinde kalmadan okuyup anlamak istiyorsak, önce Allah ın elçisine yaptığı yolu izlemeliyiz. KUR’AN DAN ÖNCE, ALLAH IN YARATTIĞI TABİAT AYETLERİNİ DOĞRU OKUMALIYIZ Kİ, GÖNLÜMÜZ, VİCDANIMIZ VE AKLIMIZ, ALLAH IN AYETLERİNE TESLİM OLSUN.  Bunu gereği gibi yapmadığımız için, Allah ın kitabını bir kenara koyduk ve Kur’an da her şey yoktur, özet bilgiler vardır demekle yetinmedik, birde Kur’an ı herkes anlayamaz diyerek, Allah ile kulu arasına Allah yasaklamasına rağmen veliler, efendiler, şeyhler edindik.

Dilerim Allah dan, bu yanlışımızı fark eden ve batıldan uzaklaşan, Allah ın uyardığı gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılan, Allah ın azınlık Salih kullarından oluruz..

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


6
CUMA HUTBELERİ / Berat Kandili Müslümanların Af ve Kurtuluş Gecesidir
« Son İleti Gönderen: Avon Nisan 27, 2018, 03:03:09 ÖS »
AF, ARINMA VE KURTULUŞ VESİLESİ: BERAT GECESİ

Rahmeti sonsuz, affı sınırsız olan Yüce Rabbimiz, okuduğum ayet-i kerimede bizlere şu müjdeyi vermektedir: “De ki: ‘Ey kendi aleyhlerine günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah dilerse bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 

Muhterem Müslümanlar!
Af, arınma, mağfiret ve kurtuluş vesilesi olan Berat gecesine yaklaşmanın sevincini yaşıyoruz. Yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun. Hep birlikte 30 Nisan Pazartesiyi Salıya bağlayan gece Berat gecesini idrak edeceğiz inşallah.

Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir kutsî hadiste şöyle buyurmuştur: “Şaban ayının on beşinci gününü oruçlu geçirin. Gecesinde ise ibadete kalkın. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teala keyfiyetini bilemediğimiz bir halde en yakın semaya tecelli ederek fecir doğuncaya kadar: ‘Bağışlanma dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim! Musibete uğrayan yok mu, ona afiyet vereyim…’ buyurur.” 
 
Kardeşlerim!
Ömür, bizim en kıymetli sermayemizdir. Her saatimiz hazine, her dakikamız servet değerindedir. Berat gecesi de hayat yolculuğumuzun en bereketli duraklarından biridir. Berat bizlere varlığımızı yeniden gözden geçirme, muhasebe ve tefekkür imkânı kazandıran bir fırsat gecesidir. Berat,  mağfirettir. İlahî rahmetin tecelli ettiği gündür. Berat, nedamet ve umut zamanıdır. Berat gecesi ellerin duaya, gönüllerin semaya açıldığı gecedir.

Rabbimize yönelip mağfiret iklimine girmenin adıdır Berat.
Berat, kırılan kalpleri onarma, dargınlık duvarlarını yıkma, kin, nefret ve intikam duygularını aşma günüdür. Berat, arzularımızın, hevâ ve heveslerimizin, bencilliklerimizin etkisinden, nefsimizin esaretinden kurtulma gecesidir. Nefis ve şeytanın hile ve tuzaklarına karşı teyakkuzda olma bilincini diri tutma vaktidir.

Kıymetli Müminler!
Her yıl gelen Berat gecesi, bizlere, her türlü kötülük, zulüm, haksızlık ve adaletsizlikten uzak kalmayı öğretir. Berat gecesi bize sadece Allah’ın affına mazhar olmayı değil, affedici olmayı da hatırlatır. Zira Allah’tan af bekleyen affedici olur. Kendisine, ailesine, din kardeşlerine, çevresine ve tüm kâinata karşı affedici ve hoşgörülü olur. Allah’ın hoşnutluğunu isteyen, hiç kimseyi hor ve hakir görmez. Allah’ın sevgisine ulaşmak isteyen, daima yüreğinde sevgi ve merhamet taşır.

Aziz Müminler!
Bu gece vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki, “insanlık için gönderilmiş hayırlı bir ümmet” olma yolunda hepimize ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Zira etrafımızda olup bitenlere karşı duyarsız kalarak salih bir mümin olmamız mümkün değildir.
Geliniz bu bereketli zaman diliminde unuttuğumuz ve terk ettiğimiz sorumlulukları yeniden hatırlayalım. Dünyayı ahirete tercih eder hale gelmişsek en yakınlarımızdan dahi esirgediğimiz sevgi ve merhamet için tövbe edelim.

Yetim ve öksüzleri, mazlum kardeşlerimizi yalnız bırakmışsak tövbe edelim. İhmal ettiğimiz kulluğumuzu gözden geçirelim. Hırpalanmış şu gönül dünyamızı dua, ibadet ve tefekkür ile taçlandıralım. Günaha ve kötülüğe giden yollara set çekelim. İyiliğin egemen olduğu bir dünya için çaba gösterelim. Allah’ın rahmetinin bolca tecelli ettiği bu günleri en güzel şekilde değerlendirelim. Taatimizle, teslimiyetimizle, salih amellerimizle tövbelerimizi, istiğfarlarımızı yalnız O’na arz edelim.

Hatalarımızdan, kusurlarımızdan, günahlarımızdan bir daha dönmemek üzere yüz çevirelim.

Hutbemi, Efendimizin şu duasıyla bitirmek istiyorum: “Allah’ım! Gazabından rızana, cezandan affına, Sen’den yine Sana sığınıyorum. Sana övgüleri saymakla bitiremem. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin.” 

