Tesettür Forum

Gönderen Konu: Yaratılış  (Okunma sayısı 1463 defa)

Temmuz 29, 2010, 09:49:04 ÖS
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 17
Dünyadaki her insanın farklı faklı yaratılması (kimini güzel kiminin çirkin kiminin kıskanç kiminin kibirli kiminin iyi huylu gibi) hakkında bir ayet var mı? İnsana bahşedilen bu özelliklerin farklı olmasının bir hikmeti mi vardır? bir açıklaması olabilir mi?
« Son Düzenleme: Temmuz 29, 2010, 11:07:14 ÖS Gönderen: WEBMASTERYOLCU »
Temmuz 29, 2010, 10:35:30 ÖS
Yanıtla #1
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2240
İnsanın derin yükümlülüğü
 
İnsan Cenâb-ı Hakk’ın öyle bir îcadıdır ki, Allah’ın yüzlerce isim ve sıfatına mazhar.1 bulunmakla berâber, yeryüzünün halîfesi sıfatını da omuzunda taşımaktadır.2 Kur’ân’da ifâdesini bulan bu hakîkat, Peygamber Efendimiz’in (asm) mübârek lisânında da şöyle yer almıştır: “Allah insanı Rahmân ismini tamamıyla gösterir bir sûrette yarattı.”3

İnsana emânet-i kübrâ verildiğini de bize Kur’ân söylüyor.4 Yani insan kendisine verilen sıfatlarla, kendisini Yaratanı bilmek, bulmak, tanımak, sevmek, itaat etmek ve bu istikâmette kâbiliyetlerini geliştirmekle yükümlüdür.

İnsan hayatının dokuz büyük gâyesi, hikmeti ve yükümlülüğü bulunduğunu beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri, bu hikmetleri kavramakla insanın gerçek insan olacağını, varlığının sırrına ereceğini ve gerçek mutluluk ve huzûru bulacağını kaydeder. Bu dokuz emir kısaca şunlardır:5

1- İnsan, vücuduna konulan duygular terâzisiyle Allah’ın Rahmet hazînelerinde depolanan zengin nîmetleri tartmak ve geniş çerçevede şükretmekle yükümlüdür.

2- İnsan, fıtratına yerleştirilen duygular anahtarlarıyla Allah’ın kudsî isimlerinin gizli defînelerini ve hazînelerini açmak ve Cenâb-ı Hakk’ı o isimler ile tanımakla yükümlüdür.

3- İnsan, Allah’ın isimlerince, mahlûkat nazarında kendisine takılan ince san'atları ve latîf cilveleri bilmek, takdir etmek, görmek ve göstermekle yükümlüdür.

4- İnsan, hâl ve söz diliyle Hâlık’ının dergâh-ı Rubûbiyetine ubûdiyetini ve kulluğunu arz etmek ve îlan etmekle yükümlüdür.

5- İnsan, Allah’ın isimlerini, kendisine verilen latîf insânî inceliklerle ve nâzik duygularla bilmek, nezâketle süslenmek ve bizzat Şâhid-i Ezelî olan Cenâb-ı Hakk’ın nazarına kendisini arz etmekle yükümlüdür.

6- İnsan, sâir varlıkların hayatlarıyla Allah’ı göstermelerine, zikretmelerine ve ibadet etmelerine şahitlik etmek, derin düşüncelerle görmek ve göstermekle yükümlüdür.

7- İnsan, kendisine verilen azıcık ilim, azıcık kudret, azıcık irâde, azıcık görmek, azıcık işitmek, azıcık konuşmak, azıcık yaşamak, azıcık yapmak, azıcık îmar etmek, azıcık îcad etmek, azıcık merhamet etmek, azıcık acımak, azıcık bağışlamak gibi sıfat ve hallerini “bire bir ölçü” kabul ederek, Cenâb-ı Hakk’ın mutlak sıfatlarını, mukaddes fiillerini, eşsiz ve sınırsız isimlerini o ölçücükler ile bilmekle yükümlüdür. Meselâ insan küçücük iktidârı, ilmi ve irâdesi ile bir hâneyi muntazaman yaptığında; bu koca kâinâtın kendi hânesinden büyüklüğü derecesinde ustası olan Cenâb-ı Hakk’ı o nisbette Kadîr, Alîm, Hakîm, Müdebbîr, Mûcid, Rahîm, Vedûd, Ğafûr ve Muîn bilmelidir.

