Tesettür Forum

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
CUMA HUTBELERİ / Çanakkale Zaferi ve Birlik Ruhu
« Son İleti Gönderen: YOLCU Mart 15, 2019, 02:13:34 ÖS »
ÇANAKKALE ZAFERİ VE BİRLİK RUHU

Vatan, insanın huzur ve güven içinde yaşadığı, hür olmanın şerefini taşıdığı topraktır. Aynı değerler uğruna baş koyanların, aynı ideallerle geleceği inşa edenlerin yurdudur. Dinini, milletini, şeref ve izzetini korumak için şehadet şerbeti içenlerin, gazi olup varlığından geçenlerin emanetidir. Bu emanete sahip çıkıp onu savunmanın karşılığı ise özgürlüktür.

Kıymetli Müminler!
Allah’ın korunmasını emrettiği mukaddes değerler uğruna can vermenin adı olan şehitlik, dinimize göre en yüce makamlardan biridir.  Çünkü şehit; din, vatan, millet, devlet ve istiklal uğruna anadan, babadan, yârdan, evlâttan hâsılı tüm sevdiklerinden ayrılmayı göze almış, mukaddesatı uğruna gözünü kırpmadan canını feda etmiştir. Bu eşsiz fedakârlığının mükâfatı ise Yüce Rabbimizin sonsuz iltifatına ve ikramına mazhar olmaktır.

Cenâb-ı Hak şehidin ulaşacağı bu yüce makamı şöyle haber vermektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma! Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.”  Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ise şehidin ahiretteki durumunu şöyle ifade buyurmuştur: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve onlarca kez yeniden şehit olmayı ister.”
 
Değerli Müslümanlar!
Ecdadımız, Allah’a olan imanları, vatana olan sevdaları, cesaretleri ve fedakârlıklarıyla üzerinde yaşadığımız bu toprakları asırlarca korumuştur. Tarihin hiçbir döneminde inancından ve bağımsızlığından taviz vermemiş, zulme asla boyun eğmemiştir. “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” şuuruyla vatanın her karış toprağı için çarpışmış, ne pahasına olursa olsun canından aziz bildiği yurduna düşmanları uğratmamıştır. Tarih, vatanı ve mukaddesatı uğruna her türlü zorluğa göğüs geren şanlı ecdadımızın kahramanlık destanlarıyla doludur. İşte imanlı sinelerin Allah aşkıyla şahlandığı bu destanlardan biri de Çanakkale Zaferi’dir.

Kıymetli Müminler!
Çanakkale Zaferi, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bir milletin omuz omuza vererek üstlendiği büyük mücadelenin adıdır. Çanakkale, ismini Sevgili Peygamberimizden alan kahraman Mehmetçiğin, imanından aldığı güçle bütün dünyaya “Çanakkale Geçilmez” diye haykırdığı, tertemiz alnından vurulup toprağa düştüğü yerdir. Yüreği sarsılmaz bir imanla dolu olanların, kalbi vatan aşkıyla çarpanların yedi düvele karşı bütün yokluk ve imkânsızlıklara rağmen kazandığı zaferdir Çanakkale.

Muhterem Müslümanlar!
Çanakkale Savaşı bize bir kez daha göstermiştir ki; Allah’ın rızasını kazanmak, i‘lâ-yi kelimetullahı yeryüzüne hâkim kılmak için çarpan yürekler asla esaret altına alınamayacaktır. Yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeden rengini şehidin kanından alan al bayrağımız inmeyecektir. Şehadetleri dinin temeli olan ezân-ı Muhammedi hiçbir zaman dinmeyecektir. Bu uğurda gerekirse nice canlar verilecek ancak mabedimizin göğsüne nâmahrem eli değmeyecektir. Hakka tapan milletimizin birlik ve beraberliğine göz dikenler asla muvaffak olamayacaktır.

Aziz Müminler!
Bugün bizlere düşen, Çanakkale’de şahlanan o muazzam ruhun idrakinde olmaktır. Bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlerimizin etrafında kenetlenmek, onları nesillerimize aktarmaktır. Şehit ve gazilerimizin emaneti olan mukaddesatımızı aynı bilinç ve idealle yarınlara taşımaktır.
Unutmayalım ki, millet olarak birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurunu diri tuttuğumuz, değerlerimize sahip çıktığımız müddetçe karşı koyamayacağımız hiçbir hain saldırı, kazanamayacağımız hiçbir mücadele, elde edemeyeceğimiz hiçbir zafer yoktur.

Muhterem Müslümanlar!
Yeni Zelanda’da müminlerin bayramı olan Cuma gününü hüzne çeviren, ibadet halindeki Müslüman kardeşlerimize düzenlenen menfur saldırı hepimizin yüreğini sızlatmıştır. Şu husus iyice bilinmelidir ki, dünyanın neresinde olursa olsun, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, mabetlerimize ve Müslümanlara yapılan hiçbir saldırı asla kabul edilemez.

Bu gibi provokatif hadiseler karşısında akl-ı selim ile hareket etmek Müslümanların şiarındandır. Bu menfur saldırıda şehit olan kardeşlerimize Rabbimden rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Cenâb-ı Hak her türlü bela ve musibetten ümmet-i Muhammed’i muhafaza eylesin.
2
Bugünkü makalemin konusu hilafet ve halifelik konusu üzerine olacak. Acaba Allah böyle bir makamın oluşmasına izin veriyor mu? Ne dersiniz, Kur’an dan hiç araştırdınız mı? Gerçi günümüz İslam toplumu, Kur’an ın onay vermediği o kadar yanlış düşüncelere inandırıldık ki, Kur’an ın bahsetmesi ya da onay vermesi hiçte önemsenmediğini, üzülerek söylemek isterim. Hilafet ve halifelik kelime olarak ne anlama geliyor, önce ona bakalım.

Hilâfet: İslâm şeriatının hükümlerinin hâkim kılınıp, İslâm davetinin tüm insanlığa taşınması için, YERYÜZÜNDEKİ TÜM MÜSLÜMANLARIN ÖNDERLİĞİDİR.

Halife: Sözlük karşılığı, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse, olan halef sözünden türetilen halife, İslam Ansiklopedisi’nde PEYGAMBERİN HALEFİ VE KENDİSİNDEN SONRA YERİNE KAİM OLMAK İTİBARI İLE İSLAM CAMİASININ EN YÜKSEK REİSİNİN YANİ İMAMININ ÜNVANI olarak tanımlanır.

Kur’an ı bir kez bile anladığı dilden düşünerek okuyan bir Müslüman, böyle bir makamın ve bu yetkilerle donatılmış bir insanın yalnız Allah tarafından görevlendirileceğini bilir. Zaten İslam ı anlatmak ve yaymak her Müslüman ın görevidir. Yani Allah ın elçisi olmayan hiç kimse, din adına liderlik önderlik yapamaz, Allah ın dini hakkında, Kur’an ın vermediği fetvaları veremez, Kur’an dışından toplumun sorumlu olacağı hükümler tebliğ edemez. Fetvayı Allah ben Kur’an da verdim diyor ve kesin bir şekilde, HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM diyerek son noktayı koyuyor. Çünkü Allah ın elçisinin bile, Allah ın bahsetmediği herhangi bir konuda tüm Müslümanların sorumlu olacağı şahsi kişisel fetvalar vermesi, Kur’an a göre mümkün değildir. Allah elçisine bildiriyor ve oda tebliğ ediyordu. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için örnek vermek istiyorum.

Yunus 109: (Resulüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve ALLAH HÜKMEDİNCEYE KADAR SABRET. O hâkimlerin en hayırlısıdır. (Diyanet vakfı meali)

Hakka 44–45–46:  EĞER BAZI LAFLARI BİZİM SÖZLERİMİZ DİYE ORTAYA SÜRSEYDİ, Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik. (Yaşar Nuri meali)

Bu ve benzeri ayetlerden de anlıyoruz ki, Allah ın elçisinin bile, Kur’an ın bahsetmediği konularda fetvalar, hükümler vermeye yetkisi yoktur. Fetvayı yalnız Allah verir. Vermediği konular ise dinin dışında olan, kişinin öz iradesine bırakılmış konulardır. Allah, elçisinin görev tanımını Kur’an da yaparken, neler söylüyordu hatırlayalım. PEYGAMBERE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) Bunca açık ayetlere iman ettiğimizi söylüyor ve sözümüzde duruyorsak, nasıl oluda Allah ın yetki vermediği kişilerin sözleri, fetvaları ve liderliği ile imanımızı yaşarız ve sorgusuzca bu kişiyi takip ederiz? Bu mümkün değil.