“Allah’ım, Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana en güzel şekilde ibadet etmek için bize yardım eyle.” 
7
DİNİ GENEL KONULAR / Kur'an ın Tercümesi, Meali Kur'an Değil Midir?
« Son İleti Gönderen: halukgta Nisan 19, 2018, 11:19:00 ÖÖ »
Bazı arkadaşlarımız Kur’an kelimesinden, yalnız Arapça okuduğumuz kitabın olduğunu anlıyor ve diyorlar ki, Kur’an ın tercümesi Kur’an değil mealdir. Gerçekten bu sözler doğru olabilir mi? Kur’an yani Allah ın vahyinin ana özelliği, değişmez kuralı Arapça oluşumudur, yoksa Allah ın vahyinde bizlere iletmek istediği emirleri yani anlamı, manasımıdır? Meal kelime anlamı olarak anlam, kavram, ortaya çıkan şey, sonuç, netice anlamlarına gelir. Yani Kur’an ı Arapçasından dilimize çevirip, Allah bizlere ne söylüyor ve bizlerden ne istiyor, onun apaçık tercüme edildiği hali anlamındadır. Bu durumda buna nasıl olurda, Kur’an değildir deriz? Kur’an anlamadığımız, bilmediğimiz dilden olan halimidir? Bu sözler, toplumu tedirgin eden, hatta Kur’an ı anlayarak okumaktan alı koyan düşüncelerdir.

Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an ı düşünerek okuyan bir Müslüman rahatlıkla verebilir. Bakın bu sorunun cevabını, İmamı Azam Ebu Hanife, yüzlerce yıl önce nasıl vermiş.

“Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. ESAS KUR’AN O LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) OLARAK KALIPTAN KALIBA DÖKÜLÜR. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) varlıklardır. OYSAKİ ESAS KUR’AN, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR.”

GERÇEKTENDE KUR’AN, ALLAH IN KULLARINA AÇIK MESAJIDIR. Anlamını bilmeden okuduğumuz, Arapça ayetlerin yalnız Kur’an olduğunu söylersek, Allah ın bizlere rehber olsun diye gönderdiği kitabın amacına, özüne tamamen ters düşen bir hükmü vermiş oluruz Kur’an kelimesine. KUR’AN ALLAH IN BİZLERE TEBLİĞİDİR, MESAJIDIR, VAHYİDİR. BU TEBLİĞİ EĞER ANLAMINI BİLMEDİĞİMİZ BİR LİSANDA OKUYORSAK, TEBLİĞ GERÇEKLEŞMEMİŞ DEMEKTİR Kİ, BU DURUMDA NASIL OLURDA ASIL KUR’AN YALNIZ ARAPÇADIR DERİZ. Allah ne diyor Kur’an da birçok ayetinde? Kullarım ayetler üzerinde düşünün, aklınızı kullanın. Anlamadan okuduğumuzda, sizce Allah ın bu emrini yerine bizler getirebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, hala nasıl olurda anlamadan Arapça okuduğumuzda bu Kur’an olur, anladığımız dile çevrildiğinde Kur’an olmaz deriz. Bu düşünce Kur’an ın indiriliş amacına tamamen ters düşer.

KUR’AN KELİME ANLAMI OLARAK, OKUMAK, OKUNAN ŞEY ANLAMINA GELİR. Elbette anlamadan okumak değil, anlayarak ve düşünerek okumak. Bu durumda Kur’an için, Allah ın vahiylerini bir araya getirilip, anlayarak düşünerek okumak anlamına gelir Kuır’an dersek, yanlış olmaz. Örnek verelim.

İsra 9–10: ŞÜPHESİZ BU KUR'ÂN, DOSDOĞRU OLANI GÖSTERİR ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve âhirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir. (Bayraktar Bayraklı meali)

İsra 82: BİZ KUR'AN'DAN, İNANANLAR İÇİN ŞİFA VE RAHMET OLACAK ŞEYLER İNDİRİYORUZ. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor. (Yaşar Nuri meali)

Bu ayetlerden de anlıyoruz ki,  Allah gönderdiği ayetlerin birleştirilmiş halinin tamamına, Kur’an diye bahsediyor.  Gönderilen kitabın, ne maksatla gönderildiğini de bizlere bildiriyor ve diyor ki, bu Kur’an sizlere dosdoğru yolu gösterir ve iletir. Kur’an inananlara şifadır, onlara yol gösterecek bilgiler indiriyoruz. Bu durumda Kur’an doğru yolun ne olduğunu, acaba kendi dilimizden anlayarak mı okuduğumuzda anlarız ve öğreniriz, yoksa anlamadığımız bir dilden okuduğumuzda mı? Bu sorunun cevabı çok açıktır. EĞER KUR’AN I AMACINA UYGUN BİR ŞEKİLDE OKUMUYORSAK, BİZLER ANCAK KUR’AN OKUMUŞ GİBİ YAPMIŞ OLURUZ, AMA ASLA BİZLERE YOL GÖSTERMEZ, ÇÜNKÜ ALLAH IN TEBLİĞİNİ ALMAMIŞ OLURUZ. Daha da kötüsü, Allah bizlerden ne istiyormuş diye Arapça bilenlere sorduğumuzda, anlatılanların doğruluğundan asla emin olamayız. Allah kulları arasında, aracı kabul etmediğini söylüyor, lütfen unutmayalım. İmtihanında özünde bu yatar. Herkes gücü nispetinde, çaba göstermelidir.

Allah gönderdiği kitabın isminden bahsederken, yalnız Kur’an kelimesini kullanmaz, birçok isimler zikreder. Birkaç örnek vermek istiyorum.

