Tesettür Forum

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Maide suresi 21. ayet örnek gösterilerek, Yahudilerin yaşadığı toprakların, hatta daha fazlasını Allah Yahudilere verdiğini iddia edenler vardır.  Gerçekten bahsettikleri ayet, bu toprakların sahiplerinin Yahudiler olduğunu mu söylüyor, yoksa ayette bahsedilen, çok dikkat çekici ibretler mi var. Gelin bu ayetin öncesi ve sonrasında ki ayetlere bakarak, aslında bu ayetlerde neler anlatılıyor, bizler bu ayetlerden nasıl dersler almalıyız, onu anlamaya çalışalım. Önce ayeti yazalım.

Maide 21: “Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı mukaddes toprağa giriniz ve ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetin bizlere, ne anlatmaya çalıştığını anlayabilmemiz için, bir önceki ayete önce bakalım, daha sonrada devamındaki ayetlerden, bu topraklara neden ve ne amaçla Yahudilerin girmelerinin istendiğini anlamaya çalışalım. Bu kıssadan çok önemli dersler var bizlere, ama anlayana anlamak isteyene.

Maide 20: Bir zamanlar Musa, kavmine, “Ey kavmim!” demişti, “Allah'ın size bahşettiği nimetleri hatırlayınız; zira O, içinizden peygamber çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Dünyada başka hiç kimseye vermediğini size verdi.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Demek ki Hz. Musa kavmine sesleniyor ve diyor ki, Allah beni elçi olarak sizlere gönderdi ve sizlere vaat ettiklerini yerine getirip, daha önceki toplumlara yapmadığı kadar, sizlere yardımda bulundu diyor. Maide 21. ayetinde de, Allah sizlere zulüm edenlerden kurtarmak için, mukaddes yani bereketli, güzel, sevilen, övülen bir bölgeye girmenizi istiyor diyor. Daha sonrada çok dikkat çekici bir şeyler söylüyor Allah. “ARKANIZA DÖNMEYİNİZ, YOKSA KAYBEDEREK DÖNMÜŞ OLURSUNUZ” DEMEK Kİ ALLAH BU BÖLGEYİ YAHUDİLERE TAHSİS ETMİYOR, onları zalimlerden kurtarmak için yardım ediyor ama uyarıyor ve diyor ki, sakın geri dönmeyin yani kaçıp gitmeyin mücadele edin.  Ayetin devamına bakalım şimdide.

Maide 22: Onlar şu cevabı verdiler: “Ey Musa! ORADA ZORBA BİR HALK VAR; ONLAR ORADAN ÇIKMADIKÇA BİZ ORAYA ASLA GİRMEYECEĞİZ. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Yahudiler, Allah ın emri olan bir tebliğe karşı, bakın elçilerine nasıl bir cevap veriyorlar. Allah ın gitmelerini istediği bölgede, zorba bir halk var, onlar oradan çıkmadıkça asla oraya gitmeyeceğiz diyorlar. Hâlbuki Allah, bu bölgeye Yahudileri özellikle gönderiyor ve bu toplumu sınıyor, imtihandan geçiriyor. Ama Yahudiler zora gelemeyeceklerini, savaşmak niyetinde olmadıklarını açıkça söylüyorlar ve Allah ın emrini yerine getirmemek için ısrar ediyorlar. BÖYLECE MAİDE 21. AYETE ALLAH IN HÜKMÜ GERÇEKLEŞİYOR VE KAYBEDENLERDEN OLUYORLAR. Şimdide devamındaki ayete bakalım.

Maide 23: Korkanların içinden, ALLAH'IN KENDİLERİNE LÜTUFTA BULUNDUĞU İKİ KİŞİ ŞÖYLE DEDİ: “Onların üzerine kapıdan giriniz; oraya bir girdiniz mi artık siz zaferi kazanmışsınızdır. EĞER MÜMİNLER İSENİZ SADECE ALLAH'A GÜVENİNİZ.” (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayeti okuduğumuzda, Allah ın Yahudi toplumunu bu bölgeye neden gönderdiğini çok daha iyi anlıyoruz. Allah Yahudileri imtihan ediyor ve diyor ki, TOPRAKLARINIZ İÇİN SAVAŞIN. İçlerinden iki kişiye lütufta bulunan, yani onlar aracılığıyla diğerlerini teşvik ederek, gerçekleri görmelerini sağlayarak, çok önemli bir şey anlatmaya çalışıyor Allah. BEN SİZİN YANINIZDAYIM, ZAFER SİZİN OLACAKTIR diyor, teşvik ediyor. Acaba Yahudi toplumu elçisinin ve Allah ın isteğine karşılık bu çabalardan sonra ne diyorlar, şimdide ona bakalım ve bu toplumun günümüzdeki yanlış tuttum ve davranışlarının, asiliklerinin, kendilerinden başka kimseyi düşünmez tavırlarının, nerelerden günümüze geldiğini daha iyi anlayalım.

Maide 24: “Ey Musa! Onlar orada bulunduğu müddetçe, biz oraya asla girmeyeceğiz; ŞU HALDE SEN VE RABBİN GİDİNİZ SAVAŞINIZ; biz burada oturacağız” dediler. (Bayraktar Bayraklı meali)

Yahudi toplumu, Allah ın uyarı ve yardımlarına rağmen, bakın nasıl küstahça cevap veriyorlar. BİZ BU TOPLULUK ORADA OLDUĞU SÜRECE SAVAŞMAYACAĞIZ. İSTİYORSANIZ, SEN VE RABBİN GİT SAVAŞ, DİYE CEVAP VERİYORLAR.  İşte Yahudiler böyle bir toplum. Sizce böyle bir topluma Allah, mukaddes yani bolluk ve bereketli bir yeri vaat ederde, bu bölge sizin olsun der mi? Asla demez, dememişte zaten.

Kur’an da birçok örnek vardır, Allah gönderdiği elçisini korumak ve kollamak ona inananlara yardım etmek adına, birçok destek, moral verecek ayetler indirmiştir. Müslümanlar asla böyle bir saygısızlık yapmamış ve Peygamberimizin yanında olmuşlardır. Hiçbir Müslüman, Allah ın emrini yerine getirmemek için direnmemiş, ellerinden geleni yapmışlardır. İşte onlarla aramızdaki fark.

Tüm bu ayetlerden şunu anlıyoruz. Allah bizlerden kendi geleceğimizi, kendi ellerimizle oluşturmamızı istiyor, hazırlayıp kendisi asla vermiyor. Buna benzer örnekleri, Peygamberimizin savaşlarında da görüyoruz. İşte bu bizlerin imtihanıdır, bunu lütfen unutmayalım. Hz. Musa ve toplumu arasında geçen bu konuşmalardan sonra, Hz Musa Yaradan a karşı mahcup, zor durumda kalmış, görevini yerine getirememenin üzüntüsünde, bakın Allah a nasıl yalvarıyor ve ne istiyor.

Maide 25–26: Musa, “Rabbim! BEN KENDİMDEN VE KARDEŞİMDEN BAŞKASINA HÂKİM OLAMIYORUM; BİZİMLE BU YOLDAN ÇIKMIŞ TOPLUMUN ARASINI AYIR” DİYE YALVARDI. Allah, “Öyle ise orası, onlara kırk yıl yasaklanmıştır. YERYÜZÜNDE ŞAŞKIN ŞAŞKIN DOLAŞACAKLAR. Artık sen fâsık/yoldan çıkmış toplum için üzülme” dedi. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayet, bu örnek bizlere ibret olmalıdır. Allah bu toplumdan bahsederken, onlar fasık yani yoldan sapmış toplumlardır diyor. Böyle topluma Allah, herhangi vaatte bulurda ödüllendirir mi? Allah ın lanetlediği, cezalandırdığı bu toplum, atalarının zalimliklerinden ne yazık ki farklı şeyler yapmıyorlar bugün. Toprakları için savaştan kaçanlar, Allah ın yardım edeceğim sözlerine güvenmeyip, Allah ın elçisini mahcup edenler, bugün silahlanmış arkalarına adaletten uzak Amerika yı da alarak, güçsüz ve masum insanları adaletsizce, haksızca, zulümle topraklarından sürmeye, el koymaya çalışıyorlar.

Unutmayınız lütfen, Allah onları isyanlarından dolayı cezalandırmış ve vatansız olarak bu dünyada şaşkın şaşkın yani, sersem sersem olarak dünyaya yayılmış yaşamaya mahkûm etmiştir. Ayette kırk yıl cezalandırıldığı yazıyor. Evet, Allah bir suça karşı dengi ceza verir, ebedi vermez. AMA TAKİP EDER, SOYUNDAN GELENLER, AYNI HATALARI YAPIYORLARSA, CEZA BU YANLIŞLARDAN VAZGEÇENE KADAR UZATILIR DEVAM EDER. Yahudilerin genel çoğunluğu, ne yazık ki atalarının hatalarını devam ettiriyorlar. Hatta Allah ın kitabından uzaklaşarak, öyle bir inanç yarattılar ki kendilerine, kendi toplumlarından başka milletleri, kendileri için yaratıldığına ve diğer toplumların kendilerine hizmet etmeleri gerektiğine inanıyorlar. Yani kendilerini üstün bir ırk kabul ediyorlar. Karşısındaki insanlara da asla acıma duyguları yok. Böyle bir inanç Allah ın emri olabilir mi? Yahudiler onun içindir ki, hiçbir zaman huzurlu ve mutlu bir yaşam süremeyeceklerdir. ALLAH IN LANETİ VE CEZASI DA ÜZERLERİNDEN, BU ZULMÜ YAPTIKLARI SÜRECE KALKMAYACAKTIR. Ne yaparsan, onu bulursun.