8- İnsan, varlıkların her birinin kendilerine mahsus dillerle Allah’ın birliğine ve terbiye ediciliğine dâir sözlerini anlamakla yükümlüdür.

9- İnsan, âcizliği, fakirliği, ihtiyâcı, zaafiyeti, eksikliği, kusurluluğu ve sâir noksan sıfatlarının ölçüsüyle, Cenâb-ı Hakk’ın kemâl seviyedeki kudretinin, gınâsının, zenginliğinin ve sâir kemâl sıfatlarının tecellî derecelerini anlamakla yükümlüdür. Nasıl ki açlığının dereceleri nisbetinde ve ihtiyâcın çeşitleri miktarınca yemeklerin lezzetleri, dereceleri ve çeşitleri anlaşılırsa; insan, sonsuz âcizliği ve nihâyetsiz fakirliğiyle Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudreti ve nihâyetsiz zenginliğini kavramalıdır, bilmelidir.

Bu emirler çerçevesinde düşündüğümüzde insan, îcad fiili de dâhil, Cenâb-ı Hakk’a ait ekser fiilleri tanır, görür, anlar, kavrar; böylece aynı fiillerde ve sıfatlarda hem kendi eksikliğini, acizliğini ve zaafiyetini anlar; hem de Cenâb-ı Allah’ın büyüklüğünü, celâlini, izzetini ve kemâlini kavrar, idrâk eder. Böylece yaratılışının sebebini ve hikmetini içinde saklayan kulluk yükümlülüğünü de yerine getirmiş olur.

Dipnotlar:


1- Sözler, s. 19.
2- Bakara Sûresi, 2/30.
3- Buhârî, İsti’zân, 1.
4- Ahzâb Sûresi, 33/72.
5- Sözler, s. 117.
 
Süleyman kösmene (Fıkıh Köşesi)
« Son Düzenleme: Temmuz 29, 2010, 11:07:01 ÖS Gönderen: WEBMASTERYOLCU »
Temmuz 30, 2010, 01:01:52 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 17
Soruma bire bir cevap alamadım belki ama yine de teşekkür ederim +-/*te  İnsanın genel olarak yükümlülüklerini öğrendik sayenizde . Ama farklı özellikler barındırmamızın, gerek fiziki gerek huy olarak çok ayrı yaratılışımızın hikmeti nedir ben anlayamadım ya da yazdıklarınız içinde kaçırdığım bir nokta da olmuş olabilir gecenin bu saatinde  :o
Temmuz 30, 2010, 10:50:51 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3024
Dünyadaki her insanın farklı faklı yaratılması (kimini güzel kiminin çirkin kiminin kıskanç kiminin kibirli kiminin iyi huylu gibi) hakkında bir ayet var mı ? İnsana bahşedilen bu özelliklerin farklı olmasının bir hikmeti mi vardır? bir açıklaması olabilir mi? ?
 
 Her İnsan Müslüman Olarak Doğar. Alemdeki Tek Üstün Varlık Da İnsandır. Akla Sahiptir Diğer Canlılardan Üstünlüğünün En Önemli Farkıdır. Mirac Arkadaşımız Da Bu Üstün Varlığın Akla Sahip Olmasından Doğan Üzerindeki Yükümlülüklerini Anlatmış.
 
İnsan Yukarıda Anlatılan Hikmetleri Kavramakla Gerçek İnsan Olur, Varlığının Sırrına Erer Ve Gerçek Mutluluk Ve Huzûru Bulur.
 
Kur'an'da Secde Suresinin :
 
7.ci Ayetinde ; " O Ki, Yarattığı her Şeyi Güzel Yaptı. İnsanı Yaratmaya da Çamurdan Başladı."
 
9. Ayetinde ; " Sonra Onu Şekillendirip Ona Ruhundan Üfledi. Sizin İçin İşitme,Görme Ve İdrak Duygularını Yarattı. Ne Kadar Az Şükrediyorsunuz !"
 