Furkan 1: Şanı yücedir o kudretin ki, hakla bâtılı ayıran o FURKAN'ı, bütün âlemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi. (Yaşar Nuri meali)

Hicr 9: Hiç kuşkusuz, O ZİKİRİ/Kur'an'ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. (Yaşar Nuri meali)

Nisa 174: Ey insanlar! Rabbinizden size güçlü bir delil geldi ve size aydınlatıcı bir NUR indirdik. (Bayraktar Bayraklı )

Bu ayetlerden de anlıyoruz ki,  Allah ın gönderdiği vahiy topluluğunun ismi yalnız Kur’an değil. Allah vahiylerinden bahsederken, bazen Furkan yani eğriyi doğrudan ayıran ismi kullanıyor. Bu durumda bizler, eğriyi doğrudan ayırabilmemiz için, Allah ın kitabını nasıl okumamız gerekir? Cevabı çok açıktır, anladığımız dilden. İnanın yoksa anlamadan okuduğumuz kitaba, istediğimiz kadar FURKAN ya da KUR’AN diyelim, bizlere hiçbir faydası olmaz. Allah Kur’an ın indiriliş amacını açıkça bildirmiş ve ne demişti. KULLARIMA YOL GÖSTERİCİ OLSUN DİYE İNDİRDİK. Eğer anlamını bilmeden okuyorsak, bizlere nasıl yol gösterici olsun?

Bizleri, anlamını bilmeden okumaya teşvik etmelerinin nedeni, hatta Türkçe tercümesinden okursan, Kur’an sayılmaz demelerinin asıl nedeni, ne yazık ki toplumu din adına istedikleri gibi yönetebilmek içindir, bu gerçeği asla unutmayalım. Allah İslam dininde, ruhban sınıfı yoktur dedikçe, bizler ellerimizle ruhban sınıfı yarattık. Yarattığımız bu ruhbanlarda, kendi hükümranlığını sürdürebilmek için, toplumu Allah ile aldatarak, herkes Kur’an ı anlayamaz, Arapça başka dillere çevrildiğinde anlamı değişir, bir kelimenin yüzlerce anlamı vardır diyerek, topluma korku saldılar. Her ne hikmetse Kur’an ı anladığını iddia edenler, hatta tercüme edenler, anlayıp topluma anlatabiliyorlar. Toplumu hadislerle dinini yöneten bu kişilere, hiç kimse sormuyor. Hadislerin orijinali de Arapça. Onlar doğru olarak Türkçeye çevriliyor, bu konuda hiç kimse itiraz etmiyor da, Allah ın nuru Kur’an neden çevrilmesin? Bunları söyleyip toplumu aldatanlar, sanki kendileri seçilmiş insanlar gibi, toplumu işte böyle oyalayıp, aldatmaya devam ediyorlar.
 
Değerli din kardeşlerim. Kur’an, Allah ın bizlere gönderdiği, eğriden doğruyu ayırabileceğimiz bir tebliğdir, duyurudur. Bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer Allah ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir.  Allah ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin.

Allah gönderdiği tebliğini, Kur’an ı neden Arapça indirdiğini, çok açık bir şekilde bizlere anlatmış ve hatta doğru anlayalım diye örnek vererek izah etmiştir. Eğer bizler hala bu örnekler üzerinde düşünmeyip, anlamaya çalışmıyorsak, bizler Allah ın vahyini hala alamamışız demektir.

İbrahim 4: Biz, GÖREVLENDİRDİĞİMİZ HER RESULÜ ANCAK KENDİ TOPLUMUNUN DİLİYLE GÖNDERDİK Kİ, ONLARA AÇIK-SEÇİK BEYANDA BULUNSUN. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! (Yaşar Nuri meali)

Bu ayeti tebliğ alan bir Müslüman, Allah ın gerçek vahyini okumak istiyorsa, anlamını bilmese de Arapçasından okumalıdır asla diyemez. Dediğimiz andan itibaren, Kur’an ayetlerine ters düşen bir mantığa kendimizi inandırmış olur. Bakın ayette ne diyor. Kullarım iyice anlayabilsin, yani tebliği gereği gibi anlasınlar diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerime, kendi dillerinden kitaplar gönderdik diyor. Bu ayetten çok açık şunu anlıyoruz. Her Müslüman Allah ın vahyini, Furkan ını, nurunu, zikrini, anladığı dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin. YANİ ALLAH IN TEBLİĞİNDE Kİ ASIL ÖZELLİK, ARAPÇA OLUŞUNDA DEĞİL, ASIL VAHYİN ÖNEMİ, MANASINDADIR, ANLAMINDADIR.

Kur’an ı farklı anlayıp anlatanlar, Allah ın vahyini anlamaya çalışırken, bizzat Kur’an ın örneklerinden yardım almak yerine, rivayet edilen hadislerden yararlanarak anlamaya çalışmaktadırlar. Böyle olunca da, Allah ın bizlerden ne istediğini değil, bizlere öğretilenlerin ışında ayetleri anlamış oluyoruz. Buda bizler için büyük bir tehlikedir. Onun içindir ki bölündük ve parçalandık.

Allah bu konuda geleceği bildiği için, bir başka ayetinde de gereken açıklamayı yapıyor ve bakın nasıl bir örnek veriyor. Bu ayetten de hala anlamayıp, esas Kur’an Arapçadır diyorsa bir insan, bazı kişiler tarafından esir alınmış, düşünemiyor Kur’an gerçeklerini göremiyor demektir.

Fussilet 44: EĞER BİZ ONU YABANCI DİLDEN BİR KUR'ÂN YAPSAYDIK ONLAR MUTLAKA: "BU KİTABIN AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMALI DEĞİL MİYDİ? ARAP BİR PEYGAMBERE YABANCI DİL, ÖYLE Mİ?" DERLERDİ. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. SANKİ ONLAR UZAK BİR YERDEN ÇAĞRILIYORLAR (DA DUYMUYORLAR). (Elmalı meali)

Allah bu konuyu, daha nasıl açıkça bizlere bildirsin bilemiyorum. Hala anlayamayanlara, anlamak istemeyenlere, ayetin sonundaki uyarı ders olmalıdır.  Bu ayetten şu dersi çıkarmalıyız. Allah hiçbir kulunu, anlayamayacağı bir kitaptan, hükümden sorumlu tutmaz. Onun için Allah ın vahyini mutlaka, anladığımız dilden okumalıyız. Okumalıyız ki, Allah ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabilelim.