Biz Müslümanlar, gerçeklerin arayışında olmadığımız sürece, bu zalimlere gereken dersi vermemiz mümkün olmayacaktır. İçimize girmiş Yahudi fitnesini, inançlarını gelin içimizden Kur’an ile söküp atalım. İnanın bunu yapamadığımız sürece, Allah ın yardımını yanımızda bulamayız. Allah ın arı, duru dinine batıl ve hurafe karıştırmayalım. Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrini, gelin hayata geçirelim ve tek yumruk olalım. İşte o zaman bizler adaletsizlere, zalimlere gereken dersi el birliğiyle verebiliriz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
2
CUMA HUTBELERİ / Gıybet Müslümanların Kardeşliğine Saplanan Hançer Gibidir
« Son İleti Gönderen: Avon Aralık 15, 2017, 01:31:09 ÖS »
KARDEŞLİĞE SAPLANAN HANÇER: GIYBET

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’in eşi Aişe validemiz, Safiyye validemizin boyunun kısa olduğunu ima etmişti. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü şu ikazıyla gıybetin ne kadar kötü bir tutum olduğuna dikkat çekti: “Ey Aişe! Sen öyle bir söz söyledin ki, o söz denize karışsaydı denizin suyunu bile kirletirdi.”

Aziz Müminler!
Gıybet, bir kardeşimizi hoş olmayan sözlerle anmaktır. Yokluğunda onun onur ve haysiyetini zedelemektir. Kul hakkına girmektir. Gıybet, güven ve samimiyete, huzur ve muhabbete, birlik ve beraberliğe, hâsılı kardeşliğe saplanan bir hançerdir. İnsanlıkla bağdaşmayan, mümine yakışmayan, bireyi ve toplumu sarsan çirkin bir tutum ve davranıştır. Bu yüzden Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurarak gıybeti haram kılmıştır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü öyle zanlar vardır ki günahtır. Birbirinizin özelini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz ölmüş bir kardeşinin etini yemekten hiç hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.”

Kardeşlerim!
Bizler, birbirine iman kardeşliği ile bağlı müminleriz. Bu kardeşlik, bir binanın birbirine kenetlenmiş yapı taşları gibi sapasağlam bir kardeşliktir. Bu kardeşlikte kardeşler birbirine emanettir. Kardeşimizin canı bizim canımızdır. Onur ve haysiyeti bizim onur ve haysiyetimizdir. Birbirimizi en ufak bir îma ile dahi incitmemek bu kardeşliğin bir gereğidir. Gönül erlerinden birinin şu sözü bu gerçeği ne de veciz ifade etmektedir: “Sakın incitme bir canı. Yıkarsın arş-ı Rahmân’ı.”

Aziz Kardeşlerim!
Günlük hayatımızda zihinlerimiz türlü haberlerle yorgun düşmektedir. Kulaklarımız, arzu edilen edilmeyen nice sözler işitmektedir. Özellikle kitle iletişim araçları ve sosyal medyada çoğu zaman dedikodu, yalan, iftira gibi çirkin sözler, ilgi ve merak uyandıracak şekilde sunulabilmektedir. Zaman zaman sorumsuz ve şuursuzca yayınlanan asılsız haber ve yorumlarla insanların onur ve haysiyeti hedef alınabilmektedir. Oysa Peygamberimiz (s.a.s), Müslümanı “elinden ve dilinden emin olunan insan” diye tanımlamıştır.

Kardeşlerim!
Resûlullah (s.a.s), şu hadisiyle gıybet, dedikodu, su-i zan ve özel halleri araştırma gibi mümine yakışmayan durumlardan uzak durmayı emretmiştir: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Gizli hâllerinizi araştırmayın. Çünkü her kim insanların gizli hâllerini araştırırsa Allah da onun gizli hâlini araştırır. Ve neticede onu evinde bile olsa rezil eder.”

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun.” buyurmuştur. Her duyduğunu söylemesinin, kişiye günah olarak yeteceğini bildirmiştir.
Heyhât! Gelin görün ki bugün bir sektör haline gelen yalan, iftira, gıybet ve dedikodu ile kimilerince algı operasyonları yürütülmektedir. Bu tür olumsuzluklarla, birey ve toplumun huzur ve sükûnetine büyük zararlar verilmektedir.

Değerli Kardeşlerim!
Dilimiz, fitne ve fesat için değil; her daim güven ve itimat, huzur ve sükûnet için dönsün. Sözlerimiz, gıybet ve dedikodu, iftira ve yalan için değil; sadakat ve doğruluk için dökülsün. Kelamımız, kin, nefret ve düşmanlığa değil; ülfet, muhabbet ve kardeşliğe vesile olsun. Unutmayalım ki, o büyük gün ebedi nimetlere kavuşacak olanlar, zihnine, gönlüne, diline, eline, hâsılı bütün bedenine sahip çıkan ve hayata mümince bakanlardır.
Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum:

“Allah’ım! Kulağımın, gözümün ve dilimin şerrinden, kalbimin kötülüğünden sana sığınırım.”
 
3
CUMA HUTBELERİ / Kapanmayan Yaramız: Kudüs İçin Birlik Olmalıyız
« Son İleti Gönderen: Avon Aralık 08, 2017, 01:43:17 ÖS »
KAPANMAYAN YARAMIZ: KUDÜS

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:  “Üç mescit için ibadet maksadıyla yolculuğa çıkılabilir: Mescid-i Haram, Benim şu mescidim ve Mescid-i Aksa.”

Kardeşlerim!
Kudüs, bizim gözbebeğimizdir. Kudüs, bizim tükenmeyen özlemimizdir. Kudüs, nice peygamberin tevhid mücadelesine sahne olmuş, ismiyle ve çevresiyle mukaddes ve mübarek kılınmış bir şehirdir. Kudüs, Kutsi Şerif’tir. Diğer adıyla Beytü’l-Makdis’tir. Binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik yapan Kudüs ve çevresinde Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Musa, Hz. Süleyman ve Hz. İsa gibi nice peygamberler yaşamıştır. İsrâ ve Mirâc olayı ile Kudüs’ün son kutlu misafiri Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.s) olmuştur. İslam’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksâ da Kudüs’tedir.   

Kudüs ve Mescid-i Aksa, bize Peygamberimizin müjdesi ve emanetidir. Kudüs, her müminin gönülden bağlandığı ve aziz bildiği bir şehirdir. Kudüs, herhangi bir toprak parçası değildir. Kudüs, sadece Filistin ve Mescid-i Aksa civarında yaşayanların değil, tüm dünya Müslümanlarının ve insanlığın ortak meselesidir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Kudüs, Hz. Ömer’in fethiyle huzura kavuşmuştur. Müslümanlar, Kudüs’te uzun yıllar adaletli bir yönetim sergilemişlerdir. Herkesin canına, malına, inancına saygı duymuşlardır. Hatta gayr-i müslimler, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde İslam’ın adaletine sığınmışlardır. Ama Darü’s-selam, yani barış ve huzurun merkezi olan Kudüs uzun zamandır mahzundur, yıllardır kan ağlamaktadır. Kudüs, bugün kapanmayan yaramız, dinmeyen sızımızdır. Kudüs, her türlü saldırıya maruz kalarak barışın şehri olmaktan çıkmıştır. Peygamberler diyarında silahlar susmamaktadır. Masum insanlar acımasızca katledilmektedir.

Kardeşlerim!
Kudüs ve çevresinde yaşayanlar, baskı, şiddet ve yalnızlaştırma gibi insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaktadır. İnsanların yaşama, inanç ve düşünce özgürlüğüne insafsızca kastedilmekte, kimlik ve kişilikleri, onur ve haysiyetleri hedef alınmaktadır. Gözbebeğimiz olan Mescid-i Aksa’dan daha dün müminler alıkonmuşken bugün ise Kudüs, işgal edilmeye çalışılmaktadır. İnsanlığı, kadim geleneği ve uluslararası hukuku hiçe sayan pervasız bir anlayış, Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma gayreti içerisindedir.

Bilinmelidir ki; böylesi fütursuzca girişimler, Kudüs ve çevresini huzursuzluk ve çatışma yurdu haline getirecektir. Bu tür kabul edilemez teşebbüsler, sağduyuya ve insanlığın vicdanına vurulan büyük bir darbedir. Huzuru, barışı ve güvenliği yok etmeye yönelik tehlikeli bir adımdır.

