Tesettür Forum

Gönderen Konu: Kutlu Doğum - Mevlid Kandili  (Okunma sayısı 8345 defa)

Mart 08, 2009, 02:51:05 ÖS
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu Adını Muhammed koydular" haberini aldılar

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler Yahudi, "Beni ona götürün" dedi
Yahudi ile beraber kalkıp Hz Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti Ellerinden kitap da gitti Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver"

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı(3)

Aynı gece Hz Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük"

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12 Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti Fakat bir de baktılar ki Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60
(2)Age, 1:162-163
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102
(4)Age, 1:102
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162

Mehmet Paksu, Mübarek Gün ve Geceler,
Mart 08, 2009, 02:59:36 ÖS
Yanıtla #1
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Allah'ın rahmeti,
bereketi sizinle olsun,
gönül güneşiniz hiç solmasın,
yüzünüz aydın olsun,
kabriniz nur dolsun, makamınız Firdevs,
dualarınız kabul olsun
Kandiliniz mübarek olsun

 
Dualarınızda bulunabilmek ümidiyle
 

« Son Düzenleme: Mart 08, 2009, 03:02:45 ÖS Gönderen: ebrar-ist »
Mart 08, 2009, 05:38:12 ÖS
Yanıtla #2
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 102
allah razı olsun güzel bir paylasım
Mart 08, 2009, 06:45:16 ÖS
Yanıtla #3
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Mart 08, 2009, 07:29:25 ÖS
Yanıtla #4
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 1415
Herkesin kandili mübarek olsun inşeAllah arkadaşlar
Mart 08, 2009, 07:32:27 ÖS
Yanıtla #5
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 92
Allah razı olsun nice kandillere erişmek dileğiyle
Mart 08, 2009, 08:02:31 ÖS
Yanıtla #6
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 4714
Mart 08, 2009, 09:08:51 ÖS
Yanıtla #7
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 600
İnş idrak etmesini biliriz
Nisan 11, 2009, 09:07:46 ÖS
Yanıtla #8
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Ayına ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz Bu günleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz:
*Efendimiz(SAV) adına hatim indirmeliyiz. Mümkünse her bir şahıs Efendimize(SAV) bağlılığının nişanesi olarak bir hatim indirmeli, eğer yavaş okuyorsa başka yavaş okuyanlarla birleşerek bir hatim indirmelidir.

*O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdırBu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği nûru tanımak gerekirBu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabilirizOkuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz

*Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabilirizO’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz

*Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebilirizYine bunun gibi, bilhassa araçlarımızda Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin veya vaazların bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz

*Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabilirizZiyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz

* Güllerin Efendisini (SAV) temsilen kırmızı gül dağıtabiliriz. Ailemize, akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize gül hediye edebiliriz. Gülün üzerine de Efendimizin (SAV) güzel bir hadisini ekleyebiliriz. Ziyaretlerinde bulunduğumuz dost ve akrabalarımızla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz
*Vakit namazlarımızı camide kılabiliriz. Camide kılamıyorsak en azından cemaatle kılmaya özen göstermeliyiz.
*Bu mübarek ayda tesbih namazı kılabiliriz.

*İki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakıa, Mürselat sûreleri ihtiyarlattı”[linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...] buyuruyorBu sûrelerde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştıBizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek Hûd, Vakıa ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz

*Efendimize(SAV) çokça salat-u selam getirmeliyiz. Zira Efendimiz(SAV) şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyâmet günü bana en yakın olan, benim şefâatime en layık olan, bana en çok salât ü selâm getiren kimsedir.”
Efendimize(SAV) yakın olmayı kim istemez ki!


“Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed
Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi
Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike

SALÂT-I TEFRÎCİYE Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke
SALÂT-I TEFRÎCİYENİN MANASI
“Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed’e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O’nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O’nun hürmetine elde edilir. O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah’ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et.”
RABBİM CÜMLEMİZİ EFENDİMİZİN(SAV) ŞEFAATINA NAİL EYLESİN.
AMİN…
Nisan 13, 2009, 05:47:25 ÖS
Yanıtla #9
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Peygamber Efendimizin  Doğum Günü

--------------------------------------------------------------------------------

وَمَا اَرْسَلْناَكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعاَلَمِينَ {1}
قال رسول الله صلىالله عليه و سلم :
"أَناَ مُحَمَّدٌ وَ أَحْمَدُ وَ نَبِيُّ الرَّحْمَةِ" {9}