Allah ın bu gerçeğinin önüne set çekmek ve toplumun bilinçlenmesini istemeyenler, topluma öyle bir korku salmışlardır ki, Allah a ve onun kitabına saygısızlığın en büyüğünü yapmışlar ve demişler ki; KUR’AN HER DİLE ÇEVRİLEMEZ. Lütfen unutmayalım, tüm diller evrenseldir ve anlamı değişmemek şartıyla, farklı kelimelerle tüm dillere çevrilebilir. Sizce Allah tüm insanların dillerine çevrilemeyen bir rehber, tebliğ gönderip, daha sonra tüm insanları Kur’an dan sorumlu tutar mı? Yaradan ın uyardığı gibi. HALA BUNUDA MI DÜŞÜNEMİYORUZ?

Dünya üzerinde yazılmış hiçbir beşeri kitaba, böyle bir saygısızlık yapılarak, bu kitap şu dilden, diğer dillere çevrilemez denmemiştir. Arapça, Çince ya da Hintçe yazılmış ilmi kitapların tamamı, tüm dillere çevrilip, anlaşılıyor hatta bu kitaplardan bilim adamları yetişiyorsa, bizler nasıl olurda Allah katından gelmiş, eşi benzeri olmayan bir NUR için, başka dillere tam çevrilemez diyoruz. Bu ne saygısızlık. Buna nasıl inanırız.

Lütfen bu tuzağa düşmeyelim. Bizlere düşen dikkatle, tercüme edilmiş Kur’an ayetlerini okuyalım. Art niyetli kişilerin, ayetler üzerinde yaptığı tahrifatları, kendi çabalarımızla araştırarak, Allah ın da gönül gözümüzü açacağına söz verdiği gerçeğinden yola çıkarak, Furkan ı anlamaya çalışalım. Bu çabanın sonunda, gerçekleri nasıl fark edeceğinizi göreceksiniz. GAYRET BİZDEN, YARDIM ALLAH DAN. Bu imtihan zorlu bir imtihan. Özveriyle çaba harcayan, inanın mükâfatını görecektir.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
 
8

Diyanet işleri başkanımız, bir açıklama yapmış televizyonda, deizm gençler arasında yaygınlaşıyor sorusu üzerine. Bizlerin sorunlara çare buluş yöntemimiz, verdiğimiz cevaplardan, konuya nasıl yaklaştığımızdan, çok iyi anlaşılıyor. BU DÜŞÜNCE SAPIK VE BATILDIR demiş, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız.  Verilen bu cevap üzerinde düşüncelerimi açıklamadan önce, deizm nedir isterseniz ona bakalım.

“Yaradancılık anlamına gelen Deizm, evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılıp, daha sonra bu yaratıcının insanı kendi başına bıraktığını kabul eden bir felsefi akım ya da inanç biçimidir. Deizm, peygamberleri ve Kutsal kitapları reddeder. “

Hiçbir toplum kanun ve kurallar olmadan huzurlu yaşayamaz, önce bunu unutmamalıyız. Allah bizleri yarattıysa, mutlaka kuralını da koymuş olması gerekir. Önce bu düşüncenin, nasıl bir ortamda doğmuş olabileceğini doğru tespit etmeliyiz. Yoksa bu düşünce ve inanca sahip olanları, sapık ve batıldır diyerek geçiştirmek, toplumda özellikle gençler arasında, inanılmaz büyük boşlukların oluşmasına neden olur. Buna benzer düşünceler, akımlar acaba toplumlar arasında, ne zamanlar ortaya çıkmıştır diye düşünelim isterseniz.

Deizm in ilk olarak 17. yüzyılda İngiltere de çıktığı söylense de, belki ismi bu tarihlerde bu şekliyle anılıyor olabilir, fakat bu düşünce akımının çok eski olduğunu söylemek, yanlış olmaz. Deist akımının, düşüncenin ana unsurlarına baktığımızda, aslında toplumları özellikle düşünen sorgulayan insanları, gençleri deizme yönlendiren asıl nedenin, Allah ın indirdiği dinden ve kitaplarından uzaklaşılarak, aklı bir kenara koyan inançların ortaya çıkması, toplumun bir kısmını deizme yönlendirmiştir. Günümüzde toplum içinde deizm in yayılmasına en büyük etken, bugün tüm ehli kitabın, ALLAH IN İNDİRDİĞİ DİNDEN UZAKLAŞMASI, İNDİRDİĞİ KİTABA DEĞİL, UYDURULAN KİTAPLARA İNANMALARI BÜYÜK ETKEN OLMUŞTUR. Deistler şu düşünceleri savunurlar.

1-Mantığın, aklın insanlara doğruyu öğretebileceği inancı.
2-Yaratıcı bir güç inancı.
3-Mucizelerin, kehanetlerin, gerçek olamayacak abartı sözlerin, dinsel dogmaların ve ilahi olarak nitelendirilen dinlerin reddedilmesi.