Kıymetli Müminler!
İnsanlık şiddet, zulüm, savaş ve göç gibi olumsuzluklar nedeniyle büyük acılar yaşamaktadır. Bütün bunlara ilaveten Kudüs’e yönelik basiret ve ferasetten uzak, insaf ve vicdandan mahrum bu teşebbüsler, sağduyu sahibi her insanı endişeye sevk etmiştir. Bütün bunlar karşısında her birimize düşen vazife, bu tür olumsuzluklara asla rıza göstermemektir. Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın, yanlışa ve haksızlığa boyun eğmemektir.

Şu bir gerçektir ki; bugün İslam coğrafyasının, kardeşlerimizin ve insanlığın maruz kaldığı tüm felaket, zulüm ve mağduriyetlerden çıkaracağımız dersler vardır. Geliniz, bir an önce ümmet bilinciyle iman kardeşliğimizi pekiştirelim. Birbirimizin saygınlığını ve haklarını koruyalım. İçinde bulunduğumuz zorluklardan, acılardan, mahrumiyetlerden kurtulabilmek için her birimiz olanca gücümüzle çalışalım. İnancımızı, değerlerimizi yaşayalım ve gelecek nesillerimize öğretelim.

Kıymetli Kardeşlerim!
Aziz milletimiz, tarih boyunca Kudüs’le, Mescidi Aksâ ile ve Filistinli mazlum kardeşlerimizle gönül bağını hiçbir zaman koparmamıştır. Bundan sonra da koparmayacaktır. Bizler bu bilinçle bu Cuma vaktinde Rabbimize el açıp şöyle niyaz ediyoruz: Allah’ım! Bizi yeryüzündeki bütün mazlum kardeşlerimizin acısını yüreğinde hisseden ve onlara yardım için maddi-manevi varlığını seferber eden samimi Müslümanlar eyle! Bizi basiretsizlerden, ferasetsizlerden, vicdansızlardan, zalimlerden yana eyleme!

Allah’ım! Kudüs’ü ve İslam beldelerini işgale yeltenenlere, ıslah adı altında ifsat edenlere ve barışı baltalayanlara fırsat verme! Şu mübarek Cuma günü hürmetine dualarımızı kabul eyle Allah’ım!
4
DİNİ GENEL KONULAR / Kudüs Ve Mescid-i Aksa Konusundaki Gerçekler.
« Son İleti Gönderen: halukgta Aralık 08, 2017, 11:12:45 ÖÖ »
İslam a öyle yanlış inançlar girmiş ki, bizler bunu araştırma ve Kur’an ile sorgulama gereği hiç duymayız. Hurafe ve batıl inançların neredeyse hepsi, Yahudi kaynaklıdır. Bu makalemin konusu KUDÜS, biz Müslümanlar için kutsal mıdır, ya da KUDÜS ün bizlerin inancında, çok önemli bir yerimi vardır? Kudüs ile bizlerin bağı nedir? Gelin bu konu üzerinde birlikte düşünelim, tabi hakemimiz, delilimiz yalnız Kur’an olsun.

BİZLER İÇİN KUDÜS ÜN ÖNEMLİ OLUŞUNUN NEDENİ, BU BÖLGEDE YAŞAYAN FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN TOPRAKLARININ, YAHUDİLER TARAFINDAN İŞKÂL EDİLİP GADDARCA, ZALİMCE YOK EDİLMEYE ÇALIŞILAN, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN OLDUĞU GERÇEĞİDİR. Bildiğiniz gibi KUDÜS Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar için çok önemli bir yer olduğu söylenir ve bu konuda birçok rivayetler anlatılır. Gerçekten biz Müslümanlar için, Mescidi Haram gibi çok önemli midir KUDÜS?

Kudüs ün, biz Müslümanların ilk kıblesi olduğu söylenir ve bunun içinde önemli olduğu anlatılır. Gerçekten böyle bir bilgi Kur’an da var mıdır? Şöyle anlatılır, Müslümanlar namazlarını ilk önceleri Mescidi Aksaya dönerek kılarlardı, daha sonra Bakara 144. ayet indirildi ve namazlar Mescidi Harama dönerek kılınmaya başlandı diye, rivayet hadislerle ayet anlatılır. Ayet gerçekten namazlarınızı, bundan sonra Mescidi Harama dönerek kılın mı diyor? Gelin önce ayete bakalım, anlamaya çalışalım.

Bakara 144: Biz, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. İşte şimdi, SENİ MEMNUN OLACAĞIN BİR KIBLEYE DÖNDÜRÜYORUZ. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİD-İ HARÂM'A DOĞRU ÇEVİR. Siz de hepiniz, nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi o tarafa doğru çeviriniz. Şüphesiz KİTAP EHLİ, PEYGAMBERİN, RABLERİNDEN GELEN GERÇEK OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİR. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir. (Bayraktar Bayraklı meali)

DİKKAT ETTİYSENİZ AYETTE, TEK KELİME BİLE SALÂT/YANİ NAMAZ KELİMESİ GEÇMİYOR. KUR’AN IN HİÇBİR AYETİNDE, DAHA ÖNCE MESCİDİ AKSA YA DÖNEREK NAMAZ KILINIYORDU, ONU DEĞİŞTİRDİM, NESH ETTİM, ARTIK MESCİD-İ HARAMA DÖNEREK NAMAZ KILIN DİYE BİR EMİR GÖREMEZSİNİZ. Peki, bu ayette ne anlatılıyor, artık yüzünüzü Mescidi harama dönün derken ne kast ediliyor? Gelin şimdide onu anlamaya çalışalım.

Peygamberimiz bildiğiniz gibi ÜMMİYDİ, yani hiçbir Ehli kitaba tabi değildi, ama gerçeklerin arayışı içindeydi. Yoldan çıkmış Kitap ehline bakarak, Allah ın böyle bir dini olamaz diye, sürekli yüzünü gökyüzüne çevirip, Allah a dua ettiğini anlıyoruz ayetten. Allah, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz derken, burada kıble kelimesi EN DOĞRU YOL ANLAMINDA, yani seni memnun olacağın bir inanca yönlendiriyoruz diyor. ARTIK YÜZÜNÜ MESCİDİ HARAM A DOĞRU ÇEVİR DERKEN, LÜTFEN DİKKAT BURADA NAMAZ KILARKEN DEMİYOR, İMAN VE İNANÇ ADINA YÜZÜNÜ İBRAHİM İ DİNİN MERKEZİ VE SEMBOLÜ OLAN MESCİDİ HARAM A YANİ İSLAM A DÖN DİYOR. Devamında da Allah bizleri kast ederek, sizlerde hangi inancın takipçisi olursa olun, hepiniz İbrahim in arı, duru dinine İSLAM A yüzlerinizi çevirin diyor.

BAKIN NAMAZDAN/SALÂTTAN BAHSEDİLİYOR MU? BAZI MEALLERDE, SANKİ HÂŞÂ ALLAH SÖYLEMEYİ UNUTMUŞÇASINA, PARANTEZ İÇİNDE NAMAZ KILARKEN DÖNÜN, DİYE İLAVE EDİYORLAR. Ayetin sonunda kitap ehlinin, elçilerine gönderdiği gerçekleri çok iyi bilirler diyor. Yani kitap ehli İbrahim in inancını çok iyi bilir diyor. Bakın Burada namazlarınızda, daha önce Mescidi Aksaya dönüyordunuz, artık bu ayetle Mescidi Harama dönerek namazlarınızı kılın emri var mı? Kesinlikle yok, Kur’an ın hiçbir ayetinde de göremezsiniz, ama Kur’an ın hiç bahsetmediği rivayetlere inanmakta bir sakınca görmüyoruz. Hurafe ve batıl inançlar, işte böyle ayetlere ilave edilmeye çalışılıyor.

Allah namaz kılarken, bizlerin Kur’an da herhangi yöne dönerek, namaz kılmamızı asla istememiştir. Allah daha önce verdiği emri değiştirmiş olsaydı, bunu bizlere açıklar ve izah ederdi. Rivayetlerde, peygamberimizin, ehli kitabın namaz kılarken döndüğü bölgeye dönmek istemediği ve Allah ın elçisinin isteği doğrultusunda bunu değiştirdiği anlatılır. Buna nasıl inanırız, anlamak mümkün değil. Kur’an Bakara suresi 115. ayette bakın ne söyler bizlere. “DOĞU DA BATI DA ALLAH'INDIR, NEREYE DÖNERSENİZ ALLAH'IN YÖNÜ ORASIDIR. “

Gelelim Mescidi Aksa konusuna. İsra suresi 1. ayet örnek gösterilerek, bu ayetin devamında Peygamberimiz KÜDÜS ten MİRACA çıkmıştır diye inanılır. Her ne hikmetse bahsettikleri ayet Kur’an da geçiyor da, neden devamı yani MİRAÇ Kur’an da geçmiyor diye, hiç kimse sorma gereği duymuyor. Allah Kur’an ın sınırlarını aşmayın, kâfirlerden olursunuz demesine rağmen, nedense Allah ın uyarısını hiç dikkate almıyoruz ve Kur’an ın özüne tamamen ters düşen MİRAÇ konusunu, sorgulamadan kabul edip iman ediyoruz. İsra suresi 1. ayeti yazalım, üzerinde birlikte düşünelim.