10. Ayetinde ; " (Kafirler Dedilerki) Biz Toprakta Yok Olduktan Sonra Mı,Biz Mi yeniden Yaratılacakmışız ? Hayır,Onlar Rablerine Kavuşmayı İnkar Etmektedirler."
 
12. Ayetinde ; " Suçlular Rablerinin Huzurunda Boyunları Büküp," Rabbimiz ! ( Gerçeği Gördük ve İşittik. Artık Şimdi Bizi ( Dünyaya) Döndür Ki,Salih Amel İşleyelim. Biz Artık Kesin Olarak İnanmaktayız" Dedikleri Vakit,(Onları)Bir Görsen ! "
 
13.Ayetinde, " Eğer Dileseydik Herkese Hidayetini Verirdik. Fakat benim," Andolsun,Cehennnemi Hem İnsanlardan hem Cinlerden Dolduracağım" Sözüm Gerçekleşecektir.
 
( 13.cü Ayetin Açıklaması : Allah Dileseydi İyiliği ve Kötülüğü Seçebilmeleri Konusunda İnsanları Serbest Bırakmaz,Herkesi İmana Ve İyiliğe Sevkedebilirdi.
 
Farklı Olmasının  Hikmeti ;
 
Bu Takdirde Dünya Hayatı Ahireti Kazanma Yeri Olmaktan Çıkar,İnsanlarda Melekler Gibi Olur,İnsanların Özgür Bir Biçimde İradelerini Kullanarak İyiliği Ve Kötülüğü Seçebilme Ve Ahirette Bunun Sonucuna Göre Karşılığını Görme Şeklinde Sınanmalarının Bir Anlamı Kalmazdı. Ayetin İlk Cümlesinde Bu Husus Vurgulanmakta,İkinci Cümlesinde İse Kötülükleri tercih Edenlerin İlahi Adalet Gereği Karşılaşacakları Sonuç Açıklanmaktadır )
 
Umarım Yardımcı Olabilmişimdir. Akla Sahip Biz Canlıların İçinde Tabiri Cazise "Şeytana Bile Pabucunu Ters Giydirebilme " Özelliğinde Olanlarda Bulunmaktadır. Güzellik ,Çirkinlik, Kıskançlık,Kibirlilik,İyi Huyluluk İnsanın Kendi Elindedir .
 
Temmuz 30, 2010, 10:54:19 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3024
Forumumuzda Da Yaratılış Hikmetlerinden Bahseden Bir Konumuz Mevcud :
 
https://www.tesetturforum.biz/fatiha-ve-hilkat-yaratilis-hikmetleri-t14805.0.html
 
" Allah, evrenleri ve varlıkları kendi güzelliğini seyretmek için yaratmıştır. Özellikle insana ait hilkat sırrı ise; hamd gereğinin altında gizlidir. Bütün canlılar ve cansızlar farkında olarak veya olmadan Cenab-ı Hakk'ı zikir içindedirler. Elektronlar, gezegenler, sonsuz rakslarında manyetik eğilmeler göstererek Cenab-ı Hakk'ı, âdeta ta'zîm ile zikreder. Tüm canlıların kendine has zikirleri vardır. Şarkıları, sesleri, yine bitkilerin semaya açılan dua eder gibi yaprakları, hemen hemen tüm bitkilerdeki boynun eğik hali; Fâtiha'nın, bir ve ikinci âyetlerinde bildirilen hilkat hikmetinin bir sırrıdır.

Allah'ın kendi muhabbetinden doğan cazibeler; atomlar, galaksiler, novalardaki binbir müzik ve ışık bizim idrakimizin ve seyrimizin dışındaki cazibe rakslarıdır.

Vücudumuzdaki temel hayat şifresi DNA molekülleri, kıvrak bir cazibenin etkisiyle kuşaklardan kucağa insanın beden fotoğrafını taşımaktadır. Fâtiha'nın mesâni sırrı da böyle fizik ve biyolojik bir yapının temsilini isim olarak taşımaktadır. Daha önce de değindiğim gibi mesânî çift yönde güçlendirilmiş, kıvrılıp tekrarlanarak sırları sinesinde toplamış anlamına gelmektedir.  "