Peygamberimiz vefat etmeden önce, benim yerime şu ya da bu kişi geçsin, din adına liderlik yapsın dememiştir. Demesi de zaten mümkün değildi, böyle bir yetkisi olmadığını çok iyi biliyordu. Din adına liderlik yapacak kişiler yalnız Allah ın elçileridir.  Kur’an da Allah onun için RESULÜME UYUN emrini vermiştir. Allah, resulünün de her anını kontrol edip, hatta en küçük yanlış sözünde ikaz etmiş ve bu ikazları da özellikle bir kısmını Kur’an a geçirmiştir ki düşünen, aklını kullanan dersler alabilsin. ALLAH IN KORUMASINDA, KONTROLÜNDE OLMAYAN HİÇ KİMSE HATASIZ DEĞİLDİR.

Allah onun için bizleri ikaz etmiş ve sakın güvenilecek, yardım istenecek benden başka VELİLER EDİNMEYİN,  ARDI SIRA GİTMEYİN demiştir. Tabi bizlerin Kur’an ile bağlantısını kestikleri için, işine gelmeyen bazı din tacirleri, Allah ın elçisinin yetkilerini kendilerinde toplamak istemiş ve böylece toplumu istedikleri gibi yönetebilme gücünü ellerine almışlardır. İlginçtir Allah Kur’an da, sizleri yönetecek yöneticilerinizi ehil insanlardan seçin emrini verdiği halde, bu ve benzeri ayetlerin üstü örtülmüş ve toplumlar krallıkla yönetilmiştir. Tabi bu kralların seçtiği hilafet makamına getirdiği halifelerde, bu kişilerin emirlerinde, onların çıkarlarına verdiği fetvalarla insanların inancını, istedikleri gibi yönetmişlerdir. İmamı Azam Ebu Hanife,  Padişahların bu isteklerine boyun eğmediği için sürülmüş, hapsedilmiş ve cezalandırılmıştır.

Peygamberimizin vefatından sonra,  devleti yönetecek liderler seçimle gelmiştir. Fakat seçilen kişilere de o devrin toplumu, halife ismini verdiklerinden, daha sonraları HALİFELİK makamı farklı yetkilerle donatılmıştır. ALLAH IN ELÇİSİNİN HALEFİ, YANİ VEKİLİ YOKTUR VE ONUN YETKİLERİNİ HİÇ KİMSE KULLANAMAZ. Bu görev yalnız Allah tarafından verilir. Aslında dört halife, asla Kur’an ın dışından fetvalar vermemiş, onun halefi vekili olduğunu söylememiş, dine Kur’an ın dışından hükümler koymamıştır. Hatta Allah ın elçisinin uyarısı ile hurafe hadis naklini bile yasaklamıştır. Dinde mezheplere ya da fırkalara asla bölünmemiştir. Allah ın Kur’an da koyduğu şeriatla, devleti yönetmişlerdir.

Allah sakın dinde bölünenler gibi olmayın dedikçe, sanki Allah a inat bölünmekte bereket vardır diyerek bölünmüş ve mezheplere bölünen Müslümanlar, Hilafet makamı oluşturan devrin yöneticileri, kralları tarafından atanmış halifelerle, toplumu istedikleri gibi yönetmişlerdir. Hatta bu farklı hilafet makamları İslam toplumlarında din adına bölünmeyi ve düşmanlığı körüklemiştir. Bakın hilafet ve halifelik topluma hangi bilgiler ışığında kabul ettirilmiş topluma, şimdide ona bakalım.

“Hilâfet’in yeniden kurulması DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAKİ TÜM MÜSLÜMANLAR ÜZERİNE FARZDIR. Tıpkı Allah'ın farzlarından bir farz gibi, bu farz da; seçme hakkının, ruhsatın olmadığı bir farzdır. Bu nedenle Hilâfet’in kurulması yolunda en ufak bir ihmal dahi büyük bir günah ve isyandır. ALLAH BU GÜNAHI İŞLEYENLERİ ŞİDDETLİ BİR ŞEKİLDE CEZALANDIRACAKTIR.

Hilâfet’in kurulmasını tüm Müslümanlara farz kılan DELİLLER SÜNNET VE SAHABENİN İCMÂ'IDIR.
Sünnetteki delil Nafi'den rivayet edilen şu hadistir: "Hz Ömer bana dedi ki: Rasulullah (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim:
"Kim Allah'a itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allahu Teâla’yla karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür."(Müslim K. İmara H. No: 1851)”

Müslim'den rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Kim bir imama biat edip elini sıkar ve kalbinin meyvesini verirse (rıza gösterirse) gücünün yettiği kadar itaat etsin. Eğer (iktidarı ele geçirmek için) onunla çekişecek bir kişi ortaya çıkarsa bu kişinin boynunu vurun." (Müslim K. İmara Bab 10 H. N: 1844)

Halife’ye itaatle ilgili emir Hilâfet’in kurulması için bir emir demektir. Ayrıca Halife ile çekişen kimse ile savaşmaya dair emir; tek bir Halife’nin bulunmasındaki devamlılığa kesin bir işarettir.”

İşte toplum, bu sözlerle korkutulmuş ve Allah ın elçisinin asla söylemesi mümkün olmayan konuları sanki Peygamberimiz emir vermiş gibi topluma anlatmışlardır.  Onun için emin olmadığımız rivayet hadislere, sorgulamadan inanmak bu kadar tehlikelidir. Allah ın bahsetmediği bir makama farzdır demek, Allah a iftira atmaktır. BU KONUDA KUR’AN DAN DELİL BULAMAYANLARIN, RİVAYET HADİSLERLE TOPLUMU NASIL YANLIŞA YÖNELTTİĞİNİ, ANCAK KUR’AN I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYANLAR FARK EDECEKTİR. Kur’an da birçok ayetinde, Allah a ve elçisine uyun emrini vermiştir. Bunun dışında uyacağımız hiç kimse yoktur. Allah din adına uyacağımız, yalnız Kur’an hükümleri olduğunu söyledikten sonra, güvenip elçilerinden başka hiç kimsenin ardına düşmememiz gerektiğinin nedenlerini, bakın nasıl söylüyor ve bizleri uyarıyor.

Tur 48: Rabbinin hükmüne sabret. ÇÜNKÜ SEN GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDESİN, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et. (Diyanet meali)

Zuhruf 44: Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Diyanet meali)

Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun; O'NUN BERİSİNDEN BİRTAKIM VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Yaşar Nuri meali)

Bu ve benzeri onlarca ayete iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, Kur’an ın bahsetmediği konularda din adına hükümler, fetvalar verecek yetkiye sahip hiç kimsenin olamayacağını bilir. Allah elçime uyun derken, elçisinin gözlerinin önünde, her an kontrol edildiğini ve yalnız Kur’an ile kullarıma hükmet diye uyarıldığını bizlere bildiriyor ve onun için ona uyun emrini veriyor. Zuhruf 44. ayetinde de, bizlerin sorumlu olduğu, hiçbir eksik bırakmadığına hükmettiği Kur’an dan bizleri sorumlu tutacağına hükmediyorsa, nasıl olurda Kur’an ın bahsetmediği konularda, din adına fetvalar verecek makamların olacağına inanırız? Bunlara inananlar, bu konudaki Allah ın ayetlerine inanmıyor demektir.  Allah size indirdiğim Kur’an a uyun, onun yanında bir takım velilerin, efendilerin, şeyhlerin ardına düşerek, onların sözlerine uymayın diyorsa, bunun tam tersini yaparak, nasıl olurda din adına fetvalar verecek kişilerin sözlerine inanırız.

Yüzlerce yıldır İslam toplumu Kur’an dan uzaklaştırılmış, dinde bölünerek birbirine düşman yapılmıştır. DİNDE BİRLİĞİ SAĞLAYAMAYAN İSLAM TOPLUMUNUN, DÜNYADA MÜSLÜMANLAR ARASINDA HİLAFET MAKAMININ OLUŞTURULUP, TEK BİR HALİFE ÇEVRESİNDE TOPLANILACAĞINA NASIL İNANABİLİRİZ, BUNU ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUM. Dünya üzerinde neredeyse birbiri ile savaşan yalnız Müslümanlar kaldı. Bunlar mı tek bir halife etrafında toplanacak?