İsra 1: Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece MESCİD-İ HARAM’DAN ÇEVRESİNİ BEREKETLENDİRDİĞİMİZ MESCİD-İ AKSA’YA GÖTÜREN Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (Diyanet meali)

Bu ayet örnek gösterilip, Allah ın elçisinin buradan sonra, MİRACA çıktığı rivayet edilir. Tabi Kur’an da asla geçmez, tek bir örneği dahi verilmez. Ama bizlerin rivayetlere karşı coşkun sevgimizden olsa gerek, buna inanmışız. Tabi söylenenleri sorgulamadan. İLGİNÇTİR, BUGÜN KUDÜSTE Kİ, MESCİD-İ AKSA ADIYLA GEÇEN MESCİDİN, KUR’AN DA GEÇEN MESCİT OLDUĞUNA İNANILIR. BUNUN OLMASININ MÜMKÜN OLMADIĞINI, KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMAYLA ANLAYABİLİRSİNİZ. BU MESCİT PEYGAMBERİMİZİN VEFATINDAN, YILLAR SONRA YAPILMIŞ, ÖZELLİKLE KUR’AN DA GEÇEN İSİM MAKSATLI OLARAK VERİLMİŞTİR.

AYETTE GEÇEN MESCİD-İ AKSA, BİR YERİN, MESCİDİN İSMİ DEĞİLDİR. BU KELİMENİN ANLAMI EN UZAK MESCİT ANLAMINDADIR, KESİNLİKLE HERHANGİ BİR YERDEN BAHSEDİLMEMEKTEDİR. Bahsetmiş olsaydı, bizler herhalde bu yeri de Kutsallaştırır, kim bilir neler yapardık, gerçi bahsetmediği halde yapıyoruz da. Ayette Allah elçisini, Mescidi Haram dan, yani İslam ın, İbrahimi dinin merkezi kabul edilen yerden, bereketli topraklardan geçerek, EN UZAK MESCİDE KADAR GÖTÜRMÜŞTÜR. Bunun nereleri kapsadığını, detayını Allah Kur’an da, asla bildirmemiştir.  Elbette bunun sebebi de vardır, Allah bilir bizler bilemeyiz. Belki bizler bu yerlerin neresi olduğuna dair, tahminde bulunabiliriz ama bunun bizlere bir getirisi, faydası yoktur. Olsaydı Allah bu konuda da detaylı bilgi verirdi. Önemli olan Allah elçisini, bahsettiği bölgeleri gezdirip, onun bazı gerçeklerle yüzleşmesini, dersler almasını sağlamıştır. Bu gezdirmenin, götürmenin nasıl olduğunu da tam bilemiyoruz.

BURADAN DA ANLIYORUZ Kİ, KUDÜS BİZLERİN İNANCIMIZ ADINA KUTSAL BİR MEKÂNIMIZ DEĞİLDİR. AMA KUDÜS BUGÜN, MÜSLÜMANLARIN EZA VE CEFA GÖRDÜĞÜ, ADETA MÜSLÜMANLARIN YOK EDİLMEYE ÇALIŞILDIĞI, YAHUDİLERİN İŞKALİNDE BİR YERDİR. Yahudiler bu bölgeyi, yalnız biz Müslümanlar için değil, Hıristiyanlar içinde önemli bir bölge yapmayı başarmışlardır. Hıristiyanlar için adeta burası Hac bölgesidir. Hz. İsa nın,  bu şehirde çarmıha gerildiğine inanırlar. Çok daha ilginci Yahudiler, Hıristiyanlar arasında, özellikle Amerika da, Evanjelist mezhebinin kurulmasını sağlayarak, bu mezhep inananlarının da, devletin yönetim kadrosuna gelmesini sağlayıp, bakın nelere inandırmışlar.

“ YAHUDİLER, ALLAH IN VAAT ETTİĞİ KUTSAL TOPRAKLARA YERLEŞTİRİLMEDİĞİ SÜRECE, İSA MESİH DÜNYAYA GELMEYECEKTİR.”

Yahudiler yalnız bizim inançlarımıza değil, Hıristiyan inançlarına da işte böyle girmişler ve onları böyle yönetiyorlar. Amerika nın, Yahudilere devlet kurmalarının ve onları savunmalarının tek nedeni, bu düşünceye inanmalarından kaynaklanıyor. Allah ile aldatmak, demek ki her inancın başına bela.

Yahudiler, diğer Ehlikitabın içine soktukları yanlış bilgilerle, kendi topraklarının kutsallığını sağlamış VE ADETA İŞKÂL ETTİĞİ TOPRAKLARI, BAŞKALARININ KORUMASINI, DEĞER VERMESİNİ SAĞLAMIŞLARDIR. Bizlerde KUDÜS Ü din adına öyle kutsallaştırdık ki, bazı Hac turları önce Kudüs ü ziyaret ediyor, daha sonra Mekke ye geçiyorlar. Allah bizlere akıl fikir versin. ORAYA GİTTİĞİMİZDE, YAHUDİLERE KAZANDIRDIĞIMIZ PARAYI BİR DÜŞÜNÜN. BU KAZANDIRDIĞIMIZ PARALAR, MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZE KARŞI MERMİ, SİLAH OLARAK GERİ DÖNÜYOR.

Değerli din kardeşlerim, bizlerin inancına girmiş batıl ve hurafe inançlarımızı, lütfen Kur’an süzgecinden geçirelim. Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyorsa, Kur’an ın sınırlarını aşan, onun bahsetmediği, hiçbir bilginin lütfen ardı sıra gitmeyelim ve inanmayalım. İnanın çok pişman oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
5
CUMA HUTBELERİ / Güneşin Doğduğu En Hayırlı Gün Hiç Şüphesiz Cuma Günüdür
« Son İleti Gönderen: Avon Aralık 01, 2017, 01:21:41 ÖS »
İslam’ın şeâirinden olan Cuma namazını eda etmek üzere bu kutlu mabette bir araya gelen aziz kardeşlerim! Cumanız mübarek, gününüz hayırlı olsun!

Yine böyle bir Cuma günüydü. Peygamber Efendimiz (s.a.s), günlerce süren meşakkatli hicret yolculuğunda nihayet Medine’ye yaklaşmıştı. Medine’nin yakınında bulunan “Rânûn┠denen yere ulaştığında öğle vakti girmişti. Rahmet Elçisi, coşkuyla kendisini karşılamaya gelen kalabalığa hutbe irad etti ve ilk Cuma namazını kıldırdı. Bu hutbede Peygamberimiz (s.a.s), ashabı nezdinde hepimize şöyle buyurdu: “Kendiniz gitmeden önce âhirete salih ameller gönderiniz.

Allah’a yemin olsun ki, her biriniz dünyaya veda edeceksiniz. Sonra Allah, ‘Resûlüm sana dinimi tebliğ etmedi mi? Sana mal vermedim mi? İmkan bahşetmedim mi? Dünyadayken ahiretin için ne hazırladın?’ diye soracak… Öyleyse herkes gücü nispetinde kendini cehennem ateşinden korusun. Yarım bir hurmayı infakla ya da güzel bir sözle dahi olsa bunu yapsın.”

Kardeşlerim!
Bugün Cuma. Bugün haftalık bayram günümüz. Bizler, her Cuma büyük bir sevinç yaşarız. Tarifi imkansız bir coşku ve heyecanın tadına varırız. Zira Cuma, haftalık dirilişimize, hayata yeniden tutunmamıza vesile olan müstesna bir gündür. Cuma, hayatın türlü hengâmesinde bunalan ruhlarımızın sükunete kavuştuğu gündür. Türlü zorluklar içinde bitap düşen gönüllerimizin durulup kendini bulduğu kıymetli bir zaman dilimidir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunduğunda namaz için koşun ve alışverişle meşguliyeti bırakın. Bilesiniz ki bu, sizin için daha hayırlıdır.”  buyurmuştur. Bu yönüyle Cuma, gündelik meşgalelerden, her türlü dünyevi kaygıdan sıyrılarak Yüce Allah’ın huzuruna duruşumuzun adıdır. Nasıl ki günde beş vakit namazımızda Rabbimize olan teslimiyet ve sadakatimizi gösteriyorsak Cuma namazında da bu kararlılığımızı perçinleriz. Her Cuma kulluk ahdimizi yenileriz.
Hafta boyunca yaptığımız ibadet ve iyiliklerimizi bu buluşmada Rabbimize adeta yeniden arz ederiz.

Aziz Kardeşlerim!
Bizim için bir muhasebe zamanıdır Cuma. Gidişatımızı yeniden gözden geçirme, bilerek ya da bilmeyerek yüklendiğimiz günahlardan arınma anıdır. Cuma, duaların geri çevrilmeyeceği bilinciyle Allah’a yakarışın, O’nun engin rahmeti ve merhametine sığınmanın tam da vaktidir.       

Birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve muhabbetimizi gür bir sedayla haykırdığımız gündür Cuma. Bizler, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle Cuma namazında aynı inançla, aynı niyetle, aynı ideallerle camilerimizde toplanırız. Peygamber makamı bu minberlerden yankılanan hutbeleri can kulağıyla dinleriz. Sevincimizle hüznümüzle yeniden kaynaşırız. Hep birlikte Allah’a kul olmanın, kardeş olmanın, paylaşmanın, dayanışmanın hazzını iliklerimize kadar yaşarız.

Aziz Müminler!
Peygamberimiz (s.a.s)’in ifadesiyle güneşin doğduğu en hayırlı gündür Cuma.  Bu yüzdendir ki Cuma, Yüce Dinimiz İslam’ın sembollerinden biridir. Cuma rahmettir. Cuma berekettir. Cuma huzurdur. Şu kadar var ki; inancımızda her bir saniyemiz, her bir günümüz değerlidir. Çünkü zamanı yaratan da, bizlere emanet olarak lütfeden de Yüce Rabbimizdir. Ve Allah katında zamana ne atfedildiğinden, günlerin nasıl isimlendirildiğinden daha önemlisi vaktin nasıl değerlendirildiğidir. Her bir nefesimizi Rabbimizin rızası doğrultusunda tüketip tüketmediğimizdir. Kısacık ömür sermayemizi ebedi bir kazanca dönüştürüp dönüştüremediğimizdir.

Kıymetli Kardeşlerim!
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “Kara Cuma” ifadesi, müminler olarak hepimizi rahatsız etti. Zira bizim inancımızda bütün günler Allah’ındır. Her günün sabahı, aydınlık bir geleceğe uyanıştır. Bir inancın sembolünü hedef alan ve mensuplarını yok sayan böylesi saygısız ifade ve yaklaşımların bizim geleneğimizde yeri yoktur. Bir dinin kutsalının çılgınca ve sınırsızca bir tüketim anlayışına alet edilmesi asla kabul edilemez bir durumdur.

Kardeşlerim!
Zihinlerde olumsuz bir algı oluşmasına sebep olacak bu tür gayretler karşısında müminler olarak bizlere düşen, dinimize ve değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Bugün insanlığa karşı en önemli görevimiz, Yüce Dinimiz İslam’ı, hidayet rehberimiz Kur’an’ı, Âlemlere Rahmet Peygamberimizi en iyi şekilde temsil etmektir, doğru tanıtmaktır. Unutmayalım ki biz bu uğurda gayret ettiğimiz müddetçe Allah’ın yardımı da bizimle beraber olacaktır.
6
Bir yazıma cevap veren arkadaşımız, yazımı tenkit edip, kendi düşüncesini anlatmak adına öyle şeyler yazmış ki, bunu sizlerle paylaşmamın çok önemli olduğunu düşündüm. Arkadaşımız Bakara 284. ayette geçen bir cümleyi yazmış, bu sözleri nasıl anlamalıyız, ayet ne anlatıyor diye bana sormuştu, ayeti önce yazalım, daha sonra konuşmaya devam edelim.

Bakara 284: Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR ve sonra O, İSTEDİĞİNİ AFFEDECEK, İSTEDİĞİNİ CEZALANDIRACAKTIR. Zira Allah her şeye gücü yetendir. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bana soru soran arkadaşımız, Allah bu ayette, “İÇİNİZDEKİLERİ AÇIĞA VURSANIZ DA GİZLESENİZ DE, ALLAH ONDAN DOLAYI SİZİ HESABA ÇEKECEKTİR” cümlesinde, Allah bizim içimizden geçirdiğimiz kötü şeylerden dolayı da mı cezalandıracak, şeklinde soru sormuştu, bende elimden geldiğince, Kur’an ın diğer ayetlerinden faydalanarak, örnekler verip bu ayette bundan bahsedilmediğini anlatmaya çalıştım. Konu açılmışken, Allah bu sözleriyle bizlere ne anlatmaya çalışıyor, isterseniz konuya girmeden önce, kısaca bahsedelim.

Önce şunu söylemeliyim, Allah ayetinde içinizden geçirdiklerinizden, yani gizlediklerinizden dolayı sizi hesaba çeker sözü, içinizden geçirdiğiniz kötü şeylerden dolayı sizi cezalandırır anlamında değildir. Lütfen dikkat edelim, ALLAH İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZDEN, SİZLERİ SORUMLU TUTAR DEMİYOR. Hesaba çekmek sorgulamaktır. Sorgunun sonunda ceza verilir, tabi suçlu bulunulursa, kötü düşünce fiiliyata geçmişse. Ayetin sonunda da onu açıklıyor ve ne diyor? Allah istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır. Yani önce sorgu, daha sonra suç varsa işlenmişse, herhangi bir kişiye zarar verilmişse, ceza verilecektir.

Allah bu sözleriyle bizlerin dikkatini çekiyor, uyarıyor ve diyor ki, “BEN SİZİN İÇİNİZDEN GEÇİRDİKLERİNİZİDE BİLİRİM, ONA GÖRE DAVRANIN.” Bu uyarıyı yapmaktan maksat, kendinize gelin, sinirlerinize hâkim olun ve kafanızda kötü şeyler planlamayın, böyle düşünceler geldiğinde, hemen Allah a sığının. Çünkü o planların daha sonra esiri olursunuz ve ŞEYTANIN VESVESESİYLE O DÜŞÜNCELERİ HAYATA GEÇİREBİLİRSİNİZ. İşte Allah bu sözlerle bunu engellemeye çalışıyor. İÇİNİZDEN GEÇENİ BİLİRİM DİYEREK, KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN ALLAH KULLARINI UZAKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR.  Bakın Allah ayetinde ne diyor.

Araf 200: EĞER ŞEYTANDAN BİR KIŞKIRTMA SENİ DÜRTERSE, HEMEN ALLAH’A SIĞIN. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Diyanet meali)

Elbette Allah, yalnız düşüncede kalan, fiiliyata geçmemiş, kötü niyetli düşüncelerimizden, fikirlerimizden dolayı bizleri cezalandırmaz. Cezalandıracağım demiyor, ama uyarıyor dikkatli olmamızı istiyor.  Bu konuyu, Kur’an ın diğer ayetlerine de müracaat ederek, daha iyi anlamaya çalışalım. Çünkü Kur’an kendisini anlatan, açıklayan eşi benzeri olmayan bir NURDUR, IŞIKTIR.

Allah yarattığı kullarının, hangi vasıflara sahip olduğunu anlatırken Kur’an da, şunları söyler. KULLARIM TARTIŞMAYA MEYİLLİDİR, ACELECİ TABİATTA, ZAYIF NEFİSTE YARATILMIŞTIR. Bu özelliklerinin üstünden gelmesi içinde Allah, kullarıma akıl verdim ki, bu zayıflıklarının üstesinden gelsin diye bilgi verir. Bu vasıfları taşıyan bir insan, elbette ilk önce sinirle kötü şeyler düşünebilir, bunu yapması çok da normaldir. Ama aklını kullandığında, düşündüklerini hayata geçirdiğinde, ALLAH A SIĞINDIĞINDA olacakları hesaplayıp, düşüncelerini uygulamaktan vazgeçer. Günümüz hayatımızda da, kanunlarımız öyle değil midir? İşlenmek istenen suç, yalnız düşüncede kaldıysa, fiiliyata geçmediyse suç sayılmaz. Sizlere hatırlatacağım ayetler üzerinde lütfen düşünün.

Nisa 123: İş, ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. KÖTÜLÜK YAPAN, ONUNLA CEZALANDIRILIR ve kendisine Allah'tan başka ne dost ne de yardımcı bulur. (Bayraktar Bayraklı meali)

İbrahim 51: Allah herkese KAZANDIĞININ KARŞILIĞINI VERMEK İÇİN ONLARI DİRİLTECEKTİR. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.  (Bayraktar Bayraklı meali)

Nerml 90: KÖTÜLÜK YAPANLAR, YÜZÜSTÜ ATEŞE ATILIRLAR. “YAPTIKLARINIZDAN BAŞKA BİR ŞEYLE Mİ CEZALANDIRILIYORSUNUZ?” denir.(Bayraktar Bayraklı meali)

Saffat 39: SİZE, SADECE YAPTIKLARINIZIN KARŞILIĞI VERİLECEKTİR. (Bayraktar Bayraklı meali)

Enam 160: Kim Allah'ın huzuruna bir güzellik getirirse ona, getirdiğinin on katı vardır. KİM DE KÖTÜLÜK GETİRİRSE, O SADECE GETİRDİĞİNİN DENGİ İLE CEZALANDIRILIR. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Bayraktar Bayraklı meali)

Bu ayetler, her şeyi açıklıyor. Bizler bu dünyada imtihandan geçiyoruz, ne yaptıysak onun karşılığını göreceğiz. Bizzat yapmadığımız, düşüncede kalmış hiçbir şeyden bizleri Allah cezalandırmaz. BU İMTİHAN OLMANIN KURALLARINA, KUR’AN IN ADALET ANLAYIŞINA DA TERS DÜŞER. Allah bizlerin sadece yaptıklarımızın karşılığının verileceğini söylüyorsa, bunun tersi olan hiç bir düşünceyi, Allah a nispet etmeyelim, hata yaparız. 