Bu maddeleri okuduğunuzda, Kur’an ın özünde bu düşünceler yattığını hatırlamışsınızdır. Deistler peygamberlere inanmazlar. NEDEN İNANMAZLAR BİLİYOR MUSUNUZ? ÇÜNKÜ TOPLUMA ANLATILAN BATIL VE HURAFE DİNİN, PEYGAMBERLER, ELÇİLER TARAFINDAN TOPLUMA ANLATILDIĞINI ZANNEDERLER. Eğer Deistler, Allah ın indirdiği gerçek İslam ile buluşmuş olsaydılar, asla ne elçileri nede onların gönderdiği kitapları inkâr etmezlerdi. Tabi günümüzde güvenilecek, elimizin altında yalnız Kur’an var. Onun içindir ki yalnız Kur’an a güvenebiliriz.

Deist olan dostlarımıza seslenmek istiyorum. İnandıkları ilkeler, Allah ın indirdiği Kur’an da var. Tabi sizler Kur’an ile tanışmadan önce, uydurulan İslam ile tanıştığınız için, bu düşüncelere karşı çıkmanız çok normal. Aynı hatayı, daha önce Kur’an ile gereken bağlantıyı kuramamış, İslam ı tarikat ve cemaat eksenli yaşayan kardeşlerimizde yapıyor. Onlara Allah ın ayetlerini hatırlattığımızda, o senin anladığın gibi değil diyerek, birilerinden öğrendikleri bilgiler ışığında, İslam ı anlıyorlar ve yaşıyorlar.

Sayın Diyanet İşleri Başkanımız, toplumda var olan bu acı gerçeğe merhem olmak yerine, onları sapıklıkla, batıl ile suçlarsa, onları kazanmak yerine, deizme hatta belki de sonunda ateizme yönlendirmiş oluruz. Ülkemizde deizm artıyor mu, onu bilemem ama kendisini boşlukta hisseden bir gençlik gurubunun olduğunu, rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü dini, kesinlikle konuşmak istemiyorlar.
Ülkemizde bu tür akımların oluşmasında Diyanetin, cemaatlerin ve tarikatların bunda payı çok büyüktür. Gelelim deistlerin ilkelerine. Deistler uydurulan İslam da, bu ilkeleri bulamıyorlar. Bulamayınca isyanlarını dile getiriş biçimi olarak, bizler deist iz deyip çıkıyorlar. Günümüzde dini anlatanlar, akılla İslam yaşanmaz diyorsa, deist olan gençlere dini asla anlatamayız, ellerimizle onları dışlamış oluruz.

Deistlerin ilkelerine şöyle bir göz atalım. Aklın ve mantığın insanları doğruya götürdüğüne inanma konusunu, ne yazık ki topluma öğretilen dinde yani uydurulan fıkıh inancında bulamıyorlar ve itiraz ediyorlar. AKLIYLA DÜŞÜNMEYEN DOĞRUYU BULAMAZ diyorlar. Bu çok doğru ve de haklı bir düşünce. Peki, Kur’an buna karşımı? Yani sen akılla gerçekleri göremezsin mi diyor? Elbette hayır. Tam tersine, aklını kullanmayan bir insan rezil bir insandır, her türlü cezayı hak etmiş olur diyor Kur’an. Yalnız söylemeden geçemeyeceğim bir konu var. Allah akla, düşünmeye çok önem verir ve bu konuda uyarır, ama biz insanların imtihan olduğu öyle bir nefsi vardır ki, o akıl bazen nefsimize hükmedemez, söz geçiremez. İŞTE BU DURUMDA İNSANLARIN EĞER İNANDIĞI, NEFSİNİ TERBİYE EDECEK, ALLAH IN KANUNLARI VE KURALLARI YOKSA KENDİSİNE HÂKİM OLMASI, DOĞRUYA YÖNELMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu gerçeği mutlaka görmeliyiz.

Kur’an ın bir çok yerinde uyardığı gibi, Allah dan başka ilah yoktur, ondan başka yardım istenecek hiçbir güç ve veliniz yoktur diyor. Peki, bugün topluma anlatılan, rivayetlerle şekillendirilen beşeri İslam ne diyor? Peygamberlerde dinde hüküm koyucudur, Allah gibi şefaat yetkisi vardır. Velilerin, şeyhlerin ve efendilerinde şefaat yetkileri vardır ve velisi olmayan cennete gidemez, kurtuluşa eremez diye inandırılmıştır toplum. Ayrıca anlatılan, onca olağanüstü olayları da hatırlayınız. Tüm bunları duyan ve gören insanlar, aklına ve mantığına uymadığı için peygamberleri ve böylece farkında olmadan dikkatle okuyup araştırmadan, kitaplarını da inkâr ediyorlar. YANLIŞ TERCÜME EDİLMİŞ KUR’AN MEALLERİNİ GÖRDÜKÇE DE, BU İNANÇLARI NE YAZIK Kİ GÜÇLENİYOR. BUNLARIN BU HALE GELMESİNDE ASIL NEDEN, BU YALAN YANLIŞLARI DİN DİYE TOPLUMA ANLATAN ZİHNİYETTİR. Müsebbibi onlardır. Onun içinde Sayın Diyanet İşleri Başkanımızın bu yarayı iyileştirmesi, hiç mümkün görünmüyor.

Allah Kur’an da, elçisine mucizeler vermediğini söyledikçe, Yahudi ve Hıristiyanların uydurdukları yarışa bizlerde katılmış, inanılmaz uydurulan mucizeleri, Allah ın elçisinin yaptığını topluma anlatıyorlar. Allah elçisine, bende sizin gibi bir beşerim, sizden farkım yok sözleri, ne yazık ki duyulmaz olmuş. Düşünen bir insanın da bunları kabul etmesi, elbette mümkün değildir. Deistlerin en büyük hatası, işin kolayına kaçıp, gerçek İslam ı ve Kur’an ı gereği gibi araştırmamalarından kaynaklanmaktadır.