Bizlere düşen, Allah ın Kur’an da emrettiği şeriatı hayatımıza geçirmek olmalıdır. Rivayetlerin yarattığı şeriat, bizleri asla mutlu edemez. Bu gerçeği fark edemediğimiz sürece acı, keder ve savaş İslam toplumundan eksik olmayacaktır.  Bizler eğer Allah ın tavsiye ettiği gibi,  EHİL İNSANLARI YÖNETİCİ OLARAK SEÇERSEK, ONLAR BİZLERİ MUTLAKA ALLAH IN İSTEDİĞİ ŞARTLARDA YÖNETECEK, HUZUR VE MUTLULUĞU GETİRECEKLERDİR. UNUTMAYALIM LÜTFEN, NEYE LAYIKSAK ONU BULURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
3
CUMA HUTBELERİ / İyilik Paylaştıkça Çoğalır
« Son İleti Gönderen: YOLCU Mart 08, 2019, 01:46:45 ÖS »
Peygamber Efendimizin Medine’ye hicret etmesinin üzerinden dokuz yıl geçmişti. İslam dini dalga dalga yayılıyor, imana susamış gönüller Medine’ye akıyordu. Vâbisa isimli bir kişi de Müslüman olmak için Medine-i Münevvere'ye koşanlar arasındaydı. Kelime-i şehâdet getirip İslam’la şereflenen Vâbisa, Resûl-i Ekrem’e iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sordu. Peygamberimiz (s.a.s), üç parmağını birleştirip Vâbisa’nın göğsüne dokunarak şöyle cevap verdi: “İyilik, gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise insanlar sana fetva verseler bile, gönlünü huzursuz eden ve içinde kuşku bırakan şeydir.”[1]

Kıymetli Müminler!

Hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İmanına salih amelleri yoldaş eylemektir. Sevdiği maldan yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, hasılı bütün ihtiyaç sahiplerine harcamaktır. Namazı kılıp zekâtı vermek, verilen söze sadık kalmaktır. Darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabretmek, bollukta ve sağlıkta şükretmektir.[2]

Değerli Müslümanlar!

İyilik, insanın bu hayattaki en önemli kazancı, en değerli mirasıdır. İyilik, merhametli bir yüreğin sesine kulak verip yetime kardeş, yoksula sevinç, mülteciye ve muhâcire ensâr olmaktır. Mazluma elini, evini, gönlünü açmaktır. Tabiatı korumak, bir karıncayı bile incitmemektir. Yaratılan her bir cana Yaratıcı’sının hürmetine şefkatle davranmaktır. İyilik, ekmeği, duayı, sevgiyi ve kederi paylaşmaktır.

Aziz Müslümanlar!

Mümin, Rabbinin rızasını her şeyden üstün tutar. İnsanların takdirine ümit bağlamadan, kibir ve gurura kapılmadan, gösterişe kaçmadan iyilik peşinde koşar. Allah’ın ikramı olan merhamet duygusuyla hayra vesile olmanın yollarını arar. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine emanet olarak verdiği nimetleri, yine O’nun rızası uğruna harcar.

Mümin, Allah yolunda sevdiği şeylerden infak ettiğinde gerçek anlamda iyiliğe ulaşacağının bilincindedir. O, iyiliğe davet ederek ve iyilikleri çoğaltarak kötülükle mücadele eder. Cenâb-ı Hakkın şu emrini hayat düsturu olarak okur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü iyilikle önle. O zaman göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş!”[3]

Aziz Müminler!

Ne hazindir ki bugün kötülük kıtalar dolaşmakta, kötülüğe yatırım yapanlar insanlığa büyük acılar yaşatmaktadır. İslam coğrafyasının mazlum köşelerinde Müslümanlar baskı, şiddet ve zulme maruz kalmaktadır. Bilhassa çaresizlik içinde kıvranan, hapsedilen, göçe zorlanan kadınların ve çocukların hali yüreklerimizi parçalamaktadır. Oysaki kadınlar, şefkat kanatlarını üzerimize gererek bizlere karşılıksız iyiliği öğreten annelerimizdir. Yuvamızda iyiliğin çoğalması, mutluluğun ve huzurun kök salması için emek veren eşlerimizdir.  İki cihanda iyilik duamız olan gözümüzün nuru kız evlatlarımızdır. Onları incitmek, merhametten ve adaletten mahrum bir dünyaya mahkum etmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek hem dinî hem de insanî bir vebaldir.

Muhterem Müminler!

Küçük de olsa, her iyilik değerlidir. İnsanın eliyle, diliyle, malıyla, ilmiyle, tecrübesiyle yapabileceği nice iyilik vardır ki, bir hurma kadar bile olsa Allah Teâlâ onu Uhud Dağı kadar büyütüp bereketlendirir. Yeter ki insan iyiliğe gönül versin ve iyilikten yana olsun! Kötülüklerin, savaşların, yoksulluğun, şiddetin karşısında durarak, iyiliği yeryüzüne hâkim kılmak için çabalasın. Bu çabayı Allah Resûlü (s.a.s), bir hadislerinde şöyle anlatmaktadır: “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın asgarî gereğidir.”[4]

Kıymetli Müslümanlar!

İyiliğin, ıslahın, vicdanın, adaletin ve şefkatin izinden gidelim. Kötülüğün, ifsadın, zulmün, fitnenin ve şiddetin karşısında duralım. Dünyayı iyilik değiştirecek, geleceğimizi iyilik kurtaracaktır. Unutmayalım ki, âlemlerin Rabbi olan Allah, yeryüzünde iyiliğin çoğalması için çalışanları muhakkak destekleyecek, onları asla yalnız ve yardımsız bırakmayacaktır.

 

[1] Dârimî, Büyû’, 2.

[2] Bakara, 2/177.

[3] Fussilet, 41/34.

[4] Müslim, Îmân, 78.
4

Kur’an da Allah birçok ayetinde, hala düşünmüyor musunuz, düşünen yok mu, düşünesiniz diye ayetleri sizlere açıkladık sözlerini, ayetlerin sonunda çok fazla duyarız.  Allah bu uyarıları ile sizce bizlere ne anlatmaya çalışıyor, hiç düşündünüz mü? Allah şöyle diyebilirdi, ayetlerimi tebliğ alan kullarım, hiç düşünmeden ayetlerin gereğini yerine getirecektir diyebilirdi. Ama demiyor, tam tersine bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetler üzerinde düşünmemizi, ondan sonra hayatımıza geçirmemizi istiyor bizlerden.

Sizlerde çok iyi bilirsiniz askerde komutan emir verdiği zaman,  emri alanların bu emri sorgulama, düşünüp fikirlerini söyleme hakkı yoktur. Hükümetlerin yaptığı kanunlarda öyledir, kanun yapıcıların yaptığı kanun sorgulanmaz, itiraz edilmez, etsen de bir sonucu olmaz, uymak zorundasın. Belki kanunlar zamanla yanlış oldukları anlaşıldığında yenisi ile değiştirilir, ama ona da kesin uymak gerekir.

Allah bu şekilde bir uygulamayı, kulları için uygun görmüyor. İnsanlar hata yapabileceklerini ne yazık ki kabul etmezler, hatalarını belirli bir zaman geçtikten sonra anlarlar ama bu zaman zarfında çevresine verdiği zararı düşünmezler. Yüce Rabbimiz, bizlere gönderdiği ayetlerin doğruluğunda şüphe olmadığı için, her düşünen, aklını kullanan kullarının, ayetlerin gerçekten bizlere faydasının neler olabileceğini fark edecek ve şüphe duymadan gönül rahatlığıyla hayata geçireceğinden, ALLAH AÇIKLADIĞI, İZAH ETTİĞİ AYETLER ÜZERİNDE BİZLERİN DÜŞÜNMESİNİ, AKLIMIZI KULLANMAMIZI MUTLAKA BİRİNCİ ŞART OLARAK BİLDİRİYOR. Bunun asıl nedeni bilinçli olursak, imanımızda o kadar güçlü olur ve bizleri hiç kimse Allah ile aldatamaz.

Bizlere verilen bir emrin, eğer bizler özüne vakıf değilsek, yani amaca uygunluğunu anlayamadıysak, hayata geçirmekte çok fazla ısrarcı olmayız. Yani bir işi yapmadan önce konuyla ilgili mutlaka bilinçlenmeliyiz. Bunu yaparsak, kendi hayatımızda da yaptığımız işte başarılı olacağımız gibi, Allah ın emirlerinin de bizlere faydasını açıkça görüp, hayatımıza geçirirken özenli ve dikkatli oluruz. Kur’an a baktığımızda ALLAH ÖNCE KORKUTARAK DEĞİL, DÜŞÜNEREK İMAN ETMEMİZİ İSTEDİĞİNİ, ÇOK AÇIKLIKLA GÖREBİLİRİZ. TABİ ALLAH AYETLERE UYMAYANLARIN SONUNUN, NE OLACAĞININI BİZLERE BİLDİRİYOR.