Peygamberimizin Doğumu



Dünya tarihinde önemli dönüşüm ve değişimlere sebep olan olaylar vardır. İnsanlık tarihinin en tesirli ve en etkili hadiselerinden biri de hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v) in dünyaya teşrifleridir.
(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik[1]. Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik[2] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini, bütün dünya beklemekteydi.
Hz. Musa aleyhisselâma gönderilen Tevratta müjdeci, uyarıcı, kaba ve katı yürekli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kendisine yapılan kötülükleri iyilikle karşılayan, affeden [3] özelliklerle anlatılan Peygamber Efendimizin gelişini, herkes hasretle bekliyordu. Kurânın ifadesiyle Hz. İsa onun gelişini şöyle müjdeliyordu: Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size ALLAHın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti[4]


Peygamber Efendimiz daha dünyaya teşrif etmeden ve Peygamberlikle görevlendirilmeden ona inananlar olmuştu. şairimiz Arif Nihat Asya bu gerçeği şöyle dile getirir:
Günler, ne günlerdi yâ Muhammed;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı[5]
Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi![6]



ALLAH Teâlâ, bütün peygamberlerden ümmetleri adına onun peygamberliğini tasdik edeceklerine ve ona yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Nitekim bu husus Kurânda şöyle anlatılır: Hani, ALLAH, Peygamberlerden: Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almış ve, Bunu kabul ettiniz mi verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? demişti. Onlar, Kabul ettik demişlerdi. ALLAH da, Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti[7].
Kurânı Kerimden önce gelen bütün kutsal kitaplarda, Peygamber Efendimizin geleceğinden ve özelliklerinden söz edilmiştir. Ancak Hıristiyan ve Yahudi din adamları bu gerçeği gizlemişler ve tahrif etmişlerdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler[8] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.



ALLAH Teâlânın, insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ve hidayet öncüsü Hz. Muhammed (s.a.v)in ALLAH katından getirdiği ilahî davetini ve onun örnek ahlâkını anlamak, anlatmak, ona duyulan engin sevgiyi gönüllere yerleştirmek, topluma aktarmak maksadıyla yıllardır müslümanlar, onun dünyaya teşriflerini Mevlid kandili olarak kutlamaktadır. Hepimize, İslâm âlemine ve bütün dünyaya hayırlı olmasını niyaz ederiz.20 nisan,
peygamber efendimizin doğum günüdür.Bu özel günü tebrik ederken konuyu bir hadisle bitirmek istiyorum. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: Ben Muhammedim, ben Ahmedim, ben Rahmet peygamberiyim [9].

__________________
[1] Enbiyâ, 21/17.
[2] Sebe, 34/28.
[3] Muvatta, Mukaddime, 2.
[4] Saf, 61/6.
[5] Arif Nihat Asya, Dualar Ve Âminler, İstanbul, 1976, s. 64.
[6] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, İstanbul, 1977, s. 499.
[7] Âli İmrân, 3/81.
[8] Bakara, 2/146.
[9] Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126; Tirmizî, Daavât, 118.


Dr. Kerim Buladı
« Son Düzenleme: Nisan 13, 2009, 05:52:58 ÖS Gönderen: ceylin »
Nisan 13, 2009, 05:49:52 ÖS
Yanıtla #10
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Gençler!


20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiu'l-evvel ayının 12'nci günü Pazartesi (İsneyn) gecesi Peygamberimiz Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) kâinâtı şereflendirmişlerdir.




“Ve ma erselnake illa rahmetel lil alemin : Seni sadece bütün kainata rahmet olarak göndermişizdir.” (Enbiyâ 21/107)


ALLAH Teâlâ’nın yarattığı tüm maddî-mânevî varlıkların var oluş rahmet kapısı olan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selem) biz Müslüman - Mü'minler için ise :


“Le kad caeküm rasulüm min enfüsiküm azizün aleyhi ma anittüm harisun aleyküm bil mü'minine raufür rahiym : Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe 9/129)


Kendimizden bir beşer olarak Abdullah (ALLAH Teâlâ’nın kulu) ve Hakk’ın halifesi - görevlisi Rasûlullah (ALLAH Teâlâ’nın elçisi) olarak, biz mü’minler için taşıdığı sıfatları, ALLAH Teâlâ kendi sıfatlarından seçmiştir:


El Raûf : Çok acıyan, esirgeyen, merhamet sâhibi. Esmâ-i İlâhiyedendir.