Deizm belki bu isimle anılmasa da, geçmişi çok eskidir. Farklı şekillere bürünerek günümüze gelmiştir. Daha önce söylediğim gibi, günümüzde deizmin yayılmasının asıl nedeni, Allah ın indirdiği değil, insanların uydurduğu dini, Allah ın dini diye topluma anlatmalarından, kabul ettirmeye çalışmalarından kaynaklanmış bir isyandır, itirazdır. Bu itirazın, başkaldırının bir başka şeklini, cahiliye toplumunda da görüyoruz.

Hatırlarsınız peygamberimizden bahsederken Allah, elçim ÜMMİYDİ der. Günümüzde topluma Allah ın elçisinin, ÜMMİ oluşunun gerçek yönünü anlatmaktan çekinenler, ümmi okuma yazma bilmeyen anlamındadır diyerek, toplumu aldatmış, kandırmışlardır. Hâlbuki Kur’an ümmi kelimesini özellikle açıklıyor. Ümmi, o günkü toplumda kabul gören batıl ve hurafelerle şekillenmiş, Ehli kitabın hiç birisine tabi olmayanlar anlamındadır. Yani Peygamberimiz ne Yahudi, nede Hıristiyan toplumuna tabi değildi. YANİ PEYGAMBERİMİZ BOZULMUŞ, TAHRİF EDİLMİŞ, ATALAR İNANCIYLA BEŞERİLEŞTİRİLMİŞ BİR DİNİN, ALLAH KATINDAN OLAMAYACAĞINI FARK ETMİŞTİ.

Elbette Allah ın elçisi, bugün deistlerin yaptığı gibi, böyle kurallar Allah katından gelmez diye kestirip atmamış, ama sürekli Allah a dua edip, kendisine gerçekleri göstermesi için yalvarmış, araştırmış bir insandı. Allah da görevlendireceği elçisini, özellikle Ehli kitaptan değil, ümmi yani belki din ile hiçbir ilgisi olmadığı halde, doğruların gerçeklerin arayışı içinde olan Hz. Muhammed i elçi olarak seçmiştir. Bundan alacağımız çok büyük dersler vardır. Hatırlatmak isterim, Şura 52. ayette Allah elçisinden bahsederek, SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. SANA KUR’AN İLE DOĞRU YOLU GÖSTERDİK DER.

Bizler bazı gerçekleri topluma anlatamıyorsak, toplumun içinden çıkacak yanlış inançların sebebi oluruz. ONLARI DIŞLAMAK YERİNE, KABAHATİ ÖNCE KENDİMİZDE ARAMALIYIZ. İslam ı, Allah ın indirdiği ile değil, rivayetlerin hükmettiği şekliyle anlatırsak, toplumda İslam dışı oluşumları ellerimizle büyütmüş, çoğaltmış oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

9
Yönetime Öneri ve Şikayetleriniz / sitenin mobil versiyonu ve güncellenmesi
« Son İleti Gönderen: Fani bir kul Nisan 11, 2018, 03:49:22 ÖS »
selamlar bi çok konuyu okudum tam cevap yazacagım konu taa 2014 de açılmış çogu konu sahibi üyeliklerine girmemiş vs... bide telefondan siteye girmek çok zor  yeni bir görünüm ve genel bir güncelleme olabilir mi ? birde tesettür forumunda tesettürle alakasız moda için tesettür görsel ve konuları avon başlıgı kendi içinde tezatlık değilmidir ?
10
DİNİ GENEL KONULAR / Kur'an Kölelik Ve Cariyeliği Kaldırmıştır.
« Son İleti Gönderen: halukgta Nisan 10, 2018, 11:11:51 ÖÖ »
Kölelik ve cariyelik konusu ne yazık ki İslam toplumunda hala tartışılmakta ve İslam ı rivayet merkezli yaşayan tarikat ve mezhep eksenli düşüncelerin etkisiyle canlı tutularak, İslam dininde kölelik, cariyelik yasaklanmamıştır, tam tersine kurala bağlanmıştır diyecek kadar Kur’an dan uzaklaşanları görüyoruz. Bunları söyleyenler ve inananlar, İslam toplumunda büyük çoğunluğu oluşturuyor.

Kölelik ve cariyelik konusu, cahiliye toplumunun vazgeçilmez bir gerçeğiydi. Allah gönderdiği ayetlerle, köleliğin İslam dininde yerinin olmadığını adeta eğiterek, öğreterek toplumun anlamasını sağlamıştır. Allah Müslüman toplumlarını, köle ve cariyelikten vazgeçirebilmek için, önce köle ve cariye edinme kapısını çok net bir şekilde kapatmıştır. Çünkü köle ve cariyeler, özellikle savaşta kazanılan savaş esirlerinden oluşmaktaydı. Hatta kendi inançlarından olmayan kişileri, savaşla köle ve cariye yapıyorlardı. ŞUNU DA BELİRTMEK İSTERİM, CARİYE KELİME OLARAK KUR’AN DA GEÇMEZ. Bu kelime daha sonra İslam inancına geçmiş, uslanmaz nefislerin, rivayet inançlarını Kur’an a ilave etmenin bir yolu olmuştur. Cariyede kadın köledir. Kur’an da ayrım yapılmadan köle diye geçer. Ama günümüz Kur’an meallerinde, ne yazık ki özellikle bu kelime asla doğru olmayan yerlerde kullanılmıştır. Örneklerini yazımın devamında göreceksiniz. Daha önce söylediğim gibi, Allah köleliğin kapısını önce sıkı sıkı kapatmıştır. Ayeti hatırlayalım.