Bizlerin Kur’an ile bağını kesenler, sizler Kur’an ı anlayamazsın diyenler, kendi yalanlarının ortaya çıkmaması için, toplumun KUR’AN I ANLAYARAK, DÜŞÜNEREK OKUNMASINI ENGELLEMİŞLERDİR.  Düşünmeyi başkalarına bıraktığımız içinde, neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkına varamadığımızdan, YAŞADIĞIMIZ İSLAMIN DA ÖZÜNE FARKINA VARAMAYIP, İMAN EDERMİŞ TAKLİDİ YAPIYORUZ, GÖSTERİŞE ÖNEM VERİYORUZ. AMA BUNUN NE YAZIK Kİ FARKINDA BİLE DEĞİLİZ. Böyle olunca da ne huzuru, nede mutluluğu bulamıyoruz.

Allah Kur’an da bizlerin anlayabilmesi için, bazı olayları örnekler verdiğinde, hepimizin çok rahatlıkla anlayabileceği şekilde izah eder ve ayetlerin sonunda bu kıssalardan faydalanmamız içinde, düşünmemizi özellikle ister. Birkaç örnek verelim.

İşte Allah, ayetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz. (Bakara 266)     Düşünürseniz, biz size ayetleri açıkladık. (Ali İmran 118)   Hâlâ Kur'ân üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? (Nisa 82) Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır. ( Enam 151) Bunlar, Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli midir? (Muhammed 24)
Buradan da şunu çok net anlıyoruz. Eğer bizler Kur’an okuduğumuzu söylüyorsak, önce anladığımız dilden okumalıyız. Daha sonrada ayetler üzerinde, Allah ın düşün, aklını kullan emrini yerine getirmeliyiz ki, ayetleri en doğru şekilde anlayabilelim. Lütfen unutmayalım Kur’an, iman ettiğini söyleyen Müslümanlara TEBLİĞDİR. Eğer bizler Allah ın tebliğini direk almayıp, bunu bizlere birileri naklediyorsa, bu tebliğin doğruluğundan asla emin olamayız.

Sen Kur’an ı anlayamazsın diyenler varsa, lütfen onlardan uzak durunuz. Bu insanlar sizinle Allah arasında aracı olmaya çalışan DİN SİMSARLARIDIR. Sizi kendilerine değil, Allah ın kitabına davet edenlerin davetlerine uyunuz. Allah yemin ederek, bu kitabı anlayasınız ve ayetlerim üzerinde düşünesiniz diye kolaylaştırdım diyorsa, din tacirlerine, kendilerini ruhban sayan kişilerin sözlerine, lütfen itibar etmeyiniz. Bunlar belki de sizleri Allah ile aldatanlar olabilir, bunu bilemezsiniz. Onun için önce Allah ın tebliğini, aracısız düşünerek almaya, özellikle çaba harcamalıyız. Ondan sonra her kitabı okuyabiliriz.

Konumuzun çok daha iyi anlaşılabilmesi için, sizlere bir örnek vermek istiyorum. Bizler ayetler üzerinde düşünmeden, rivayet edilen sözlere inandırıldığımız için, Allah ın ayetlerini yeteli görmedik, böylece bakın Allah ın verdiği bu örneklerden hiç faydalanmadığımızdan, nelere inandırıldık.

Bakara 219: Sana, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları(kumar) hakkında sorarlar. De ki: “Onların her ikisinde de hem büyük bir kötülük, hem de insanlar için bazı yararlar vardır; ANCAK YOL AÇTIKLARI KÖTÜLÜK, SAĞLADIKLARI YARARDAN DAHA BÜYÜKTÜR.”  [Allah yolunda] neyi harcayacaklarını sana sorarlar. De ki: “O'NUN İÇİN AYIRABİLECEĞİNİZ HER ŞEYİ.” Böylece Allah mesajlarını size açıklıyor ki tefekkür (Düşünesiniz) edebilesiniz. ( Muhammed Esed meali)

Allah bu ayetinde, hepimizin anlayacağı bir örnekle iki konuda açıklama getiriyor ve bizlerin bu konuda düşünmemizi istiyor. Bizler ayetleri anlayarak okumayıp, üzerinde düşünmediğimiz içinde, bakın nelere inanıyoruz. Ayette Yaradan sarhoşluk veren içki ve kumardan örnek verip, izahatta bulunuyor ve diyor ki; Bunların ikisinde de büyük kötülükler, yani sizleri günaha sevk edecek unsurlar olduğu gibi, sizlere nefsinizi mutlu edecek geçici bazı yararları da olabilir. FAKAT BUNLARIN ZARARI, KÖTÜLÜĞÜ FAYDASINDAN ÇOK DAHA FAZLADIR. Allah bu örneği vererek, bizlere seçim şansı veriyor peki nasıl? Düşünerek, eğriyi doğruyu bizzat seçerek.

Dikkat ederseniz Rabbimiz, bu ikisi için kestirip atmıyor ve bunlar HARAMDIR DEMİYOR ama kulum tavsiyelerime uyacak mı diye, bizleri imtihan ediyor. Hatta bazı kişiler içki ve kumarın Kur’an haram olduğunu yazmaz, onun için içmekte bir sakınca yoktur diyenleri duyarız. Ama düşünen, aklını kullanan bir Müslüman, ayette Allah ın verdiği örnekten yola çıkarak, İçki ve kumardan mutlaka uzak durulması gerektiğini, eğer bunlara müptela olduğumuzda, zarar göreceğini bilir.  Maide suresi 90. ayetinde Allah, aynı konuda bir açıklama yaparak, içki ve kumarın şeytan işi bir pislik olduğu hatırlatmasını yapar. Buradan da anlıyoruz ki, şeytana uymak istemeyen, HER TÜRLÜ ALKOLDEN VE KUMARDAN UZAK DURMALIDIR.  Bakın Allah direk haram dememiş, ama uyarmış, ikaz etmiş, kulum aklını kullansın ona göre davransın istemiş.

Bizlere Kur’an ı anlayarak okutmayanlar, toplumun düşünerek iman etmesini engelleyenler, HÂŞÂ Allah kullarına sanki açıklayıp izah etmemiş gibi eğitimle, düşünerek Allah ın vermeye çalıştığını, kendileri akıllarınca daha doğru yapıyorlarmış gibi, İÇKİ VE KUMAR HARAMDIR DEYİP ÇIKMIŞLARDIR.  Bu tavırda, bir kısım topluma korkuyla kabul ettirilmiş belki, ama bir kısmında da ters etki yaratmıştır. Onun içindir ki, Allah ın bazı konularda, kesin bir şekilde tavrını koyup HARAM dediği halde, bazı konularda da eğiterek, düşünerek kullarının yanlıştan dönmelerini istemiştir.

Bakara suresinin son bölümünde de, yine ayetler üzerinde düşünmediğimiz için, bizlere yanlış inançları, Allah ın elçisinin adını kullanarak kabul ettirme yolunu seçmişlerdir. Allah yolunda neyi harcayacağına, yani nasıl zekât vereceğini, infak edeceğini anlatırken, çok basit ve anlaşılır bir örnekle izah etmiştir Yaradan ve bakın ne demiş, kullarını zora sokmadan, imtihan oluşunun gereği olarak: “O'NUN İÇİN AYIRABİLECEĞİNİZ HER ŞEYİ.” Bundan daha açık ve anlaşılır ne ola bilir? Senin ihtiyacından arta kalanı hayır, zekât olarak dağıt diyor. Ama Allah ın ayetleri ile yetinmeyen, ayetler üzerinde düşünme alışkanlığı olmayanlar, adeta ayetleri yetersiz görürcesine, “HANİ NE KADAR VERECEĞİMİZ YAZMIYOR. BU NASIL BİR AÇIKLAMA, DETAYI YOK.” Diyebiliyorlar.

Bu düşünceler bizleri Kur’an dan uzaklaştıran, düşünmeyi bıraktırıp, batıla yönlendiren, dini zorlaştıran kişilere tabi olmamızı sağlayan yanlış itikatlarımızdır, lütfen farkında olalım. Kur’an indirildiğinden itibaren, Allah köleliğin kapısını kapatmış ve savaşlarda artık esir alıp, onları köle ya da cariye yapamazsınız, ya bedel karşılığı ya da ücretsiz savaş bitimi serbest bırakacaksınız demiştir. Ama dikkat ettiyseniz, ellerinizdeki köleleri de hemen serbest bırakın dememiştir özellikle, itirazla karşılaşmamak için. Peki, ne yapmıştır? Onlarca ayetinde köleliğin doğru olmadığını eğiterek, bilinçlendirerek anlatıp, bir suç işlediklerinde Allah, köle azat edin ki günahını affedeyim diyerek, köleliğin adeta işlediğiniz suçla eş değer olduğunu anlatmaya çalışmıştır. AMA DÜŞÜNMEYİ BAŞKALARINA BIRAKANLAR, BU GERÇEĞİ NE YAZIK Kİ FARK EDEMEMİŞLERDİR. Düşünmeyi bıraktığımız için, Allah köleliği Kur’an da yasaklamamıştır diyenler var hala.