Allah ne diyordu Kur’an için. “YEMİN OLSUN Kİ, BU KİTABI SİZLER İÇİN KOLAYLAŞTIRDIM.” Sırf bu hüküm bile, aklımızdan geçirdiğimiz, ama hayata geçmeyen, kötü bir şeyden bizleri Allah ın sorumlu tutmayacağına açık kanıttır. Gelelim arkadaşımızın bu ayet ile ilgili, bana söylediği sözlere.

Aslında bu arkadaşımızın amacının, benden bilgi almak olmadığını, düşüncelerimin yanlış olduğunu bana anlatmaya çalıştığını, bana verdiği cevaptan anladım. Bana öyle bir cevap verip, ayetle ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, doğrusu yaşanan İslam ın ne boyutta olduğuna çok güzel bir örnekti. Sizlere verdiği cevabı, ibret olması adına paylaşmak istiyorum.

“Bu ayet nesh olmuş, yani hükmü ortadan kaldırılmıştır. ÖNCEKİ ÜMMETLER, İÇİNDEN GEÇİRDİKLERİ ŞEYLERDEN DOLAYI, ALLAH İNDİNDE MESUL İDİLER. Fakat bu ayet, bu ümmet için de inince, Sahabe Resulullaha giderek. BİZ NAMAZ KILIYORUZ, ORUÇ TUTUYORUZ, FAKA BU AYET BİZE AĞIR GELDİ DEDİLER.”

“ALLAH(CC) O AYETİN HÜKMÜNÜ KALDIRIP, ONUN YERİNE, BAKARA 286. SİZİN NEFSİNİZİN YÜKLENEMEYECEĞİ ŞEYİ SİZE YÜKLEMEYİZ, MEALİNDEKİ AYETİ İNDİRDİ.”

“Ayetlerin nüzul sebebini anlamadan, bir insan tefsir yazarsa, kendi kafasına göre yorum yapmak zorunda kalır. Dolayısıyla her tefsir yazanın kafasına göre bir din çıkar ortaya. Birçok ayetin nüzul sebebi Resulullah ve sahabenin yaşantısıdır. NÜZUL SEBEPLERİNİN BİLGİLERİ DE BİZE HADİSLER VE SAĞLAM RİVAYETLERLE GELMİŞTİR.”

Ne yazık ki emin olmadığımız bilgilerin ardına düşersek, işte böyle Allah ın ayetlerinin hükmü birer birer ortadan kalkar, bizlerde bu yanlış bilgilere inanmış olarak huzura gideriz. Nüzul sebeplerinin bilgileri, bizlere hadisler ve sağlam rivayetlerle ulaştığını da, gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorlar. Rivayet adı üstünde, emin olamayacağımız bilgi demektir. Bu bilgilere göre imanımıza nasıl yön veririz. Allah ın uyarılarını unuttuk mu? Emin olamayacağın bilginin ardına düşme, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, diye uyaran Allah ın uyarılarını dinlemeyip, böyle rivayetlerin ardına düşersek, sonucuna da katlanmasını bilmeliyiz. Allah ın muhkem yani apaçık ayetlerini, bizler tefsir yapamayız, bunu zaten Allah yapmış. Tefsir anlaşılmayan konulara, kapalı olan sözler için yapılır. Tefsir, söylenen söz hakkında kişinin yorumudur yani kendi düşüncesi ve kendi anladığıdır. Bu çok riskli ve tehlikelidir. Hâşâ Allah ın açıklayamadığını anlatan, açıklayan tefsir yapanlar mı var aramızda.

Düşünebiliyor musunuz, bunu söyleyip inandığımızda, ilk önce Allah ın adaletini sorgulamış oluyoruz. Hatta daha önceki kullarına Allah, hayata geçmemiş ama aklından geçmiş kötü düşüncelere bile ceza verdiğini, kullarını mesul tuttuğunu kabul etmiş oluyoruz ki, bu adaletsizliği Allah a nispet etmek bile, günahların en büyüğüdür.

Daha da kötüsü, Allah geleceği bildiğini Kur’an da söylemesine rağmen, gelecekte olacakları hesaplayamayan konuma Allah ı getirip kullarının, bizler bu ayetin hükmünü kaldıramayız itirazlarının sonunda, elçisinin de isteğiyle Allah hükmünden vazgeçip, başka bir ayet indirmiş olduğunu nasıl söyleriz ve buna inanırız. Bu ne büyük saygısızlık ve gaflet. Böyle düşüncedeki insanları, Allah ıslah etsin desem de çok zor.

Şöyle bir örnek verelim. Biz bir kişi hakkında, kafamızdan kötü bir insan olduğu konusunda düşünceler geçiriyoruz. Bu insan şöyle kötü, böyle kötü şeyler yapıyor diye yorumlar yapıyoruz kendi nefsimizce içimizden. Öyle bir zaman geliyor ki, bu kişiyle yakından tanıştığımızda ve onu iyice tanıdığımızda, kötü bir insan olmadığını anlıyoruz ve bu kişi ile ilgili kafamızdaki tüm kötü düşünceler siliniyor. Sizce daha önceki kötü düşüncelerimizden dolayı, Allah bizleri cezalandırır mı? O kişiye bu düşüncelerimizle zarar vermediysek, sırf düşüncelerimizden dolayı Allah ın ceza vermesi, Kur’an ın adalet anlayışına asla uymaz. Yemin olsun ki, bu kitabı sizler için kolaylaştırdık hükümlerine de ters düşer.

Lütfen unutmayalım, bizlerin ayetleri doğru anlamamız için, tüm ayetlerin nüzul sebebini bilmemiz gerekseydi, onu da Allah Kur’an da bizlere söylerdi. Eğer Allah tüm ayetlerin nüzul sebebinden bizlere bahsetmiş olsaydı, ayetleri yalnız o döneme ya da olaya has kılma, o döneme hapsetme yanlışını yapabilirdik. Bugün bu yanlış ne yazık ki, buna inananlar tarafından yapılıyor. Elbette bazı ayetlerde, nüzul sebebi açıklanmıştır Kur’an da. Sanki Kur’an eksik bilgi vermiş gibi, açıklanmayanların arayışına lütfen girmeyelim, yanlış bilgiler inancımızı zehirler ve bizleri yanlışa yönlendirir. Hesap günüde, pişman olanların safında buluruz kendimizi.

Aslında söyleyecek çok şeyler var, ama bizler Kur’an dan öyle uzaklaştık ki, yolumuzun nereye bizleri götürdüğünün, inanın farkında bile değiliz. Farkında olanlardan olmak istiyorsak, gelin rivayetlerin, sanı bilgilerin değil, en güvenilir Allah ın sözlerine, kitabına sarılalım. O BİZLERİ EN GÜVENLİ LİMANA ULAŞTIRACAKTIR. Allah cümlemizi, huzuru mahşerde güveli limana ulaşan, Allah ın azınlık, halis kulları arasında olmayı, bizlere nasip etsin inşallah.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

KUR’AN DA NESİH VAR MIDIR?

https://www.youtube.com/watch?v=GmCdxL_2d_Q


https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/

7
CUMA HUTBELERİ / Salat ve Selam Senin Üzerine Olsun Ey Allah’ın Resulü!
« Son İleti Gönderen: Avon Kasım 24, 2017, 01:19:49 ÖS »
MEVLİD-İ NEBİ

Salât ve Selâm Senin Üzerine Olsun Ey Allah’ın Resûlü! Salât ve Selâm Senin Üzerine Olsun Ey Allah’ın Habibi! Salât ve Selâm Senin Üzerine Olsun Ey Âlemlere Rahmet Nebi!

Kardeşlerim!
Önümüzdeki Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece hep birlikte Mevlid-i Nebi’yi idrak edeceğiz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa (s.a.s) Efendimizin dünyayı teşriflerini bir kez daha coşkuyla kutlayacağız. Geceniz şimdiden mübarek olsun. Yüce Rabbimiz, Resûl-i Ekrem Efendimize duyduğumuz derin hürmet ve muhabbetimizi hiçbir zaman eksik etmesin. Bizleri onun yolundan, sünnet-i seniyyesinden bir an olsun ayırmasın.

Aziz Müminler!
Ümmeti olma bahtiyarlığına erdiğimiz Resûlullah Efendimiz, insanlığa sorumluluk ve görevlerini yeniden hatırlatan son peygamberdir. O bizlere; hayata ve ölüme, maziye ve istikbale dair mümince bir bakışı öğretmiştir. Teslimiyet ve sadakati, hak ve hakikati, insaf ve vicdanı, adalet ve fazileti, sabır ve hoşgörüyü bizzat yaşayarak göstermiştir.

Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in ümmeti olarak bizlere düşen ilk vazife, onu doğru tanıyıp doğru anlamaktır. Onu doğru tanıyıp doğru anlamak ise öncelikle yaratılışın gaye ve hikmetini, insanî ve ahlâkî değerleri, onun hayat anlayışını, şefkat ve merhamet yüklü bakışını anlamaktan geçer. Peygamberimizi doğru tanımak, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlamaya vesile olacaktır. Zira Yüce Kitabımız, Peygamberimizle yaşanan bir hayata dönüşmüştür.