Muhammed 4: İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. SAVAŞ SONA ERDİĞİNDE YA BİR LÜTUF OLARAK KARŞILIKSIZ YA DA FİDYE ALARAK SALIVERİNİZ. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Ayet çok açık bir hüküm veriyor ve diyor ki, sizi öldürmek için size savaş açanları, sizde öldürebilirsiniz. Bundan sonra savaşlarınızda esir aldığınız, ister erkek ister kadın, BUNLARI ÖNCE BİR BEDEL KARŞILIĞINDA, BU OLMAZSA KARŞILIKSIZ SALI VERECEKSİNİZ. Yani esir olarak tutmayın. Bu ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, hala İslam dininde savaş esirlerini köle yapabiliriz, diyebilir mi? Asla diyemez, diyen ayetleri inkâr ediyor demektir.  Yine Kur’an da, Allah ın kölelik, cariyelik kapısını Peygamberimizin döneminde tamamen kapattığına, güzel bir örnek ayet daha vermek istiyorum.

Enfal 67: Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, HİÇBİR PEYGAMBERE ESİR SAHİBİ OLMAK YARAŞMAZ. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz; hâlbuki Allah sizin için âhireti istiyor. Allah güçlüdür; hikmet sahibidir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah elçisine, İslam ı tam olarak yayıncaya kadar, senin savaşlarda esir alıp, onları zorla köle ya da cariye yapman sana yakışmaz diyor. ALLAH IN ELÇİSİNE YAKIŞMAYAN, BİZLERE YAKIŞIR MI? Elbette yakışmaz. Bu ayetten de anlıyoruz ki, BUNDAN SONRA KÖLE YA DA CARİYE EDİNMEK YASAKLANMIŞ.

Şimdide gelelim Kur’an da, bazı ayetlerde geçen ve bazı hükümler verilen kölelik konusuna. Allah madem köle edinmeyi yasakladı, neden o günkü topluma, elinizdeki köleleri serbest bırakın demedi diyebilirsiniz. Bunu yapmış olsaydı, toplumdan büyük bir tepki gelecekti. Çünkü o devrin kültürü ailenin zenginliği, köle sayısı ile ölçülüyordu. Allah öyle bir yöntemle, toplum arasındaki köleliğe son verdi ki, bizlere örnek olmalı. Herhangi bir kötü alışkanlığa müptela olan bir insanı, nasıl yavaş yavaş bu alışkanlıktan vazgeçirmek en doğru yöntemse, Allah da bu yolu izleyerek, bakın toplumu nasıl kölelikten vazgeçiriyor.

Kur’an da Allah insanların yaptığı, bazı büyük günahların kefareti olarak, örneğin; yanlışlıkla adam öldüren, yalan yere yemin eden kişilerin kefareti olarak, bir köle azat edilmesi gerektiği hükmünü vermiştir. Peki, bu örnekten nasıl bir ders almalıyız? İşlediğimiz suç, Allah katında belki çok büyük bir suç, ama bu suçtan kurtulabilmemiz içinde, Allah ın huzurunda çok daha kötü bir davranış olan, köleyi azat edip, özgür bırakmanın önemine dikkat çekiliyor. Yani kölelik bu işlenen suçtan, daha kötü bir davranıştır diyor Allah bu örnekle. Tabi anlayana, anlamak isteyene. Yine Allah o kölelerin durumuna dikkat çekebilmek adına, köleler bir suç işlerse, özgür insana verdiğiniz cezanın yarısını verin diye ayet indirmiştir. Tabi Allah bunlarla da yetinmeyip, hala kölelerini azat etmeyenlere, adeta yüzlerine tokat indirircesine, gerçekleri anlamak, görmek istemeyen, nefislerinin esiri insanlara, bakın nasıl bir ihtarda bulunuyor.

Beled suresi 11.12.13.14.15.16: Fakat insan, SARP YOKUŞU AŞAMADI. O SARP YOKUŞUN NE OLDUĞUNU SEN NEREDEN BİLECEKSİN? KÖLE ÂZAT ETMEKTİR veya açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır. (Bayraktar Bayraklı meali)

Allah ellerinde bulunan kölelerini hala azat etmeyenlere, nefislerinin zor kararlarını veremediler, köle ve cariyelerinden vazgeçip, onları özgür bırakamadılar diye uyarıda bulunuyor. Allah çok açık bir şekilde, o gün Müslüman olan toplumu uyarıyor. KÖLELERİNİZİ AZAT EDİN DİYOR, ama bunu keskin bir bıçakla değil, güzel bir şekilde, İMTİHAN OLMANIN GERÇEKLERİYLE GÖNÜL RIZASIYLA YAPILMASINI İSTİYOR. Yine Allah toplumun ellerinde bulunan kölelerin, içlerinizden özgür kişilerle evlendirilmesini istiyor Nisa 25. Nur suresi 32. ayetlerinde. Bu ayetler, köleliğin ortadan kaldırılması için, çok önemli ayetlerdir. Evlenilen köleler böylece özgürlüğüne kavuşacaklardır. Çok daha ilginci kölelere, zekâtlarımızı verebileceğimizi, onların özgür kalmak isteyip, bedellerini ödediklerinde özgür bırakılmaları gerektiğini söyleyen ayetleri de unutmamalıyız. İşte Allah bu yöntemle köleliği kaldırmıştır.

Kur’an da bazı ayetleri tercüme ederken, ne yazık ki hala geleneğin, batıl rivayetlerin etkisiyle ayetler tercüme edilmekte ve topluma anlatılmaktadır. Çok daha kötüsü, bu tercüme öyle yanlış inançlara sebep oluyor ki, birçok ayet ile çelişiyor. Örnekler verelim ve özellikle iki farklı mealden yazalım ki yanlışımız ortaya çıksın.