Aynı konuya bir başka örnekte, Allah birden fazla evlilik konusuna, belki yasak getirmemiş ama en adaletli evliliğin, tek eşli olmak olduğunu bizzat ayetinde söylemiş ve önermiştir. Bakın bu konuda Allah ın önerisi tek eşlilik olduğu halde, bu öneriyi nefsimizin işine gelmediği için ne yazık ki düşünme, aklı kullanma zahmetinde bulunmadığımızdan,  Allah çok eşliliği yasaklamamıştır deyip çıkmışız. İçki ve kumar konusunda da haram dememiş, ama önermemiş ve bizi şeytana esir edeceği bilgilerini verdiği halde, ona kendimizce HARAM deyip çıkmışız. İşte Allah onun için, DÜŞÜNÜN EY KULLARIM DİYOR. Allah cünüp olduğumuzda TERTEMİZ YIKANIN diye açıklama yapmıştır. Ama Kur’an ile bağ kurup düşünemeyenler, Kur’an da cünüp olduğumuzda nasıl gusül abdesti alacağımız bile yazmıyor demekten çekinmiyoruz. Bizlere öğretilenleri Kur’an da göremediğimizde, yaptığımız yanlışın farkında değiliz.  Allah ın ayetlerini adeta detaysız ve eksik görerek, beşeri fıkıh inancının bu eksiği tamamladığını söylemenin ŞİRK olduğunu bile fark edemiyoruz. Allah yemin ederek, bu kitabı sizler için kolaylaştırdım diyor. Onun içinde emirlerini herkesin yapacağı, anlayacağı şekilde basitçe veriyor. Sizce bundan basiti olur mu? Cünüp olunca, TERTEMİZ YIKANIN. Bu emri Allah verdikten sonra hala, yıkanmaya neremizden başlayacağız denir mi? İşte düşünmeyi bırakanlar söyleyebiliyor.

Buradan da şunu çok net anlıyoruz. Allah içki, kumar ve çok eşlilik konusunda biz kullarını uyarmış ve asla tavsiye etmemiştir.  İçki ve kumar bizleri şeytana yönlendiriyorsa, çok eşlilikte ADALETSİZ BİR EVLİLİĞİ yaşamamızı neden olacağını bildiriyor. Hangimiz bu uyarı ve ikazları aldıktan sonra Alkol ve kumar müptelası olup şeytanın oyuncağı olmak ister? Yine evlilik Konusunda birden fazla evlilik, adaletsiz bir evliliktir diyorsa, hangimiz adaletsiz bir evlilikte ısrar eder? Bunları yapmak isteyenler, KENDİ NEFİSLERİNDE DÜŞÜNMEDEN, ALLAH IN AYETLERİNE İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEYİP, KENDİ BATIL İNANÇLARINI YARATANLARDIR.

ALLAH, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Yunus 100)

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
5
Merak Ediyorum / Şuan Ne Teklif Edilse Reddetmezdin?
« Son İleti Gönderen: YOLCU Şubat 20, 2019, 02:58:37 ÖS »
Adada el ele tutuşarak yürümek

Çünkü hayatın en güzel anlarından biri oluyor.
6
Şiir Bahçesi / Sahte Aşk
« Son İleti Gönderen: YOLCU Şubat 20, 2019, 02:46:02 ÖS »
Aşkın sahtesi değil ama imkansızı olur. İşte en zoru da budur.

Çünkü onu asla unutamazsın.
7
Şiir Bahçesi / Sahte Aşk
« Son İleti Gönderen: xxpınar Şubat 15, 2019, 05:32:05 ÖS »
Masallah emegime saglik
8
DİNİ GENEL KONULAR / KURBANLIK HAYVANLAR KONUSUNDA, KUR'AN BİR SINIRLAMA YAPMIŞ MIDIR?
« Son İleti Gönderen: halukgta Şubat 13, 2019, 11:52:33 ÖÖ »
Bu makalemde sizleri düşünmeye davet etmek istediğim konu, Allah Kurban kesme konusunda bizleri, belirli hayvanları kesebileceğimiz konusunda sınırlama yapmış mıdır? Bu konuda Kur’an nasıl bilgiler veriyor, konusu üzerinde olacak. ÖNCE BELİRTMEK İSTERİM, KURBAN KELİME ANLAMI OLARAK, YALNIZ HAYVAN KESME ANLAMINDA DEĞİLDİR. GENEL BİR ANLAMI VARDIR VE ANLAMI, ALLAH A YAKLAŞMAK, ONUN RIZASINI KAZANMAK İÇİN YAPILAN HER ŞEY ANLAMINDADIR. Tabi buna Allah ın rızasını kazanmak adına kesilen ve dağıtılan hayvanda bunun içine girer. Kurbanı yalnız Allah adına kesmek şartıyla, Hac 34. ayetinde meşru kıldığını, yani izin verdiğini bildirmiştir Allah.

Kurban Allah ın rızasını kazanmak adına, ona bağlılığımızı bildirmek ve onun hoşnutluğunu kazanmak adına yaptığımız bir yakınlaşma ve bağlılık göstergesidir. Bu durumda Allah a sunacağımız kurbanda Allah ın yasaklamadığı hayvanlar arasında olması gerekir. Allah bizlere hangi hayvanları yasaklamıştı?  Elbette bazı ayetlerinde bunu tekrar ederek açıklıyor ve saydıklarım dışında sizlere her temiz şey helal kılınmıştır diyor. Peki, neleri haram kılmıştı hatırlayalım. “LEŞ, AKITILMIŞ KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH TAN BAŞKASI ADINA KESİLEN HAYVANLAR.”  Demek ki bunun dışında her temiz şey, bizlere helal kılındığını anlıyoruz. Bu düşünceden yola çıkarak, bizler için helal olanların, Allah a kurban edeceklerimiz hayvanlar olduğunu anlamamız, yanlış olmasa gerek. Konuyu Kur’an dan araştıralım.

Bu durumda bu sayılanların haricinde, şu ya da bu hayvanlarda haramdır diyebilir miyiz? Asla bunu söyleyemeyiz. Hatta bunu söyleyenleri de Allah uyarıyor ve Yunus 59. ayetinde bakın ne diyor. “DE Kİ: "NE OLDU SİZE DE ALLAH'IN SİZE RIZIK OLARAK İNDİRDİĞİ ŞEYLERDEN BİR HARAM YAPTINIZ BİR DE HELAL?" DE Kİ: "ALLAH MI SİZE İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH'A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ” Buradan şunu rahatlıkla anlayabiliriz, Allah ın haram demediğine hiç kimse haram diyemez. Bir başka mantık yürütürsek, Allah a kurban edeceğimiz hayvanlarda Kur’an, bir sınırlama koymadıysa, bizlerde asla sınırlama koyamayız.

Şunu çok net anlıyoruz ki, Allah ın saydıkları her temiz şey bizler için helaldir. Bu durumda şu soruyu tekrar kendimize soralım. Allah a kurban edeceğimiz hayvanlar, Allah ın bizlere helal ettiği hayvanların tamamından olmaz mı? Bu soruya aslında hepsinden olmaz, diye bizler hüküm veremeyiz. Kur’an a bakıp, ona göre hareket etmeliyiz. Eğer Allah ın hüküm vermediği bir konuda, bizler ayetlerde geçen kelimelere Allah ın açıklamadığı anlamları kendimiz veriyor da, hükümler çıkartmaya çalışıyorsak, mutlaka yanlışlık yapma riskimiz var demektir.  Gelin Allah için Kurban kesme konusunda, Kur’an nasıl örnekler veriyor ona bakalım. Tabi ayette geçen kelimelere, farklı anlamlar vermeden. Maide suresi 27. ayete baktığımızda, Hz. Âdem in her iki oğlunun Allah a birer kurban sunduklarından bahseder. Ama dikkat ederseniz ayette, kurbanın hangi hayvan olduğundan bahsetmez. Bir başka ayetinde;

Hac 34: Her ümmet için, ALLAH’IN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİ HAYVANLAR ÜZERİNE İSMİNİ ANSINLAR DİYE KURBAN KESMEYİ MEŞRU KILDIK. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele! ( Diyanet meali)

Bu ayetten şunu çok net anlıyoruz. Allah ın haram demediği hayvanlardan, yine hiçbir ayrım yapmadan genelleme yaparak, üzerine Allah ın adını anarak, yani kurbanı Allah için kesiyorum niyetiyle, kesmeyi meşru kılıyorum, izin veriyorum diyor.  DİKKAT ETTİYSENİZ, ALLAH IN KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİ HAYVANLARI KURBAN EDİN DİYOR. Bakın şöyle ya da böyle bir hayvan olsun diye ayrım yapmıyor. Kevser suresinde de Allah, Rabbin için kurban kes diyerek, hayvanın cinsi adına sınırlama koymuyor. Yine Hz. İbrahim ve oğlu kıssasında, bizlere kurban için Allah ın koç gönderdiğini söylemelerine, anlatmalarına rağmen, aslında ayette böyle bir ayrım yapmadan,  ONA BÜYÜK BİR KURBANLIK VERDİK DİYE GEÇER.