Kıymetli Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, “Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çokça zikreden kimseler için güzel örnekler vardır.”  buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.s) de kendisinin rahmet ve tövbe peygamberi olduğunu belirtmiştir. 

Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerif bizlere göstermektedir ki; Peygamberimizi doğru anlamakla birlikte bizlere düşen asıl vazife, onun bizlere yaşayarak öğrettiği Kur’an-ı Kerim’i hayatımıza doğru yansıtmaktır. Peygamber Efendimizin örnekliğini, güzel ahlakını kendimize şiar edinmektir. Onun gibi örnek bir mümin, iyi bir insan olmak için gayret göstermektir. Onun gibi sadakatli bir eş, hayırlı bir evlat, şefkatli bir dede, merhametli bir baba olmaya çalışmaktır. Onun gibi emin bir komşu, candan bir kardeş, vefalı bir akraba olarak tanınmaktır.   
 
Aziz Kardeşlerim!
Bugün insanlık, Peygamberimiz (s.a.s)’in güzel ahlakına, eşsiz örnekliğine her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Zira insanlık, huzursuzluk girdabında, zulüm ve haksızlıkların karanlığında savrulmaktadır. Resûlullah Efendimizin idealleri, varlık ve insan tasavvuru tam olarak kavranamadığı için özellikle İslam coğrafyasında terör, şiddet, savaş ve vahşet kol gezmektedir. Peygamberimizin öldürmeyi değil yaşatmayı esas alan anlayışı bir kenara bırakıldığı için İslam diyarlarında her gün nice insan acımasızca katledilmektedir.

Kardeşlerim!
Bugün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e karşı yapılabilecek en büyük ihanet, onun mübarek adının bir takım karanlık düşüncelere alet edilmeye çalışılmasıdır. İnsanlığa takdim ettiği yüce değerler kullanılarak güç ve çıkar devşirilmesidir. Mümin gönüllerdeki tertemiz peygamber sevgisi ve muhabbetinin hayasızca istismar edilmesidir. Unutulmamalıdır ki;  Peygamberimizin sünneti ve sireti, örnek hayatı, bizlere miras bıraktığı yüce değerler, müminler olarak hepimize emanettir. Rabbimiz, bizleri bu emanetlere sahip çıkan emin kullarından eylesin.

Aziz Müminler!
Bugün yavrularımızı kendilerine emanet ettiğimiz, nesillerimizin yetişmesinde büyük emekleri olan öğretmenlerimizin günüdür. Değerli öğretmenlerimizin gününü kutlarken aynı zamanda yarın da “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü” olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu günler vesilesiyle Peygamberimizin ilme, alime ve kadına verdiği değeri asla unutmamalıyız.

Üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımızı ihmal etmemeliyiz.
Hutbemi istiklal şairimizin Peygamberimize yönelik şu dizeleriyle bitirmek istiyorum: 

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep,
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi,
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet,
Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!
8
Geçtiğimiz yıllarda fırıncılık ve pastacılık okulunu açarak Türkiye'de bir ilke imza atan İSMEK burada eğitim veren öğretmenlerin daha donanımlı olmaları için çalışmalarına devam ediyor. Son olarak İtalyan Şef Martin Gregori tarafından gerçekleştirilen seminerde dondurma yapımının teknikleri anlatıldı. 2 Gün süren seminerde Gregori 30 yıllık tecrübesini öğretmenlerimizle paylaştı.



Profesyoneller için düzenlenen ve kariyerini dondurma üzerine kurmuş veya kuracak şefler yetiştirilmesi hedeflenen Gelato Semineri’nde; ekipmanların doğru kullanılması, mutfak kullanımı ve hijyen konusunda sektörle ilgili detaylı bilgi aktarımı gerçekleştirildi. Kariyer hedeflerini belirlemiş dondurma şef adaylarına ve dondurma ile ilgili işyeri açmak isteyen girişimcilere akademik eğitimin verildiği seminer ile İSMEK öğretmenleri, pastacılık alanında kullanabilecekleri dondurma ile ilgili çok önemli bir eğitim almış oldu.


İSMEK fırıncılık ve pastacılık okulu ile ilgili daha fazla bilgi, eğitimi verilen dallar yanı sıra kurslara katılmak için aşağıda yer alan bağlantıya tıklayınız.
http://www.ismekkurs.com/ismek-firincilik-ve-pastacilik-okulu
9
DİNİ GENEL KONULAR / Enbiya Suresi 10, Şura 52, Ankebut 47. Ayetlere Kulak Verelim.
« Son İleti Gönderen: halukgta Kasım 19, 2017, 11:32:57 ÖÖ »
Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim bazı ayetler var. Lütfen bu ayetler üzerinde dikkatle düşünelim. Bizlere öğretilenleri bir kenara koyalım, bakalım Allah bu ayetlerinde bizleri nasıl uyarıyor ve hangi bilgileri veriyor ki, dini kullananların, saptıranların elinde hiçbir dayanakları olmasın.

Enbiya 10: Andolsun, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Diyanet meali)

Bakın Allah çok açık ve net bir bilgi veriyor bizlere ve ne diyor.

“SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, SİZİN BÜTÜN ŞEREF VE ŞANINIZ ONDADIR.”

Allah bizler için Kur’an ın yeteceğini, hatta hayatımızın özünün, yaşam rehberinin, şan ve şerefimizin yolunun yalnız Kur’an dan geçtiğini, asla bunun dışına çıkmamamız gerektiğini söylüyor. Siz bu uyarıyı aldıktan sonra, KUR’AN BENİM AMELİ İBADETLERİMİ GEREKTİĞİ GİBİ AÇIKLAMAMIŞ, BEN BU BİLGİLERİ KUR’AN DIŞINDAN GELEN SÖZLÜ BİLGİLERDEN HADİSLERDEN ÖĞRENİYORUM, DEMEMİZ NORMAL Mİ? Hani şan ve şerefimiz yalnız Kur’an daydı. Hani yalnız Kur’an ın ipine sarılacaktık. Hani Kur’an dan sorumluyduk. Hani biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık diyordu Allah. Yoksa bu uyarılara kulak mı tıkadık, atalarımızın inançlarını yaşamak adına?

Tüm bunlar normal diyorsanız, Allah ın bu ayetine iman etmiyor, kendinize Kur’an ın yanında kitaplar, rehberler ediniyorsunuz demektir. Allah sizin bütün şan ve şerefiniz için her şey Kur’an da var diyecek, bizler adeta inatla, beşeri FIKIH inancının öğretisini Kur’an da göremediğimizde, bakın her şey yokmuş, demek ki Kur’an, iman adına her şeyi yazmıyormuş diyeceğiz öylemi? Bunu söylediğimizde ve inandığımızda, sonucuna da katlanacağımızı unutmayalım.

Değerli din kardeşlerim. Bizlerin asla unutmaması gereken bir konu var, oda Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşudur. BU KONU İSLAM TOPLUMUNDA ADETA GİZLENİYOR. Kur’an ın ÜMMİ kelimesine, ÜMMİ toplumuna verdiği anlamı, eğer bizler doğru anlayabilirsek, bugün peygamberimiz adına uydurulan tüm iftiraların, sözlerin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktır.

Peygamberimiz ÜMMİYDİ yani ne Yahudi’ydi nede Hıristiyan toplumuna tabiydi. Söyledikleri gibi ümmi okuma yazma bilmeyen anlamında değildir. Allah ın elçisi, Hiçbir ehli kitaba tabi değildi ama doğruların arayışındaydı. Onun içindir ki, ALLAH IN RESULÜNÜN DİNİ KONULARDA HİÇBİR BİLGİSİ YOKTU. Hatırlayınız Allah bu konuya açıklık getirmek için, ne diyordu elçisine hitaben.

“SEN KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN. FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.” (Şura 52)

Bakın Allah ın resulü, elçi olmadan önce, hiçbir inanca tabi değilmiş. Ayette de açıkça sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin diyor. Bu bilgiyi Allah bizlere neden bildiriyor, bunun maksadını mutlaka anlamalıyız. Eğer anlamadan üstünü örtersek, bu konuda Allah ın bizlere anlatmaya çalıştığı çok önemli gerçekleri anlayamayız. Çok daha dikkat çeken ise, ayetin devamında söylediklerini hatırlayalım.

“FAKAT BİZ KUR'ÂN'I, KULLARIMIZDAN DİLEDİĞİMİZİ DOĞRU YOLA İLETTİĞİMİZ BİR NUR YAPTIK.”

Demek ki peygamberimiz, doğru yolu, din adına her şeyi Kur’an dan öğrenmiş. Kur’an Allah ın doğru yoluna ileten, apaçık bir nurdur diyor ayet. Ama bizler bu gerçekleri görmezden gelip, Allah ın nurunu tamamlayan, hatta ibadetlerimizin detayı Kur’an da olmadığı için, onları açıklayan, izah eden bir konumuna getiriyoruz, Allah ın elçisini. Bu nasıl bir tezatlık, Allah ın elçisinin tek rehberi Kur’an ise, bizler nasıl Kur’an yetmez deriz. Allah verdiği emri neden açıklamasın, bunu da mı düşünemiyoruz? Açıklamadığı bir emirden nasıl hesap sorabileceğine inanıyoruz, bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nasıl büyük bir saygısızlık, bunun farkında bile değiliz.