El Rahîm : (Rahmet. den) Rahmet edici, merhamet eyleyen. Rahmedici. Muhafaza eden, bağışlayan. Rahmet ve merhamet sahibi, şefkat eden, gufran sahibi. Esmâ-i İlâhiyedendir.
(Kur'an-ı Kerim'de bu isim 220 defa zikredilir.)


Mü’minlere karşı Raûf ve Rahîm oluşta hırsı çok olan Azîz Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem)’esalât ve selâmlarımız ulaşsın inşâALLAH!


Âcizâne dikkat ettiğim bir husus da ALLAH Teâlâ’nın kullarının ibâdetlerine bizzât katıldığına dair tek açık âyet olarak gördüğüm:


“İnnellahe ve melaiketehu yüsallune alen nebiyy ya eyyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima: ALLAH ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (Ahzâb 33/56)


Burada dikkat edilecek husus, her “sall” kökünü namaz ve dua sanmamaktır.
Arapçada “sall” kökü; isal, ulaşım, kavuşum ve iletişim anlamındadır.


Büyük su kanallarına isale kanalı.
Ana elektirik hatlarına ise isale hattı dememiz suyu ve elektiriği gereken yere ulaştırmalarındandır.


Gurbette yaşayıp da doğup-büyüdüğü köyünü kentini yani “sıla” sını özlemeyen var mıdır?


Aynı annenin rahminde göbek bağlarıyla birleşen kardeşlerin bu sıla-yı rahimi= göbek bağı hukukunu kesmeyi ALLAH Teâlâ şiddetle yasaklamıştır.


Açıkçası Salâvat, insanın beden, nefis, kalb ve ruhunun Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selem’ e cep telefonu ile değil de kalb telefonu ile bağlanması ve kavuşumudur.


Salât=Namaz da böyledir ve ALLAH Teâlâ’ya ulaşım ve görürcesine ibadettir.


Bu çok değerli günümüzde iyice düşünüp ALLAH Teâlâ’nın:
“ALLAH ve Resûlüne teslim olunuz, iman ediniz, tâbi olunuz ve itâat ediniz!”
Emirleri için Kur’ân-ı Kerîm’imize bir daha bakıp sıla-yı rahim edip de sesi sahibinden duyalım ve uyalım İnşâALLAH..


Dünyamızda dinimizde ve âhiretimizde her şeyimizin Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selem)’e benzemesi için çaba sarf edelim.
İmanda, amelde, ahlâkta ve hâllerde Muhammedî gençlik yetiştirilmesinde yine ayırıp-kayırmadan, hakta ve hayırda kalarak Muhammedî gayret, merhamet ve muhabbetle hasbî hizmetler edelim İnşâALLAH..


Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selem)’ doğduğu bu kutlu günde gönüllerimize Muhammedi Güneşin doğmasını ve ömrümüzün Muhammedi mutlulukla geçmesini ve tüm kâinâtın aslına uyğun hâle gelip Nur-u Mim ile aydınlanmasını dileriz…


Buyurunuz sistemi var eden El Vâhid olan Allahu zü’l-celâl, melekleri ve tüm sistemin salâvâtına biz de iştirak ederek hadis-i şerif olan bir salâvâtı Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve selem)’e ışınlayalım İnşâALLAH:


ALLAHümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn Abdike ve Nebiyyike, ve Rasülûke ve Nebiyyi’l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve’s-sahbihi ...


Nisan 13, 2009, 05:50:44 ÖS
Yanıtla #11
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
ALLAHümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn Abdike ve Nebiyyike, ve Rasülûke ve Nebiyyi’l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve’s-sahbihi ...

Nisan 13, 2009, 05:51:30 ÖS
Yanıtla #12
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Mevlid Kandilinin Önemi
Hz. Muhammed (sav) efendimiz Hicret'ten 53 sene evvel Rebîulevvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'nin Haşimoğulları mahallesinde, Safa Tepesi yakınında bir evde doğdu. Bu kutlu günde yani o büyük günde henüz güneş doğmadan âlem nur ile doldu. Âdem aleyhisselâmdan beri babadan evlâda intikal eden nur asıl sahibine ulaştı.

Muhammed aleyhisselâmın nuru, Âdem aleyhisselâmdan itibaren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek gelmiştir. Kur'ân-ı Kerimde Şuara suresi 219. ayetinde Yüce ALLAH şöyle buyurur: “Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır.”