Hac 28. ayette de, yine aynı şekilde, KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ, KURBANLIK HAYVANLAR ÜZERİNDE, ALLAH IN ADINI ANARAK KESSİNLER diye bildirir ve herhangi hayvan cinsinden bahsetmez. Tekrar hatırlatmak isterim, eğer Allah ayette geçen bir kelimeyle, (en’am) sayılı ve belli bir hayvanı kast etmiş olsaydı, bunu mutlaka diğer ayetinde açıklar ve bizlere detaylı bildirir, saydığım hayvanlar dışında kurban kabul olmaz derdi. Böyle bir bilgi, detay Kur’an da yoktur. Günümüzde Verilen liste ve kurban olabilecek hayvanlar, ayetlerde geçen kelimelere geleneksel FIKIH inancının etkisiyle, verilen anlamların sonucudur. Bunlarda Allah ın emri değil, beşeri kişilerin yorumları ve düşünceleridir. Bu yol ve yöntem, bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin, MUKEM yani apaçık, şüphesiz, tartışmasız olma özelliğine aykırıdır.

Bakara 196. ayetinde de, haccı ve umreyi Allah için tamamlayın, eğer bunda alıkonursanız, GÜCÜNÜZÜN YETECEĞİ BİR KURBAN GÖNDERİN, diye de açıklama yapar. Bakın yine herhangi bir hayvandan bahsedilmiyor, özellikle serbest bırakıldığından bahsedip, gücünün yettiği bir KURBAN GÖNDERİN diyor. Eğer Kurban için Allah ın sınırladığı hayvanlar olsaydı, Allah onu da bizlere mutlaka bildirir, açıklardı. Bu ayette geçen, gücünüzün yeteceği Kurban sözünü, çok daha geniş ve Kurban kelimesinin gerçek anlamına uygun anlamalıyız. Ne yazık ki beşeri fıkıh inancı, sanki bu serbestlik hâşâ bir eksiklikmiş gibi, kendi nefislerimizde sınırlamalar yaparak, şu ya da bu hayvanların dışında kurban olmaz deyebiliyor.

Hac suresi 36. ayette ise, farklı soruları olan müminlerinde sorularına cevap olması adına, sizin için bedence büyük olan yani bu cümleden büyük baş hayvanları kast ederek,  Allah a kulluğun simgelerinden, yani bu hayvanları da kurban olarak kesebilirsiniz diyor. Hani Allah ne diyordu bir ayetinde; “BİZ HERŞEYDEN NİCE ÖRNEKLERİ, DEĞİŞİK İFADELERLE VERDİK Kİ ANLAYASINIZ” İşte Allah bu hükmünü yerine getiriyor ve büyük baş hayvanları da kurban olarak kesilebileceğinin örneğini veriyor. Kafalarda sorular kalmasın diye. Yine özellikle hayvanın cinsini zikrederek, bir ayetinde Allah, Hz. Musa kıssasında bizlere kurban konusunda örnek veriyor. Düşünüp aklını kullanan, bu örnekten de çok dersler çıkartacaktır.

Bakara 67: Mûsa, toplumuna dedi ki: "ALLAH SİZE, BİR İNEK/SIĞIR BOĞAZLAMANIZI EMREDİYOR." Dediler ki: "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" Dedi ki: "Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." (Yaşar Nuri meali)

Biliyorsunuz bu ayette özellikle, bakara yani sığır kelimesi geçer. Allah ın kurban olarak, istediği hayvan sığır yani inek olmasını özellikle istiyor. Ama hiç birimiz bu ayette sığır geçiyor, yalnız sığır yani inek kurban edilir demiyoruz. Çünkü daha önce Allah bu konuyu kullarına bırakmıştı, detay vermeden kolaylaştırarak. Çünkü yemin ederek bu dini, kitabı sizler için kolaylaştırdım diyordu ayetinde. Ama bizler Allah ın kolaylıklarını, ne yazık ki zorlaştırmanın yolunu bulup, ilaveler ve sınırlamalarla zorlaştırmışız.

Geleneksel fıkıh İslam anlayışında, kurban edilecek hayvanları ve özelliklerini sayarlar. Hatta hatırlayınız lütfen, eti yenecek yenmeyecek hayvanları sayarken tek tırnak, çift tırnak hayvan örnekleri verilir. Her nedense Allah böyle bir ayrım yapmaz. Kur’an bunlardan bahsetmediği için, Kur’an da detay yoktur, her bilgiyi vermez diyerek, ne yazık ki Kur’an her bilginin olmadığı, detay vermeyen bir kitap ilan edildiğinden, danışılacak en son kitap olmuştur. FIKIH kitapları üzgünüm ama söylemek zorundayım, Kur’an ın önüne geçmiştir. Bakın bu konuda neler söyler fıkıh.

“Sadece davar, sığır ve deveden kurban olur. Davar denince koyun, keçi; sığır denince de, inek, boğa, manda, dana, düve, tosun anlaşılır. Eti yenen vahşi hayvandan kurban olmaz. Yabani öküz [buffalo], yabani deve [lama] ve yabani koyundan da kurban olmaz.”

Peki, bu bilgileri nereden alıyoruz? Allah mı söylüyor? Elbette hayır. İşte bizlerin İslam anlayışı ve dini yaşama kurallarını koyan FIKIH inancı, dini böyle şekillendiriyor. Fıkıh inancı bu saydıklarımızın dışında, kurban olamayacağını söyler. Küçükbaş hayvanın bir kişi tarafından, büyük baş hayvanın ise yedi kişiye kadar kurban edebileceğini söylemektedirler. Tabi bu ve benzeri bilgiler Allah ın emri değil, beşeri fıkıh inancının, YANİ KİŞİLERİN FİKİRLERİNİN DİNİ ŞEKİLLENDİRMESİDİR. Sizce bu bilgilerin, hükümlerin, din adına bizleri bağlayıcılığı olabilir mi? Karar sizin.

Fıkıh inancının dayatmalarını, Kur’an ayetlerine monte etmek isteyenler ise, bu hayvanların kurban edileceğinin emrini, Enam suresi 138–139–142. ayetlerde yazdığı söylenmektedir. Bu ayetlere baktığınızda Kurban olacak hayvanlardan değil, bazı batıl yanlış inançlara ayetlerin açıklık getirdiğini, bazı haramlar edinenlerin hatalarının yanlışlığı anlatılmakta ve eti yenen hayvanlar arasında yük taşıyan, tüyünden faydalanılan bu hayvanlarında sizlere helal olduğu anlatılmaktadır. Yoksa bu ayetlerde, şu ya bu hayvanlar Kurban kesmek içindir, ibaresi kesinlikle geçmez.

Tüm bu yazdıklarımdan sonra, şöyle söyleyenler çıkabilir. Tavuk, horoz da helaldir, bu durumda Allah a tavuk kurban edebilir miyiz? Tüm bu ve buna benzer sorular, Allah ın kolaylaştırdığı dini zorlaştıran, beşeri sözleri aklamak adına verilen yanlış ve art niyetli örneklerdir. Bizler evimize gelen misafiri bile, en güzel şekilde ağırlamaya çalışırız. Daha önce evimize almadığımız, pahalı şeyleri bile misafirimizi mutlu etmek için alırız. BU DURUMDA ALLAH IN RIZASINI KAZANMAK, ALLAH A YAKLAŞABİLMEK VE ONUN ŞANINI YÜCELTMEK ADINA, ELİMİZDEN GELEN EN İYİ, EN SAĞLIKLI KURBANLIĞI TİTİZLİKLE RABBİMİZE SUNACAĞIMIZ, ÇOK AÇIK DEĞİL MİDİR?