Bu konuda bizlere referans olacak ve hurafelerden bizleri uzaklaştıracak, çok dikkat çekici bir ayeti sizlere hatırlatmak istiyorum.

Ankebut 47: Çünkü [ey Muhammed,] sen bu [vahyin gelmesi]nden önce HERHANGİ BİR İLAHÎ KELÂMI OKUMUŞ YA DA ONU KENDİ ELLERİNLE YAZMIŞ DEĞİLDİN; öyle olsaydı, [sana vahyetmiş olduğumuz] hakikati çürütmeye çalışanlar,  insanları [onun hakkında] KUŞKUYA SEVK EDEBİLİRLERDİ. (Muhammed Esed meali)

Bu ayetin bir ayet öncesinde de Allah, Kur’an ı peygamberimize indirdiğinden bahsediyor ve daha önceki vahiylere inanan ve inkârcılardan örnek veriyor. Bu ayette de aslında bizler için çok önemli bir bilgi veriyor, ÜMMİ konusuna açıklık getirmek adına.

Peygamberimizin konumu ile ilgili, daha önce Şura 52. ayette verdiği bilgiyi derinleştirmek, onaylamak adına, bakın ne diyor Yaradan. Sen, sana indirdiğimiz Kur’an dan önce, dini konularda hiçbir kitap okumamış ve bu kitaplarla ilgili dini konularda hiçbir bilgide yazmamıştın. Seni özellikle ÜMMİ toplumdan seçtik. Bunun nedeni, gerçeklere karşı çıkıp, Kur’an a iman etmek istemeyenler, bu durumunu kötüye kullanır, bu kitabı kendisi yazmış, daha öncede zaten buna benzer kitaplar yazıyordu demesinler diye, özellikle seni ÜMMİ toplumun içinden seçtik diyor. Ayetin son cümlesi zaten bunu açıklıyor.

Bunca açık ayetlerden sonra, Allah ın elçisinin ÜMMİ oluşu gerçeği üzerinde, dikkatle düşünelim ve diyelim ki; Madem Allah ın elçisi ÜMMİYDİ, yani Kur’an ın dışından hiçbir dini bilgisi yoktu, bu durumda peygamberimiz din adına Kur’an ayetlerinden başka hükümler koymuş olması mümkün değildir. Bunun mümkün olamayacağını ayetten anlıyoruz.

Allah o günkü topluma fırsat vermemek adına, elçisini ÜMMİ toplum arasından seçiyor ve sebebini de söylüyor. “KUR’AN I RESULÜM YAZMIŞ DİYEMESİNLER, ELLERİNDE BÖYLE BİR BAHANELERİ OLMASIN.” Bizlerde bu ayetten, kıssadan hisse alıp şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;

ALLAH ÖZELLİKLE ÜMMİ BİR ELÇİ GÖNDERMİŞ Kİ, DAHA ÖNCE ATALARININ İNANCININ ETKİSİNDE KALMADAN, ASLA DİNE İLAVELER YAPMADAN, ÜMMETİNE YALNIZ KUR’AN İLE HÜKMETSİN, YALNIZ KUR’AN I ANLATSIN.

Ben aldığım kıssadan hissemi, sizlerle paylaşmak istedim. En doğrusunu Allah bilir. Bizlere düşen imtihanımızı yalnız Kur’an dan yaşamak olmalıdır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/


10
CUMA HUTBELERİ / İnned dîne indâllâhil islâm (Allah Katında Tek Din İslam'dır)
« Son İleti Gönderen: Avon Kasım 17, 2017, 01:58:35 ÖS »
Resûlullah Efendimiz (s.a.s)’in hizmetinde çalışan Yahudi bir genç, amansız bir hastalığa tutulmuştu. Vefakârlık örneği Peygamberimiz, ölüm döşeğinde yatan bu genci ziyarete gitti. Gencin, ruhunu bu şekilde teslim etmesine gönlü razı olmayan Rahmet Elçisi, şefkat dolu üslubuyla bir kez daha onu Müslüman olmaya davet etti.

Genç, çekingen bir edayla yanında bulunan babasına baktı. Belli ki Müslüman olması durumunda ailesinin tepkisinden korkuyordu. Lakin sonuç korktuğu gibi olmadı ve babası, Allah Resûlü’nün bu nazik davetini kabul etmesini istedi. Genç de kelime-i şehadet getirerek İslam ile müşerref oldu. Bu duruma son derece sevinen Peygamber Efendimiz (s.a.s), şöyle diyerek şükrünü ifade etti: “Benim vasıtamla bu genci ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun.”

Aziz Müminler!
Hutbemizin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:   “Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.”
Peygamberimiz (s.a.s) de okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Kim kalbiyle tasdik ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahadet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.” 

Kardeşlerim!
Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberler, insanlığı sadece bir olan Allah’a teslimiyet ve ibadete davet etti. Tevhid inancından uzaklaşıldığı, yaratılış gaye ve hikmetinin unutulmaya yüz tuttuğu dönemlerde Yüce Rabbimiz, peygamberleri vasıtasıyla davetini yineledi. Bu kutlu davanın son elçisi, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.s) oldu. O, kendisinden önceki peygamberler gibi sadece Allah’a iman ve ibadete, hak ve hakikate, bilgi ve hikmete, ahlak ve erdeme çağırdı.

  “Bugün dininizi kemale erdirdim. Nimetlerimin tamamını size bahşettim ve sizin için din olarak İslâm’dan hoşnut oldum.”  âyetinde de belirtildiği üzere İslam, Resûl-i Ekrem Efendimiz ile kemale erdi. O, dünya ve ahiret saadetine ulaşmanın yollarını insanlığa öğretti.

Aziz Kardeşlerim!
Bizler, bütün peygamberlerin Allah’ın kulu ve elçisi olduklarına, onlar aracılığıyla gönderilen kitapların aslına iman ederiz. Yine biliriz ve iman ederiz ki Allah katında kıyamete kadar geçerli olan tek hak din İslam’dır. Bütün insanlığın ebedi kurtuluşu Allah’ın son dini İslam’a teslim olmaktan geçer. Dünya ve ahiret saadeti, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren mesajlarına, Resûlullah Efendimizin eşsiz örnekliğine imana bağlıdır.

Gönülden kelime-i şehadet getiren, Allah’ın huzuruna itaatle, salih amelle, hayır ve iyiliklerle çıkan her bir mümin, Rabbimizin rahmetine mazhar olacaktır. Rab olarak Yüce Allah’ı, din olarak İslam’ı, peygamber olarak Muhammed Mustafa (s.a.s)’i, kitap olarak Kur’an’ı tasdik etmeyenler ise kendilerine yazık edeceklerdir.  Onlar hakkında Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:   “Her kim İslam’dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir. Ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”

Aziz Müminler!
İslam’ın dalga dalga yeryüzünde yayılmasını ve gönüllerde yankılanmasını hazmedemeyenler, öteden beri dinimizin aleyhine türlü teşebbüslerde bulunmuşlardır. Bütün insanlığın kurtuluş ümidi olan, şefkat ve merhamet, huzur ve güven dini İslam, günümüzde de terör, şiddet gibi bir takım haksız ithamlarla karalanmaya çalışılmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde Müslümanlar, ötekileştirme, ayrımcılık, baskı, şiddet ve zulüm gibi insaf ve vicdanla bağdaşmayan türlü uygulamalara maruz bırakılmaktadır. Her geçen gün İslamafobi hızla yaygınlık kazanmaktadır.

Kardeşlerim!
Tarih boyunca dinimizi, inancımızı, değerlerimizi zedelemeye ve yok etmeye yönelik girişimler, İslam hakikatine hiçbir zarar verememiştir. Allah’ın izniyle bundan sonra da zarar veremeyecektir. Yeter ki bizler, bütün bu olumsuzluklara rağmen dinimizin kıymetini iyi bilelim. Bu dini bizlere lütfeden Rabbimize çokça şükredelim. Yüce dinimizi, Kur’an ve sünnete dayalı sahih bilgilerle öğrenelim ve gelecek nesillere öğretelim. Yeter ki İslâm’ın iman, ibadet ve ahlâk esaslarını hayatımıza doğru bir şekilde yansıtalım ve insanlığa iyi örnek olalım. İnancımız ve ibadetlerimize, kardeşlik ve muhabbetimize, hâsılı bütün değerlerimize hep birlikte sahip çıkalım.

Kıymetli Kardeşlerim!
Hutbemi Kur’an-ı Kerim’de bizlere öğretilen şu dualarla bitirmek istiyorum:

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla! Kuşku yok ki lütfu bol olan yalnız sensin”

“Ey Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla! Ayaklarımızı dinin üzere sabit kıl! Ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım et, bize zafer ihsan eyle!”
Sayfa: [1] 2 3 ... 10