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA BULUNAN CARİYELERİ bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. (Diyanet meali)

Müminun 6: Ancak eşleri ve ELLERİNİN ALTINDA SAHİP OLDUKLARI hariç. Bunlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.  (Bayraktar Bayraklı meali)

Mearic 30: Ancak EŞLERİ YAHUT SAHİP OLDUKLARI CARİYELERİ BAŞKA. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar. (Diyanet meali)

Mearic 30: Ancak onlar, EŞLERİYLE, AKİTLERİNİN SAHİP OLDUĞU ŞEYLER KONUSUNDA KINANAMAZLAR. (Yaşar Nuri Öztürk meali)

Ayetlerin hiç birisinde cariye ya da köle kelimesi geçmez. Ayetlerde EYMÂNUHUM diye geçer ki, bu kelime ayetlerin birçoğunda, ellerinin altında bulunan,  ya da akitlerinin, sözleşmeleri olan anlamındadır. Bu kelimeyle, evlilik sözleşmesi yaptığı eşleri kastedilmektedir. Bunun dışında köle, cariye kadınların olması, zaten asla mümkün değildir.

Köle ya da cariyenin, birde Müslüman olduğunu düşünün. Nasıl olurda evlenmeden, cariyelerle ilişkiye girebileceğimizi söyleriz ve buna inanırız. Birde bu cariye ile ailenin erkeklerinin de beraber olabileceğini söyleyen gafiller var. Hatırlayınız Allah bazı ayetlerde, kölelerinizi evlendirin diyordu, hem de özgür insanlarla. Bu durumda hangi özgür insan, bunu kabul ederde o cariye ile evlenir. Hani Allah evlenecek kadınları, namusunu korumuş iffetli kadınlardan seçin diyordu, unuttuk mu bu ayetleri, yoksa nefsimiz hurafe ve batıl inançlarımızın etkisinde mi kaldı?

Kur’an ın hiçbir ayetinde, cariyelerle evlenmeden birlikte olunacağı geçmez. Örneklerini verdiğim ayetlerde ve buna benzer birçok ayette, kelimelere farklı anlamlar verip, Kur’an ın asla onaylamayacağı fikirleri ayetlere ilave etmeye çalışmaktadırlar. Allah bu zalimleri asla affetmeyecektir. Bunları yaparak toplum aldatılmakta ve Allah ın güzelim dini kötü gösterilmektedir. Mezhepler ve tarikatlar, bu yalanı ve batılı körüklemektedir.  İŞİD denen zalimler ise, mezheplerin günümüzde de kabul ettiği bu yanlış inancı, bizzat hayata geçirip, savaşta esir aldıkları kadınları, inandıkları yönde cariye hükmünde kabul edip, adeta *** kölesi olarak kullanmaktadırlar.

İnternetten şöyle bir araştırınız, uzun uzun sakalları ile dini anlattığını zannedenler, şunları söylemekten çekinmiyorlar. Allah evliliği dört ile sınırlamış ama cariye almak istediğinde, sınırı yoktur deme cesaretini gösteriyorlar. Ayrıca kölelik ve cariyelik kaldırılmamıştır, günümüzde de geçerlidir. Savaş esirleri köle cariye hükmündedir, demeğe açıkça devam ediyorlar. Bu yalanlara hiç kimse ne yazık ki dur demiyor, yalanlamıyor. İŞTE RİVAYET HADİSLER İNANCIMIZI, BÖYLE YANLIŞ YÖNDE ETKİLİYOR. Ama inatla savunmaya devam ediyoruz. Cariyelik ve köleliğin hala devam ettiğini ve bunun Kur’an emri olduğunu savunmaya devam edenler, özellikle Allah ın elçisine indirdiği ayeti bile tahrif etmekten çekinmemişlerdir. Örnek verelim.

 Ahzab 52: Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. ANCAK SAHİP OLDUĞUN CARİYELER BAŞKA. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir. (Diyanet meali)

Ahzab 52: Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile - helal olmaz. ELİNİN SAHİP OLABİLECEKLERİ MÜSTESNA. Allah her şey üzerinde bir Rakîb'dir, her şeyi gözetlemektedir. (Yaşar Nuri Öztürk)

Ayette asla ne köle, nede cariye kelimesi geçmediği halde, Allah ın elçisinin, evlenmeden cariyelerle birlikte olabileceği iftirasını, ayete ne yazık ki ilave etmişlerdir. Hâlbuki ayette, bizlerinde günümüzde kullandığımız Arapça (yemînuk(e) yani yemin diye geçer. Yeminlerin, yaptığın sözleşmelerin ile ellerinin altında sahip oldukların anlamındadır ki, buda daha önce evlilik akdi yapmış, diğer eşlerinden bahsedildiği çok açıktır.

Makalemin başında sizlere verdiğim, örnek ayetleri hatırlayın lütfen. Allah elçisine, hiçbir peygambere esir sahibi olmak yakışmaz dediği halde, Allah ın elçisi O örnek insan, kendi emrinde bu ayetleri tebliğ aldıktan sonra, esir/köle kadın ya da erkek tutar mı? Allah Beled suresinde, O SARP YOKUŞTAN BAHSEDİP, KÖLE AZAT ETMENİN HER NEFSİN YAPAMADIĞI BİR GERÇEK OLDUĞUNDAN BAHSETTİKTEN SONRA, SİZCE HALA PEYGAMBERİMİZ EMRİNDE, KÖLE CARİYE TUTABİLECEĞİNE NASIL İNANIRIZ? Ne yazık ki inanıyoruz, çünkü bizlerin Kur’an ile bağı kesildi de ondan.

Bu konuda o kadar çok örnekler var ki, lütfen dikkatle bu gerçekleri Kur’an dan araştıralım ve farkında olalım. İslam ın üzerinde dolaşan bu kara bulutu, bizler ancak uyanık ve bilinçli olursak kaldırabiliriz. Yoksa Kur’an a ve elçisine atılan bu iftiralara seyirci kalan toplumlar olarak, Allah ın huzuruna çıkarız. Bunun da büyük vebali vardır, hesabını veremeyiz unutmayalım.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

Sayfa: [1] 2 3 ... 10