Soruyorum sizlere, hangimiz her gün rahatlıkla aldığımız, yediğimiz bir hayvanı alıp Allah a kurban etmek isteriz? Allah a kurban etmek için bir tavuğu alıp kesmeyi, asla hiç birimiz kendimize yakıştırmayız ve asla gönlümüzde razı gelmez, aklımızdan da geçmez. Ama bizlerin gönlü razı gelmez diye, nefsimizin etkisiyle Allah ın hüküm vermediği, şu ya da bu hayvanları kurban edemeyiz dememiz, Allah a karşı iftiradır, saygısızlıktır. HADDİMİZİ BİLMELİYİZ. Kurban bayramında, Allah aşkıyla yanıp tutuşan, durumu kurban kesmek için iyi olmayan Müslüman kardeşlerimizin bile, bazen parasını biriktirip kurban kestiğine şahit oluruz. İşte bu davranış, Allah sevgisinin, aşkının bizlerin içindeki coşkuyu gösterir.

Değerli din kardeşlerim. Bizler Allah ın ayetlerini doğru anlamak istiyorsak, önce bizlere öğretilen doğruluğundan emin olamadığımız, rivayet bilgilerden kurtulmalıyız. Bunu yaparsak, inanın Allah ın bizlerden neler istediğini, işte o zaman çok daha doğru anlayacağımız dan şüphemiz olmasın.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
9
Bizlerin Kur’an anlayışı değişmedikçe, Allah ın doğru yolunu bulmamızda, asla mümkün olmayacaktır.  Öyle bir inanca sahibiz ki, Kur’an ı dışlayıp ona yaptığımız saygısızlığın bile farkında değiliz. Rivayet ve sanı ve ZAN Kur’an ın yerini almış, Kur’an anlaşılması zor ve bir ayetin bile birçok anlamlara geldiğine, her insanın farklı anlayabileceğine inanıyoruz.  DAHA DOĞRUSU BİZLER ALLAH IN AÇIK HÜKÜMLERİNİ DEĞİL, BİZLERE ULAŞAN RİVAYETLERİN VE EDİNDİĞİMİZ VELİ, ŞEYH EFENDİLERİN KUR’AN DAN NE ANLADIĞINI ANLAMAYA ÇALIŞIYOR VE İSLAM I ÖYLE YAŞIYORUZ. Allah aşkına soruyorum, böyle bir din olur mu? Allah ın katından gelen yol gösterici bir rehberi, nasıl olurda her okuyan farklı şeyler anlar? BÖYLE BİR KİTAP TOPLUMA YOL GÖSTERMEK YERİNE, TOPLUMU BİR BİRİNE DÜŞÜRÜR, BÖLER VE KARGAŞA YARATIR. Bakın bu konuda kendisinden emin, inancını anlatmak adına Kur’an hakkında ne diyor bir arkadaşımız. Bu sözler, günümüzde İslam ın ne derece yanlış ve korkunç boyutlarda yaşandığına, çok güzel bir örnek.

“KUR AN IN DELALETİ ZANNİDİR, ÇÜNKÜ BAŞKA BİRİSİ AYNI AYETLERİ FARKLI YORUMLAR. BU YÜZDEN YORUMLARI SINIRLAYAN SÜNNETE İHTİYAÇ VARDIR.”

Bu sözleri söyleyen ve inanan bir insanın, Kur’an dan zerre kadar haberi yok demektir. Herkesin kendi imtihanı inancıdır der belki geçebiliriz. Ama bu sözleri söylemek, Kur’an a hakarettir, saygısızlıktır onu hatırlatmak isterim. BIRAKIN KUR’AN I, BİLGİ VEREN, AÇIKLAYAN HİÇBİR KİTAP ZANNİ DEĞİLDİR, HİÇBİR YAZAR KİTABINI ZAN ÜZERİNE YAZMAZ. Böyle bir düşünceyi Kur’an a nasıl nispet ederiz? Zan içeren bir kitap, zaten kesin bilgi vermez, hiç kimsede okumaya tenezzül etmez. Kur’an Zan bilginin sakın ardı sıra gitmeyin diye uyarır. Bunu bile fark edemiyoruz, sırf batıl inançlarımızı yaşayabilmek adına. BİZLERE ULAŞAN RİVAYET HADİSLER, KİŞİLERİN KENDİ DÜŞÜNCELERİ İLE ANLADIKLARININ NAKİLLERİDİR. PEYGAMBERİMİZİN DİREK NAKLEDİLEN SÖZLERİ DEĞİL. Önce arkadaşımızın sözlerinde geçen DELALET ve ZAN kelimeleri, ne anlama geliyor ona bakalım. 

DELALET: Yol gösterme, kılavuzluk yapma.
ZAN: Zannetmek, şüphe etmek, gerçeğini bilmeden ihtimal üzerine hüküm vermek.

Aklını zerre kadar kullanan bir Müslüman, bu kelimeleri Kur’an a yakıştırıp ve bu özellikleri Kur’an a asla vermez. Doğrusu üzüntümden, ne söyleyeceğimi bilemiyorum, ama şunu net söylemeliyim ki, bunları Kur’an a nispet edip yakıştıranlar, hesap günü çok üzülenlerin arasında olacağı açıktır.  Yaptığımız ve anlayamadığımız en büyük yanlış, Kur’an ın MUHKEM ayetlerinin, yoruma kapalı olduğu gerçeğidir. Çünkü yorum anlamı açık olmayan, okunduğunda anlaşılamayan sözler için yapılır. Allah dinin anası, temeli olan ayetler MUHKEM demiş, yani şüphe duyulmayacak, tartışılmayacak kadar açık, anlaşılan anlamındadır.

Arkadaşımız emin olamadığımız rivayet hadisleri savunup, onları dinin temel bilgileri yapabilmek için,  Allah ın sözlerini anlaşılmaz ama beşeri rivayetleri anlaşılır kılarak,  İslam dinine en büyük kötülüğü yapmış olduğunun, ne yazık ki farkında değil. HÂŞÂ, Allah ın kullarına anlatamadığını, kimin haddine ki anlatmaya cüret etsin. ONUN İÇİN ALLAH IN ELÇİSİ, ÖRNEK İNSAN, SAĞLIĞINDA KUR’AN IN DIŞINDAN TEK BİR KELİME BİLE YAZDIRMAMIŞTIR. BU SÖYLEDİKLERİ DOĞRU OLSAYDI, SİZCE PEYGAMBERİMİZ BÖYLEMİ YAPARDI?

Ayetlerin anlaşılmasını hadislerle, peygamberimizin sünnetiyle sınırlamaya çalışan arkadaşımızın şunu düşünmesini isterim. Hadislerin tamamı bir rivayete göre diye başlar, yani kaynak ZANNİDİR ve ikinci üçüncü şahısların, peygamberimizden duyduklarını iddia ettikleri ve naklettikleri sözlerdir. Bu sözlerin dilden dile nakledilirken, doğru, hatasız bizlere yüzlerce yıl boyunca doğru ulaşacağına nasıl inanırız? HANİ ALLAH, EMİN OLMADIĞIN BİŞLGİNİN ARDINA DÜŞMEYİN DİYORDU. HANİ GÜVENİLECEK VE İPİNE SARILACAK KİTAP KUR’AN DI. HANİ KUR’AN DAN SORUMLUYDUK. Allah bizlerin okuduğumuzda anlayamayacağımız bir kitaptan, nasıl sorumlu tutacağına inanırız? Bu kadar mı aklımızı başkalarına kiraya verdik.  Peygamberimiz, Muhkem ayetleri okuduklarında ümmetim anlayamaz deyip, Kur’an ı anlaşılır hale getirmeyi düşünemedi de, yüzlerce yıl sonra, birilerinin mi aklına geldi de bizlerin imanımızı kurtardı? Bunu nasıl düşünürüz. Bunları söylemek ve düşünmek, Allah a ve elçisine apaçık iftiradır.

