Tesettür Forum

Gönderen Konu: İsra Suresi 84. Ayet  (Okunma sayısı 2499 defa)

Ocak 02, 2011, 06:43:19 ÖS
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 4714
İsra suresi 84. ayette geçen "De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir." demekle ne denmek isteniyor?
Soru


İsra suresi 84. ayette geçen "De ki: Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir." demekle ne denmek isteniyor?

Cevap

De ki: Her insan kendi seciye ve karakterine göre davranır. Kimin daha isabetli olduğunu ise asıl Rabbiniz bilir. (İsra 84)

Yani herkes kendi durum ve mizacına uygun olan yolda hareket eder. Başka bir ifade ile özel hislerine göre iş yapar. Bu durumda en doğru yola gideni Rabbiniz en iyi bilendir. Yani herkes kendi mizacına göre hareket ederek hoşuna giden yolu tutmakla doğru yol tutmuş olmaz. Bir din veya mezheb herhangi bir kişinin veya toplumun mizaç ve duygularına uygun gelmekle hemen doğru olamaz. Hak din, Allah'ın kitap ve Resulü ile bildirdiğidir. Buna göre mizacı hakka uygun olan kimselere ne mutlu!

İnsana verilen her bir his ve duygu insanı Allah’tan uzaklaştırmak için değildir. Aksine insanı Allah’a yaklaştırmak ve terakki etmek içindir. Bu sırrı bilmeyenler insanın kendinde bulunan bazı his ve duygulardan kesinlikle arındırılması gerektiğini savunmaktadırlar. Halbuki böyle bir şey bazı insanlar için mümkün olmayan bir durumdur.

Fakat alimlerimizin çoğunluğu, bu his ve duyguların bizi terakki ettirmek için verildiği kanaatindedir. Bu his ve duyguların yüzünü fani ve ehemmiyetsiz şeylerden çevirip baki şeylere yönlendirmek gerekmektedir. Yani o duyguyu yok etmek değil, hayırlı şeylere yönlendirmek gerekir.

Mesela geleceği düşünmek hissi herkeste var. Bir insan bununla isterse sadece dünya hayatını düşünebilir ve sadece ona çalışabilir. Fakat bu his ve duygu sadece bunun için verilmemiştir. Öyleyse bu hissi başka değerli bir şeye yönlendirmesi gerekir. Bu da sonsuz geleceğimiz olan ahireti düşünmek tarzında olmalıdır. Böylece Cenab-ı Hakkın sevgili bir kulu olmaya yönelir.

Mesela insanda inat duygusu da var. Bu hissi dünya işlerine sarf ettiği zaman ehemmiyetsiz şeylere de inat eder. Ve günah da kazanır. Fakat insan bu hissini, Allah’ın istediği şekilde kullansa, o zaman ibadete inkılap etmiş olur. Şöyle ki, bu his ile bir Müslüman diyecek: “ben inat ettim sabah namazını kaçırmayacağım, inat ettim hiçbir mü’mine kızmayacağım, inat ettim her gün şu kadar namaz v.s ibadet edeceğim." Böylece kendisine verilen inat duygusunu hayırlı işlere çevirip ibadet haline getirebilir.

Ayrıca hırsın da böyle iki mertebesi var. Biri insanı günaha sevk eder, diğeri ubudiyete. Günah olan tarafı Allah hoş görmediği gibi, iyiye kullanılsa hoş karşılanır. Mesela bir insan hırs edip devamlı mal, mülk kazanmaya çalışsa ve neticede zekat vermez ise, bu his insanı helakete götürür. Veya insan kendine hedef tayin ettiği herhangi bir makamı elde etmek için, her türlü kılığa girmekten sıkılmıyor ve mukaddesatını feda edecek şekilde hırs gösteriyorsa, taşıdığı bu hırs duygusunu yanlış yerde kullanmış olur. Allah da bu hissi taşıyanı lanetler. Fakat insan bu hırs damarını “insanların imanlarını nasıl kurtarırım, insanlara nasıl faydalı olabilirim, ahiretteki makamımı nasıl artırırım ve Allah’ın rızasını nasıl kazanırım” diye kullansa herhalde hırs damarı tüm hissiyatlar içerisinde sultan olur.

İşte insan kendinde bulunan bütün his ve duyguları hayırlı şeylere yönlendirebilir.

Sinirlenme duygusu, Allah’ın düşmanlarına ve zalimlere sinirlenmek için verilmiştir. Bu noktadan müslümanlara sinirlenmek ve onlara kin beslemek caiz değildir. Sinir duygumuzu yerinde kullanmaya çalışacağız.



Selam ve dua ile...