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’ in (sav) dünyaya geldiği gece, müthiş alametler kendini göstermiştir.

O gece bir yıldız doğdu ve bunu gören Yahudi bilginleri Peygamber efendimizin doğduğunu anladılar. Eshâb-ı kiramdan Hassan bin Sabit şöyle anlatır: “Ben sekiz yaşındaydım. Bir sabah vakti Yahûdînin biri, hey Yahudiler! diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudiler ne var, ne oluyor diyerek yanına toplanınca şöyle söyledi: "Haberiniz olsun Ahmed'in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyaya geldi” dedi.

Yine O büyük gecede Medâyin şehrindeki İran Kisrâsının sarayının on dört kulesi (burcu) yıkıldı. O gece gürültüyle ve dehşetle uyanan Kisrâ ve halkı yine kendilerinden bazı ileri gelenlerin gördükleri korkunç rüyaları tabir ettirdiklerinde bunun büyük bir şeye alâmet olduğunu anladılar.

Hz. Muhammed (sav) efendimiz doğduğu gece Kâbe' deki putlar yüz üstü yere yıkıldı. Urvetübni Zübeyr rivâyet eder: "Kureyşten bir cemâatin bir putu vardı. Yılda bir defâ onu tavâf ederler, develer kesip şarap içerlerdi. Yine öyle bir günde putun yanına vardıklarında onu yüzüstü yere yıkılmış buldular. Kaldırdılar, yine kapandı ve bu durum üç kez tekrarlandı. Bunun üzerine etrafına iyice destek verip diktikleri sırada şöyle bir ses işitildi: "Bir kimse doğdu yeryüzünde her yer harekete geldi. Ne kadar put varsa hepsi yıkıldı. Kralların korkudan kalpleri titredi." Bu hâdise tam Hz. Muhammed (sav) efendimiz doğduğu geceye rastlıyordu.

Yine o gece Mecusîlerin yani ateşe tapanların bin yıldan beri yanmakta olan kocaman ateş yığınları anîden söndü. Ateşin söndüğü tarihî not ettiler. Kisrânın sarayından burçların yıkıldığı geceye isabet ediyordu.

O zaman insanların mukaddes saydıkları Sâve Gölü de yine o gece bir anda suyu çekilip, kuruyuverdi.

Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehrinin vadisi de, o gece su ile dolup taşarak akmaya başladı.

Hz. Muhammed (sav) efendimizin doğduğu gece ve daha sonra o zamana kadar görülmemiş bu alametlerden başka pek çok hâdise gerçekleşmiştir. Bunların hepsi son Peygamber Hz. Muhammed (sav) efendimizin dünyaya teşrif ettiğine işaret olmuştur.

__________________
Ya Rabbi,doğruyu bize doğru olarak göster,ona uymayı nasip et ve yanlışların yanlış olduklarını göster,onlardan sakınmamızı nasip et.Hz. Muhammed (S.A.V.)

Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim kalbimi dinin üzere sabit kıl...

Nisan 13, 2009, 05:53:06 ÖS
Yanıtla #13
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2505
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.

Resulullah efendimiz dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullahın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Lehebin, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, ALLAHü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]

Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur.

İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hazret-i Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur.

Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır.

El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)

(ALLAHü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye'de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bidat olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullah efendimizi övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bidat değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullah efendimizin dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin Resulullah efendimizi çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari]

(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)

(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)

Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:
(ALLAHü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]

Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)

Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:
(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]

(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]

(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]

Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bidat diyorlar. Resulullahı övmek bidat olmaz. Bu övgüden ancak, ALLAHı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü ALLAHü teâlâ Onu övmektedir. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]

(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]

Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

(ALLAH ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

Erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, ALLAH rızası için mevlid okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, Mevlid gecesinin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)

Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.

Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir.

İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.

Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, ALLAHü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (ALLAH ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?

İslam âlimleri buyuruyor ki:
Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları ALLAH rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki)

Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)

Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)

Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)

Pazarlık etmeden, sırf ALLAH rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur'an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)

Ücretle okunan Kur'andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)
Şubat 24, 2010, 09:09:56 ÖS
Yanıtla #14
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3245
Acı ve hüzün yıldızlar kadar uzak, mutluluk gözbebeği kadar yakın, umutlar gerçek, gerçekler mutluluk, mutluluklar sonsuz, dünya hayatınız ve ahiretiniz, saadetiniz olsun. Mevlid kandiliniz mübarek olsun...