Kur’an bizlerin sorumlu olduğu muhkem ayetleri, birçok ayetinde, nice örneklerle açıkladık ki hiç kimseye muhtaç olmayasınız diyor. Düşünebiliyor musunuz, Allah dinde ruhban sınıfı olmadığını söylediği halde, nasıl olurda bunun tam tersine bir düşünceye inanıp, Kur’an ı ve İslam ı anlayabilmemiz için, bizlerin bazı kişilere ya da bilgilere ihtiyacımızın olduğunu söyleriz. Allah Kur’an ı sizlere yol gösterici olsun diye indirdik dedikçe, Kur’an ın delaleti yani yol gösterici olması zannidir yani ihtimaller üzerine kurulmuş, kişiye göre değişir herkes anlayamaz, peygamberimizin hadisleri olmasaydı Kur’an anlaşılmaz kapalı kalırdı, nasıl deriz. Bunu söylemek için, ya akıldan yoksun olmalı bir insan, ya da zerre kadar Kur’an bilgisi olmaması gerekir. Herkese göre Allah ın hükmü nasıl değişir? Nasıl olur okunduğunda herkes anlayamaz. BU NASIL BİR HÜKÜM VERMEKTİR Kİ, HER OKUYAN FARKLI ANLASIN. BÖYLE BİR KİTAP YOL GÖSTERMEKTEN UZAK, TOPLUMU BÖLER, PARÇALAR VE BİRBİRİNE DÜŞMAN EDER. Ne yazık ki buda zaten gerçek oldu. Allah Enam 148. ayetinde, tıpkı arkadaşımızın yanlış düşüncelerine örnek verircesine, cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları anlatırken,  bakın bu konularda Allah ne diyor. ” SİZ ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE UYMUYORSUNUZ VE SİZ SADECE YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.” Bu konuda birkaç örnek daha verelim.

ONLARIN ÇOĞU, ZANDAN BAŞKA BİR ŞEYE UYMAZ. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilendir. (Yunus 36)

Hâlbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. SADECE ZANNA UYUYORLAR. Zan ise asla gerçeği ifade etmez. (Necm 28)

Ey iman edenler! ZANDAN ÇOK SAKININIZ. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.  (Hucurat 12)

Bunca açık ayetlere iman ettiğimiz halde, hala Kur’an ın yol gösterici kılavuz olması zannidir, ihtimaller üzerine sözlerdir diyorsak, sanırım söyleyecek bir söz yok demektir. Bakın Allah ın elçisi, tıpkı günümüzde düşündükleri gibi düşünenlere, Allah ın elçisinin ne demesini istiyor. Ayrıca Kur’an ın açıklanmış bir şekilde gönderildiğine dair ayetler.

Enam 114: De ki): ALLAH'DAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? HALBUKİ SİZE KİTAB'I AÇIK OLARAK İNDİREN O'DUR. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (Diyanet vakfı)

Meryem 97: Biz Kur'ân'ı, sadece Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye, SENİN DİLİNLE KOLAYLAŞTIRDIK. (Bayrakta Bayraklı)

Hac 16: Biz onu, böylece AÇIK-SEÇİK AYETLER HALİNDE İNDİRDİK. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/dileyene kılavuzluk eder. (Yaşar Nuri meali)

Nur 18: ALLAH, SİZE AYETLERİ AÇIKLIYOR. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Diyanet meali)

Bu ayetleri okuyanlar, Allah ayetlerim açık ve izah edilmiş dedikçe, tam tersini söyleyerek, “AÇIKTA NE KADAR AÇIK, HERKES KUR’AN I ANLAYAMAZ” demekten korkmuyorlar. Allah ın ayetlerini, kendi nefislerince yorumlayanlar, Allah dan başka hakemlik yapmaya soyunanlardır. Bunca açık ayetlere gözlerini yumarak batılı, zannı ısrarla din diye yaşayanlar, Kur’an ın ışığından asla istifade edemeyecek, böylece gerçekleri görebilmek için, GÖNÜL GÖZLERİ AÇILAMAYACAKTIR.  Bu kardeşlerimizi zanna değil, apaçık Allah ın ayetlerine davet ediyorum.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://hakyolkuran1.blogspot.com/
http://halukgta.blogcu.com/
http://kuranyolu.blogcu.com/
http://hakyolkuran.com/
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
10
CUMA HUTBELERİ / Rıfk Allah Her İşte Zerafeti Sever
« Son İleti Gönderen: YOLCU Şubat 01, 2019, 03:15:02 ÖS »
RIFK: ALLAH HER İŞTE ZERAFETİ SEVER

Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman bir de göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sımsıcak bir dost oluvermiş.”
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Rıfktan mahrum kalan bir kimse hayrın tamamından mahrum kalmıştır.” 

Kıymetli Müminler!
Yüce dinimiz; iman, ibadet ve güzel ahlâk üzerine kuruludur. İnsanın Cenab-ı Hak katında değer kazanmasına ve toplum içinde sevilip sayılmasına vesile olan ahlâkî erdemlerden biri de rıfktır. Rıfk; güler yüzlü, tatlı sözlü, sakin ve geçim ehli olmaktır. Sert ve kaba davranmamak, kalp kırmamaktır. İnsanın aklını karartan ve sonu hüsran olan öfkeye yenik düşmemek, sabırlı ve soğukkanlı olmaktır.

Değerli Müslümanlar!
Rabbimiz her işte rıfk ile muamele etmeyi sever.  Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimizin şahsında bütün müminlere hitaben “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir”  buyurarak affedici ve hoşgörülü olmayı emretmektedir. Bir başka ayet-i kerimede ise “affedici olmak ve öfkeyi yutmak” Allah’ın mağfireti ve cennetiyle müjdelenen muttakilerin özellikleri arasında sayılmıştır.

Aziz Müminler!
Resûlullah (s.a.s), yumuşak davranma hususunda en güzel örneğimizdir. O, sadece insanlara değil, varlık âleminin tamamına şefkat, merhamet ve nezaketle davranmıştır. Her işinde kolaylaştırıcı olmuş, zorluk çıkarmaktan ve çevresindekileri incitmekten sakınmıştır. Hatalar karşısında cezalandırmaktan ziyade affedici olmayı tercih etmiştir. Ezici, yıpratıcı, kırıcı değil, sevgi ve saygıyı besleyen yapıcı davranışları öğütlemiştir. Allah’ın kendisine lütfettiği bu özellikler sayesinde Müslümanlar Peygamberimizin etrafında kenetlenmiştir.

Cenâb-ı Hak, bu gerçeği bize şöyle haber vermektedir: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile…” 
Kıymetli Müminler!
Peygamberimizin ahlâkını kendisine model alan bir mümin, bütün ilişkilerini rıfk ile yürütür. Can taşıyan en küçük varlıklara karşı bile şefkat ve merhameti elden bırakmaz. Sade ve zarif haliyle, kibar ve anlayışlı tavırlarıyla İslam’ın yüce değerlerini ve üstün ahlâkını temsil eder. Mümin, her türlü aşırılıktan, kabalıktan, şiddetten uzak durur. Zira Peygamberimiz onu şöyle tanımlar: “Namusa dil uzatan, lânet eden, çirkin işler yapan, edepsiz konuşan kimse kâmil bir mümin değildir.” 

Muhterem Müminler!
İnsan olma sorumluluğunun ve insana yakışan değerlerin ihmal edildiği, şiddetin din, dil, ırk ve coğrafya tanımadan bütün insanlığı tehdit ettiği bir çağı yaşıyoruz. Böyle bir çağda bilmeliyiz ki, şiddetin beslendiği hiçbir referans, İslamî, insanî ve ahlâkî değildir. Bizlere düşen, insanın şeref ve haysiyetini zedeleyen her türlü davranışı hayatımızdan uzak tutmaktır. Anne babamıza, eşimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza ve komşularımıza rıfk, şefkat ve güler yüzle davranmaktır. Haklı ve güçlü iken bile affedici, öfke anında dahi sabırlı olmaktır.

Peygamberimizin buyurduğu gibi, “Pehlivan, güreşte rakibini yenen değildir. Asıl pehlivan, öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır.”  Ancak şunu da bilmemiz gerekir ki milli ve manevi değerlerimize yönelik saldırılar karşısında haklı bir tepki vermek, ahlâkî bir heyecanın ve imanî bir hassasiyetin asil bir ifadesi, dindarlık ve vatanseverlik alametidir.

Aziz Müslümanlar!
Rıfka sahip olan rahmeti kuşanır; rahmeti kuşanan da Allah’ın merhametine ulaşır. Rıfkı terk eden şiddete yönelir; şiddet ise kıyamet günü pişmanlıktır. O halde, öfkenin aklımızı ve vicdanımızı esir almasına, sabırsızlığın ebedi kurtuluşumuza gölge düşürmesine fırsat vermeyelim. Sevgili Peygamberimizin şu hadisini daima hatırlayalım: “Şüphesiz Allah Teâlâ Refîktir, rıfkı sever. Sertlik ve benzeri hallere vermediği ecri, yumuşak huylulukla yapılan işlere verir.”
Sayfa: [1] 2 3 ... 10